Bir Markanın Hikayesi (Pierre CARDİN)

Konu hakkında bilgilendirme

Konu Hakkında Merhaba, tarihinde Kim, Neyi, Nasıl Başardı? kategorisinde Codex tarafından oluşturulan Bir Markanın Hikayesi (Pierre CARDİN) başlıklı konuyu okuyorsunuz. Bu konu şimdiye dek 7,423 kez görüntülenmiş, 3 yorum ve 0 tepki puanı almıştır...
Kategori Adı Kim, Neyi, Nasıl Başardı?
Konu Başlığı Bir Markanın Hikayesi (Pierre CARDİN)
Konbuyu başlatan Codex
Başlangıç tarihi
Cevaplar
Görüntüleme
İlk mesaj tepki puanı
Son Mesaj Yazan darjmam
Codex

Codex

Özgür Şahin
Site Kurucusu
14 May 2006
En iyi cevaplar
0
48
Çanakkale
www.kendinigelistir.com
İşte başarı ve yönetim sanatın en bariz öykülerinden biri.

Pierre CARDİN in hikayesi.

Pierre Cardin, bir modacı olarak 65 yıldır gündemde.


1922 Venedik doğumlu. Beş çocuklu yoksul bir İtalyan
ailesinin en küçüğü. İlkokul mezunu. 2 yaşında
Fransa’ya yerleşti. Mutsuz bir çocukluk geçirdi. Anne
ve babasından yeterince sevgi görmediği gibi, ırkçı
Fransızların ”Pis spagetticiler” aşağılamaları
arasında büyüdü. Bu onun hırçın ve inatçı karakterine,
büyük işler başararak herkese haddini bildirme
motivasyonu aşıladı. 14 yaşında terziliğe başladı.
İkinci Dünya Savaşı sırasında Kızılhaç’ta gönüllü
olarak muhasebecilik yaptı. 1945’ten sonra dünyanın en
ünlü tasarımcılarıyla çalışmaya başladı. Sonradan
oluşturduğu dünya imparatorluğunda Kızılhaç muhasebe
deneyiminden çok yararlandı. Bugün dünya çapında 900
lisansörü, 800 farklı ürünü, milyar dolarlarla ifade
edilen inanılmaz bir serveti var. UNESCO elçisi.
Fransız Akademisi üyesi. Türkiye’de Aydınlı Group’la
imzaladığı strateji ortaklığı anlaşması kutlamak ve
ilkini bu yıl Paris’te gerçekleştirdiği ’Dünden Bugüne
Pierre Cardin’ defilesi için İstanbul’daydı.

Defile öncesi, Çırağan’da kısa bir görüşme imkanı
buldum. Bana göre giyimi son derece özensizdi. Beyaz
pantolon, gri gömlek, siyah ayakkabı ve kırmızı
çoraplar. Lüksün içinde yüzünce lüksün önemini
yitirdiğine ilişkin tahminimi doğrulayan bir görüntü.
Yorgun olduğundan mı, tercüman aracılığı ile
konuşmamızdan mı, vaktin darlığından mı, yoksa yanlış
beklentilerimden mi bilmiyorum, 84 yaşın bilgeliğinden
damıtılmış cevaplar alabilme arzum hüsrana uğradı.

Lüks madde çeşitliliğini artıran insan olarak
biliniyorsunuz. Adızı taşıyan giysi ve
aksesuarlarız, restoranlarız, yatlarız,
mobilyalarız, otelleriniz, çikolatalarız,
saatleriniz, ayakkabılarız, seramikleriniz var. Bu
kadar çok lüks ürünün arasında acaba artık hiçbir şey
lüks gelmiyor mu size?

Lüks madde bir ihtiyaç. Yaratıcı gücün hayatın
seviyesini yükseltmesi açısından önemli. Bir gazetenin
çok popüler olması gibi. Aynı hikayeyi yazan iki
gazeteden biri daha lüks olduğu için satılır. Benim
için artık öyle bir kavram kalmadı. Ben başkaları için
çalışıyorum. Ben lüksün işçisiyim. Az bir şeyle
yetinirim. Bana mesela bu Kampari şampanya yeter.
(Elindeki kadehi göstererek)

Sizden başka bir moda imparatoru tanıyor musunuz?

Birtakım markalar olabilir; ama benim kadar farklı
ürün gruplarında bu lüks meselesini taşıyabilen başka
bir marka bilemiyorum.

İnanılmaz bir servete sahipsiniz. İstediğiniz her şeye
sahip olmak sizi mutlu bir insan mı yaptı, mutsuz mu?

Evet hiçbir şeye ihtiyacım yok. Çalışmaktan, yeni bir
şey ortaya koymaktan dolayı mutluyum. Muhakkak ki
saraylarım vs. var; ama bunlar işimin neticesi. Ama
ihtiyacım olduğundan dolayı değil. Minimum şeylerle
yetinebilen bir insanım. Benim için önemli olan,
çalışma ve faydalı olma isteğimi kaybetmemek.

Taşıdığız şapkalarızı çıkarsam, madalyalarızı
alsam elinizden ve sizi Pierre yapan şeyi sorsam?

Her şeye sıfırdan bir daha başlardım. Belki de bir
çiftçi olurdum. Benim için önemli olan şey moda değil,
başkalarına faydalı olacak bir işle kendimi meşgul
etmektir. Bu benim için bir düşünce sorusu değil, bir
yarın sorusu. Hiçbir şey olmasa da bir parça ekmek
yeter bana. Benim için tatil diye bir kavram hiç
olmadı. Hep faydasız buldum. Tatile gidip dinlenen
insanları hiç anlamadım.

84 yaşındasız. Hayatın bulmacası çözdünüz mü,
sizin için hâlâ gizemini koruyor mu?

Benim için yarın önemi yoktur. Mevcut an önemlidir.
Bugün çalışıyorum, böyle bir fırsat geçti elime,
kendimi mutlu hissediyorum. Yapmam gerekeni maksimum
şekilde yaparım, yarı düşünmem.

’Ölümden sonra ne var?’ gibi bir soru zihninizi hiç
meşgul etti mi?

Başkaları gibi ben de bunu zamanında düşündüm; ama
neticede gelecek ölüm. Hayattayken ölümle işim yok.
Keşke hiç kimse ölmeseydi; ama herkes ölüp gidiyor...

Kendinizi dindar bir insan olarak nitelendirmiyorsunuz
sanırım...

Hayır. Ben yaşarken mevcut olmak üzere hayatımı
kurdum. Sırsız bir özgürlük ve kabiliyetlerim
çerçevesinde, büyükelçi olabilirdim, lokantacı
olabilirdim, tiyatrocu olabilirdim. Yaptığım her şeyi
hoşuma gittiği için yaptım, mecbur olduğum için değil.


İtalya’da eskiden çocuklar ”Türkler geliyor!” diye
korkutulurmuş. İslam fobisine işaret eden bir hikâye.
Günümüzde de böyle bir fobi var. Ne düşünüyorsunuz?

Katolik olarak doğdum. Yahudi ya da Budist olarak da
doğabilirdim. Müslüman doğsam Müslüman olurdum. Bunu
bir tercih değil, verilmiş bir değer olarak görüyorum.
Benden farklı bir düşüncesi var diye başkasın
karşısında ne bir önyargım vardır ne de tehlike olarak
görürüm. Katolikler arasında da kırıcı yanlar oldu.
Haçlı Seferleri’nde niye öldürdüler o kadar insanı?
Başkaları başka dinden olmak istiyorsa herkesin
özgürlüğü var, yaşasınlar. Bu gibi savaşların önüne
geçmek gerekir. İslamiyet tarihte çok büyük bir
medeniyet oluşturmuş, bunu ispat etmiş durumdadır.
Onların da koloniyel birtakım şeyleri olmuştur. Onlar
da savaş yapmıştır. İşin politik yönü ön plandadır.
Din değildir esas rol oynayan. İsa da zaten Yahudi
doğmuştur. Bütün havariler de zaten Yahudi idi,
Hıristiyan değildi.

Moda, kadın ve erkeği görsel olarak birbirine çok
yaklaştırdı. Cinsler arasındaki farkların azalması iyi
mi oldu, kötü mü?

Tanrı bana göre erkeği ve kadı eşit yarattı.
Aralarında bir fark göremediğim için bu yakınlaşmayı
çok ters görmüyorum. Ama benim için erkek erkek
olduğu, kadın kadın olduğu için değerlidir. Birinin
diğeri gibi görünmesini çok takdir etmiyorum. Erkeğin
erkek, kadın da kadın olarak kalmasından yanayım.

Modern zamanlarda bedenin kutsallaştırılması, bir
tapınma nesnesi, bir ikon haline getirilmesinde
modanın payı olduğuna inanır mısız? Bu açıdan
modacılara bir eleştiriniz var mı?

Yani bence moda adına yapılan bazı işler çok
hayvanice. Bunun altında bir kıskançlık ve mülkiyet
hırsı vardır.

Modanın sunum dilinde çıplaklık bir cesaret işi olarak
vurgulanır. Çıplaklığın bir sevgi talebi, bir imdat
çağrısı olduğunu düşünürüm. Size ne düşündürür modada
çıplaklık?

Ortaçağda olsun ilkçağda olsun çıplaklık sanatın ana
teması. Bunu günah olarak görmüyorum. O zaman Tanrı
bizi çıplak yaratmazdı. Geceleyin karanlıkta yapılan
şey ile gündüz aydınlıkta yapılan şey arasında
utanılacak ne fark olabilir?

84 yıllık yaşamızı nasıl özetlersiniz?

Çok mutlu bir hayat. Ağlamak hiç işe yaramadı.

Aşk hayatız nasıl geçti, sevgiye doydunuz mu?

Hepimizin hayal kırıklıkları, da tatminleri de
olmuştur. Ama kendi tavrımdan memnunum. Fazlalık,
eksiklik meselesi değil bu. Elinde ne varsa o. Aşkta
da elime fırsatlar geçti. Mevzu ânı yaşamak, iyi
değerlendirmektir. Mutlak manada hep mutlu olmak diye
bir şey de yok zaten.

Kadın nedir sizin için?

Her şeyden önce annedir. Hayatın, üretimin simgesidir.
Hayatın orijinidir. Dünyadaki en iyi meslek kadın
olmaktır.

Büyürken rol model olarak annenizi mi almıştız,
babanızı mı?

Aslında annem ve babam bana çok yardımcı olmadılar.
Ben kendi karakterimi kendim yaptım. Babamın beni
öptüğünü hatırlamam. Annem de entelektüeldi, çok
okurdu. Benim üstüm başım kirliymiş, hiç dikkat
etmezdi. Ben vahşi bir bitki gibi büyüdüm.

Buradan sevgiye doymadığızı anlıyorum. Bu moda
imparatorluğunu kurmanız anne ve babadan bir intikam
sayılabilir mi? ”Siz beni yeterince sevmediniz; ama
bakın beni herkes seviyor, alkışlıyor” gibi...

Çok da zannetmiyorum. Bu karakter meselesi, bunu bir
misyon addetmek.

Neden evlenip çocuk sahibi olmamayı tercih ettiniz?

Hayatımda çok büyük aşklarım oldu. Çok insanın daha az
aşk ve sevgi tecrübesi olmuştur. Hayatımın belli bir
döneminde çocuğumun olması istedim; ama o dönemde
beraber olduğum hanımın çocuğu olmuyordu. Aşkta benim
için önemli olan muhabbettir, seks değil.

Bugün hâlâ marka oluşturma, trend belirlemede öncü
olduğunuza inanıyor musunuz? Yoksa yarışın gerisinde
mi kaldız?

Benim diğerlerinden daha fazla şey yapma gibi bir
arzum olmadı. Beni geçiyorlarsa kendilerini tebrik
ederim. Bu beni mutlu eder. Benim için önemli olan
kendimin ne yaptığıdır. Kendimi başkalarına göre
ölçmem. Kendi yürüdüğüm yolun önemi vardır.

Modanın dışında nelerle ilgilenirsiniz?

Aktörlerin, yazarların, ressamların işleri ilgimi
çekiyor. Onları çok esrarengiz meslekler olarak
görüyorum. O esrarengizlikler içinde yeni tasarımlara
ipuçları buluyorum.

Türkiye’yi AB’ye alacaklar mı?

Bence Türkiye doğuştan Avrupalı. Ben küçükken de zaten
Türkiye’yi Avrupa ülkesi diye öğrendim. Sadece
Trakya’daki parçayı değil Asya kısmı da Avrupa
olarak gördüm hep. Türkiye’yi AB’ye alacaklar.


Yakın çevresine göre Pierre Cardin

Gardırobuna çok önem verir. 3 katlı bir villayı
tamamen dolduracak kadar çok giysisi, aksesuarı ve
ayakkabısı vardır. Satın aldığı hiçbir şeyi atmaz ve
saklar. Giysileri çok düzenlidir. Takımlar ayrı,
gömlekler ayrı, ayakkabılar ayrı... Her şey ayrı ayrı
dizilmiştir. Her gittiği ülkede etnik şeyleri satın
almayı sever. Özellikle kravat ve mendil tutkusu
vardır. Çocukları çok sever. Örneğin çok sevdiği bir
kişinin beşizlerinin tüm bakım masrafları üstlendi.
Çok çalışkan ve sistemlidir. Her işi yakından takip
eder ve bire bir ilgilenir. Örneğin defile öncesi
provalara katılır. Defile sırasında backstage’de
çalışır ve her mankeni en son kendisi kontrol ettikten
sonra podyuma gönderir. Tüm kıyafetlerini kendisi
tasarlar. Yalnızca Pierre Cardin markasından giyinir.
Hiç jean pantolon giymez.

Yazan: Röportaj: Nuriye Akman
Kaynak : www.zaman.com.tr
 
Üst