Ynt: Stanford Üniversitesinin Hikayesi

  • Konuyu Başlatan Konuyu Başlatan Gamzelim
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi

Gamzelim

Kullanıcı
Katılım
17 May 2006
Puanları
0
Web
www.kalbim.gen.tr
Kaba saba, soluk, yıpranmış giysiler içindeki yaşlı çift, Boston treninden inip utangaç bir tavırla rektör´ün bürosundan içeri girer girmez, sekreter masasından fırlayarak önlerini kesti... Öyle ya, bunlar gibi ne idüğü belirsiz taşralıların Harvard gibi üniversitede ne işleri olabilirdi?

Adam, yavaşça rektörü görmek istediklerini söyledi. İşte bu imkansızdı..
Rektörün o gün onlara ayıracak saniyesi yoktu..
Yaşlı kadın, çekingen bir tavırla; "Bekleriz" diye mırıldandı...
Nasıl olsa bir süre sonra sıkılıp gideceklerdi.. Sekreter sesini çıkarmadan
masasına döndü.. Saatler geçti, yaşlı çift pes etmedi.. Sonunda sekreter,
dayanamayarak yerinden kalktı. "Sadece birkaç dakika görüşseniz, yoksa
gidecekleri yok" diyerek rektörü iknaya çalıştı. Anlaşılan çare yoktu..

Genç rektör, isteksiz bir biçimde kapıyı açtı. Sekreterin anlattığı tablo içini
bulandırmıştı. Zaten taşralılardan, kaba saba köylülerden nefret ederdi.
Onun gibi bir adamın ofisine gelmeye cesaret etmek, olacak şey miydi bu?
Suratı asılmış, sinirleri gerilmişti.

Yaşlı kadın hemen söze başladı. Harvard´da okuyan oğullarını bir yıl önce
bir kazada kabetmişlerdi. Oğulları, burada öyle mutlu olmuştu ki, onun
anısına okul sınırları içinde bir yere, bir anıt dikmek istiyorlardı.

Rektör, bu dokunaklı öyküden duygulanmak yerine öfkelendi. "Madam"
dedi, sert bir sesle, "Biz Harvard´da okuyan ve sonra ölen herkes için
bir anıt dikecek olsak, burası mezarlığa döner..."

"Hayır, hayır" diyerek haykırdı yaşlı kadın.. "Anıt değil... Belki, Harvard´a
bir bina yaptırabiliriz". Rektör, yıpranmış giysilere nefret dolu bir nazar
fırlatarak, "Bina mı?" diyerek tekrarladı, "Siz bir binanın kaça mal olduğunu
biliyor musunuz? Sadece son yaptığımız bölüm yedi buçuk milyon dolardan
fazlasına çıktı..."

Tartışmayı noktaladığını düşünüyordu. Artık bu ihtiyar bunaklardan
kurtulabilirdi.. Yaşlı kadın, sessizce kocasına döndü: "Üniversite
inşaatına başlamak için gereken para bu muymuş? Peki, biz niçin
kendi üniversitemizi kurmuyoruz, o halde?"

Rektör´ün yüzü karmakarışıktı.. Yaşlı adam başıyla onayladı.
Bay ve bayan Leland Stanford dışarı çıktılar. Doğu California´ya,
Palo Alto´ya geldiler. Ve Harvard´ın artık umursamadığı oğulları için
onun adını ebediyyen yaşatacak üniversiteyi kurdular.

Amerika´nın en önemli üniversitelerinden birini, STANFORD´u.

=========

Ayağınıza kadar gelip, sizinle görüşmek isteyen insanlara
yaklaşmadan önce bir kez daha düşünmeniz dileğiyle...



Bunu daha öncede okumustum...

Bir cok kisi bu üniversitenin ismini duymustur, ama acaba kac tanesi gercek öyküsünü biliyor?

Heheh, biz biliyoruz artik :P Gel, sende ögren :)


tesekkürler Özgür...



Not: Konu içerisinde paylaşılan hikaye, bölüm içerisinde açılamadığından tekrar  eklenmiştir.
 
Einstein demişti değil mi?
”Önyargıyı parçalamak atomu parçalamaktan çok daha zordur.”, diye?

Stanford’un kuruluş öyküsünü okurken, daha farklı bir şeyi düşündüm ister istemez.
Acaba Harvard’ın genç rektörü ne kadar süre rektör olarak kaldı ve hangi başarılara imza attı?
 
mükemmel bir hikaye bu beni çok etkiledi ve insanlar hakkında görünüşlerine bakarak nasıl yanlış izlenimler edindiğimizi bir kere daha anlattı...
 
Bu hikayeyi daha öncede okumuştum.Her okuyuşumdada içimden hep şunu geçeriyorum.İnsanın gözü neyi görüyorsa degeri okadardır.
 
bu hikayeyi ilk defa okuyorum.demek hayallerimzin okulu, hayallerimize bile giremeyecek kadar ilginç bir hikayeye sahip.çok teşekkür ederim.
 
aklıma çok güzel bir söz geldi insanları kıyafetleri ile karşılar bilgisine göre uğurlarım sanırım bununla çok alakalı bişey
 
insanları görünüşleri ile yargılayıp hüküm vermenin yanlış olduğunu birkerede bu yazıdan anlamış olduk.Yazı için teşekkürlerimi sunarım!!
 
bu hikayeyi daha önce hiç okumamıştım gerçekten çok güzeldi teşkkürler...
 
bu da benden olsun:)

ÖNYARGILARIMIZ - 1


Büyük gazetelerimizin birinde yönetici semineri veren uzman Türklerin dünyada en kötümser milletlerden biri olduğunu iddia etmiş. Peşinden küçük bir test yapmış.

Bitişik sözcüklerden oluşan aşağıdaki cümleyi birkaç saniyeliğine gösterip yöneticilerden okumaları istemiş:

”THEGODISNOWHERE”

Katılımcıların hepsi bu cümleyi:

”THE GOD IS NO WHERE”

diye okumuş.
Yani ”Tanrı hiçbir yerde değildir” şeklinde.
Uzman acı acı gülümsemiş...
”Tam beklediğim gibi” diye mırıldanmış.
Batı ülkelerindeki seminerlerde katılımcılar bu cümleyi şöyle okurlarmış:

”THE GOD IS NOW HERE”

Yani: ”Tanrı şimdi burada”...


 
Geri
Üst