Hafifçe gülümseyerek elini uzattı.
Ama öylesine acıtan bir gülümsemeydi ki, ağlatacaktı beni neredeyse.
Affet beni...
Aramızdaki bu görünmezlik, çok yormuştu beni.
Oysa mesele basitti, bitmeliydi.
Bizi mutluluk esaretine alma çabalarıydı.
Başaramazdın!
Bu saçmalıklara son vermenin vakti gelmemiş miydi?
Yoramazdın içimdeki, sensizliği. Durmalıydı bu akışkansı durum.
Artık her olağandışı duruma rastlamak mümkün.
Alışman gerek!
Yalnızsan sevmelisin bunuda.
Üzerine gitmeli, derinine saklamalısın belki de.
Artık keman çalmayı bıraktığımın farkına vardım.
Suskunluğun, korkutmuştu bir yanımı. Varamamıştı sana, kesilmişti nefesler.
O'ndan korktuğumu bilmemeli, ya da...
Hayır hayır ondan kormuyorum!
İçimi kemiren mücadeleler tekrar, tekrar başlıyor.
Suskunlaşıyor, varamıyordum sana...
Bu halim, tam bir delilikti başkada bir şey olamazdı.
Suçsa, işliyordum.
...
İki mum beni, odamı aydınlatıyordu.
Nefes almaya çalışmak çok yorucuydu. Bu halimle de pek mümkün durmuyordu.
Geçti belki, ya da çok erkendi. Mücadeleye varmıydım bilemedim zamandı belki de.
Titrek ve heyacanlı bir ses sürekli sesimi kesiyordu.
-Fazla bir şey söyleme! Sen haklısın.
-Nasıl istersen.
...
-Kalktım, onun koluna girerek yanında yürüdüm ve adımlarımı ona uydurmaya çalıştım.
Gülümseyerek bana baktı: Ne olacak şimdi der gibi...
Büyük bir sevinç içimizi kaplamıştı.
Kısa sürse de....
Tülay (Pucca)