Şubat ayında yeni çıkan kitapları sizler için derlemeye çalıştım. Yayınevlerinden gelen kitaplar olduğu gibi benim seçtiklerim de oldu bu haberde. Bu ay yeni çıkan kitapları sizin için kısaca özetleyecek olursam şöyle:
Bu ay Pınar Yayınları, Ragıp el-İsfehani’nin “Müfredat” isimli Kur’an kavramlar sözlüğünün yeni baskısını çıkardı. Kur’ani kavramlar için yoğun emek verilerek hazırlanan başvuru kitaplarından birisi.
Doğu Batı Yayınları, Oğuz Adanır’la Osmanlı’yı farkı bir perspektiften keşfe çıkmış. Adanır’ın “Osmanlı ve Ötekiler”, “Osmanlı ve Avrupalılar” çalışması benim dikkatimi çekti. Ayrıca Bedri Gencer’in “İslam ve Modernleşme” kitabını unutmayalım. Hacimli ve derin bir çalışma yine Doğu Batı Yayınlarıyla okurla buluşuyor.
Timaş Yayınları, bu ay Sibel Eraslan ve Kemal Sayar’la yeni bir çıkış yapmış. Eraslan, “Saklı Kitap” ile sürekli kendilerini izleyen bir gözle yaşatılan bir neslin romanını yazmış. 28 Şubat’ın bir nesli nasıl şekillendirdiğinin izini bu kitapta bulmamız kaçınılmaz. Kemal Sayar ise çağımızın hastalığı “özgürlüğü” masaya yatırmış. “Özgürlüğün Baş Dönmesi” kitabıyla hem eleştirilere hem de çözüm yollarına ışık tutuyor.
Küre Yayınları, Sadık Ünay’ın çalışmasıyla akademik dünyaya Osmanlı Devleti ve Türkiye’nin küresel ekonomi politik çerçevesi açısından bir katkı çalışması: “Kalkınmacı Modernlik, Küresel Ekonomi Politik ve Türkiye”.
Sel Yayıncılık, “Yeni Sanat Tarihi” eseriyle, 1960’lı yıllardan günümüze sanat tarihinde ve pratiklerinde yaşanan temel değişimlere kuramsal bir kapı açıyor. Ayrıca Marx’ın Kapital’ini yeniden gündeme getiren “Kapital’i Sahnelemek” Fredric Jameson’un eseriyle Kapital’i yeniden farklı bir şekilde okuma biçimine giriyor.
İz Yayınları, “Bay Öteki” ile farklı kavam, olgu, olay dünyasıyla örülü karışık bir uzlaşıyı bizimle buluşturuyor. Ve Recep Alpyağıl’ın Kierkegaard ve Wittgenstein’dan hareketle irdelediği felsefi çalışması akademik bağlamıyla değerlendirilmesi gereken eserler arasında.
Yapı Kredi Yayınları, bu ay Behçet Necatigil’in Kendi Sesinden Şiirler isimli eseriyle “Solgun Bir Gül Oluyor Dokununca” kitabı ve bu kitapla birlikte verilen CD yer alıyor. Necatigil’in seslendirdiği 50 şiire bu eserle birlikte ulaşabilirsiniz.
Okur Kitaplığı’ndan bu ay yeni çıkan kitaplar arasında ilk romanı çıkan Genç Dergi yazarlarından Ayşegül Genç’in “Ölü Serçe Dönemeci” kitabı var. Şair Hakan Arslanbenzer’in “Çok Üzgünüm” şiir kitabının üçüncü baskısı Okur Kitaplığı aracılığıyla okurla buluşacak.
Remzi Kitabevi, “Türk Kültüründe Yönetmek” kitabının İngilizcesini çıkardı. Türk iş dünyasının kendi kültür değerlerinden nasıl etkilendiğini araştıran bu eser kendi değerlerimize dikkat çekmesi açısından önemli.
Everest Yayınları, Ece Temelkuran’ın ikinci romanı “Düğümlere Üfleyen Kadınlar” isimli eseriyle okuyucularını ağırlıyor bu ay. Yine Ortadoğu’da kadınların pençesinde savaşla, ‘Arap Baharı’yla, barış, özgürlük, kadın olmak bağlamında bir anlatı izleyen roman Tunus’lu dört kadının hikayesini anlatıyor.
Metis Yayınları, “Sessizliğin Gürültüsü” eseriyle Bosna’ya yolculuk yapıyor. Bosna Savaşı sonrasında Juli Zeh’in Bosna’ya gidişi ve sonrasında yaşadıkları, gördükleri küçük öykülerle örülü bir roman olarak karşımızda…
İletişim Yayınları, Handan Çağlayan’ın “Kürt Kadınların Pençesinden” isimli eseriyle “Doğulu kadın” imgesini inceliyor.
Bu ay çıkan kitapları sizler için derlemeye, kısaca değinmeye çalıştım. Haberimizin ayrıntılarını aşağıdan okuyabilirsiniz.
ŞUBAT [2013] AYINDA YENİ ÇIKAN KİTAPLAR
PINAR YAYINLARI
MÜFREDAT [Kur'an Kavramları Sözlüğü], RAGIP EL-İSFEHANİ
Ragıp el-İsfehaninin çağlar ötesinden bugünü aydınlatan ve zamanın eskitemediği kıymetli eseri, titiz tercümesi, dipnotları ve tetkikleriyle Kuran okuyan herkesin başucu kitabı olmayı hak etmektedir. Çevirisini ve tetkiklerini Yusuf Türkerin yaptığı Müfredat bütün kütüphalerin vaz geçilmez eseri...
TÜRKİYE’DE AYDIN VE DEVLET ADAMI KİMLİĞİ, BAYRAM ALİ ÇETİNKAYA
Savaş alanlarındaki yenilgiler, toprak kaybı, ordunun çağın gereklerine göre modernize edilememesi, yönetim felsefesinin kaybolması, devletin dirayetsiz askerî ve sivil bürokratlarca idare edilmesi gibi sebepler, ülkenin aydın, münevver ve entelektüellerini düşündürdüğü/kaygınlandırdığı gibi “âkil” devlet adamlarının da gündemlerini meşgul etmiştir.
Bu kaygı ve sıkıntıların yoğunlaştığı dönemleri, özellikle son iki yüzyıla sıkıştırmak mümkündür Tanzimat ve Meşrutiyet devirleri, Osmanlı aydın ve bürokratlarının problem ve bunlara yönelik çözüm arayışlarının tespit edilip çözümlenmesi için çeşitli fırsatlar sunmuş ve ortamlar hazırlamıştır… Türkiye’de varlığı ile tüm zamanlarının en büyük “şikayet” konusu olan bürokrasi, sivil ve askerî alanlarda “katı” ve “hantal” yapısını değişmez ve değiştirilemez kuralları bina ederek güçlendi. Kısaca bu kitap, Osmanlı’nın son onlu yıllarıyla Cumhuriyet’in -günümüzde dahil- zihniyet ve felsefesini anlayabilme ve okuyabilme fırsatını yakalamaya çalışmakta; bunun sonucunda da bir kimlik tahliline ulaşmayı hedeflemektedir.
DOĞU BATI YAYINLARI
FELSEFEYE GİRİŞ, TAKİYETTİN MEMGÜŞOĞLU
Felsefeyi akademinin, hayattan soyutlanmış kavramlarının insani pratikleri ve tecrübeleri tam olarak yansıtmayan sınırlı ve dar çerçevesine hapsetmek yerine hayatın tazeliğine ve canlılığına temas eden, evrende bulunan her şeyi tam olarak kuşatan bir genişlikle ele almak gerekir.
T. Mengüşoğlu günce"lliğini koruyan bu eseriyle, özellikle Nietzsche ve Scheler'i takip ederek bize, hayatın hem pratik hem de teorik alanlarında yeni ufuklar açan doğru düşünmenin imkânlarıyla ilgili ipuçları veriyor ve felsefenin herkes için ulaşılabilir olduğunu gösteriyor.
RES PUBLICA - EDITÖR: ARMAĞAN ÖZTÜRK
Antik Yunan’dan günümüze iyi bir toplum idealinin ideal yönetim tarzı olarak düşünülen res publica’nın, yani cumhuriyetin temel özellikleri ve ilkelerine dair farklı yorum ve anlayışların tartışıldığı kitapta, Machiavelli’den Kant’a, Rousseau’dan Spinoza’ya ve gene çağdaş yazarlardan Arendt’den Pettit’ye, Skinner’a dek bu konuda önemli tespitlerde bulunmuş düşünürlerin rehberliğinde demokrasi, anayasa, bireysel hak ve özgürlükler, devlet-toplum-birey ilişkileri, sosyal adalet, ortak refah, hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı, temsilî karar verme süreçleri vb. gibi pek çok kavram ve düşünce ele alınmaktadır.
OSMANLI VE ÖTEKİLER - OĞUZ ADANIR
Simülasyon evreninde, gerçeklik evreninde yaşanan ve biten her şeyin anlamı tersine dönmektedir. Oysa görünümlerin egemen olduğunu söylediğimiz bu evrende: politik, ekonomik, toplumsal ve kültürel açıdan her şeyin eskisi gibi sürüp gitmekte olduğu gibi yanlış bir kanı vardır. Sanki hâlâ toplumsal sınıflar, bir çalışma ve üretim düzeni, bir fiyat ve ücret politikası ve nihayet yaşayan bir kültür var gibi görünmektedir. Bir zamanlar varolmuş tüm içeriklerin ve anlamların ölüp gitmediklerini kanıtlayabilmek amacıyla sistem olağanüstü bir çaba harcamaktadır. Kendi gerçekliğini yitirmiş olduğunu ve bu yüzden de sonunun gelmiş olduğunu kabul edememektedir.
Herşeyin birbiriyle yer değiştirdiği bu yeni dünya düzen(sizliği)nde Oğuz Adanır, geçmişi ve bugünü farklı bir perspektif üzerinden değerlendiriyor.
OSMANLI VE AVRUPALILAR - OĞUZ ADANIR
Osmanlı'daki oyunun kuralı ne idi? Fetih ve kahretmeye dayalı bir düzen hangi moral motivasyonlarından besleniyordu? Güç ve otorite karşısında her daim aman dileyenlerin davranış kalıpları, üretim ve tüketim alışkanlıkları ne tür bir gelenek içerisinde şekilleniyordu? (Geçmişteki gündelik hayatın reflekslerinin bugüne de fazlasıyla sirayet etmesi bu sebepledir. –İyi ve kötü yönleriyle.) Neticede, 'birey'den yola çıkarak 'dünya sistemi'ni oluşturan toplumların 'ortak zihniyeti'nin ve ayrıksılıklarının görülebilmesi, bunun için de her türlü tarihsel, kültürel, etnografik ve antropolojik araştırmaya daha çok gereksinim vardır.
Oğuz Adanır, MarcBloch, MarcelMauss, LucienLévy-Bruhl, FernandBraudel, Karl Polanyi ve Jean Baudrillard gibi farklı kulvarların temsilcileriyle Türk düşünce tarihinde kalıcı izler bırakmış Hilmi Ziya Ülken, Sabri Ülgener ve Niyazi Berkes gibi aydınların düşüncelerini karşılaştırarak evrensel tarihî bir konjonktürün nasıl yakalanabileceğinin imkânını aramaktadır. Bu yönüyle bütünlüklü bir zihniyet tarihi okumasına girişmekte ve aykırı bir sentez çalışmasını yeniden gündeme getirmektedir.
İSLAMDA MODERNLEŞME - BEDRİ GENCER
Bu eser, çağımızda sayısız araştırmaya konu edilen İslam'ın modernleşmesi hakkında bugüne kadar yapılmış en kapsamlı ve derinlikli incelemedir.
"Hristiyanlaştırmadan medernleştirmeye Batılı kozmopolis projesinin sekülerleşmesinin modern Batı/Doğu karşılaşmasını nasıl etkilediği" merkezî sorusundan hareket eden eser. İslam'da modemleşmeyi ilk kez Batı ile Doğu'nun bu büyük karşılaşması bakımından ele alıyor. Eser, Batı ile İslam düşüncesi,geleneksel ile modem İslam düşüncesi ve Osmanlı ile sair İslam düşüncesi arasında mukayeseli ve kuşatıcı, sosyolojik bir perspektiften sosyal ile düşünsel değişim arasındaki etkileşim bakımından on dokuzuncudan yirminci yüzyıla İslâm dünyasının modernleşmesi sürecini derinlemesine inceliyor.
TİMAŞ YAYINLARI
ÖZGÜRLÜĞÜN BAŞ DÖNMESİ, KEMAL SAYAR
Düşünce ile duyguyu buluşturan, akla ve kalbe aynı anda dokunan denemeleriyle tanıdığımız Kemal Sayar, Özgürlüğün Baş Dönmesi’nde bu kez makaleleriyle çıkıyor okuyucunun karşısına.
Benliğin dönüşümü, küreselleşme, siberalan, kaos kuramı derken yaşadığımız çağı irdeleyen ve yaşadığımız çağda gerçekleşen dönüşümleri anlamamızı kolaylaştıran derinlikli tahliller sunuyor. Sayar’a göre ‘narsisizm kültürü’nün hakimiyet kurduğu bir çağdır yaşadığımız çağ. Çağlar boyu özgürlük için savaşım veren birey, şimdi de “özgürlüğün baş dönmesi”ni yaşamaktadır. Kapitalizm ciddi bir kültürel ve psikolojik yıkıma yol açmış, kendimize yardım etme ya da kendimizi terbiye etme yetilerimizi yok etmiş, büyümek ve olgunluğa erişmek giderek daha müşkül bir hâl almıştır. Özgürlüğün Baş Dönmesi, bu açmazı çözümleme ve bir çözüm bulma yolunda mütevazı bir katkı sunma çabasındadır.
SAKLI KİTAP, SİBEL ERASLAN
Sibel Eraslan, 28 Şubat’la savrulan, yerinden koparılan, sürekli kendilerini izleyen bir gözle, “Tepegöz”le yaşatılan bir neslin romanını yazdı. Onlar direnci, direnişi, masumiyeti, nezaketi, safiyeti taşıyan birer ırmaktı. Çünkü onlar içlerindeki “saklı kitabı” her şeye rağmen koruyanlardı…
OSMANLI’NIN İZİNDE I / PROF. DR. MEHMET İPŞİRLİ ARMAĞANI
İlber Ortaylı, Feridun M. Emecen, Mübahat S. Kütükoğlu, İdris Bostan, M. Âkif Aydın, Salim Aydüz
İnsani yönü itibariyle gerçek olgunluğa erişmiş nadir simalardan biri olmasının yanında ilmi alanda da şaşırtıcı hafızasıyla ve ilginç konuların peşinde koşmasıyla dikkati çeken Prof. İpşirli, özellikle önemli Osmanlı kroniklerinin edisyonlarını yapmakla Osmanlı tarihçiliği için ciddi katkılarda bulundu. Selaniki Tarihi ve Naima Tarihi bu meyanda hemen zikredilebilir. Öte yandan hayli zor bir alan olan ilmiye teşkilatıyla uğraşarak, bilhassa kazaskerlik hakkında yegâne ayrıntılı çalışmayı da ilim âlemine kazandırdı.
GENÇ PRENS’İN DÖNÜŞÜ, ALEJENDRO GUİLLERMO ROEMMERS
Patagonya’nın çorak topraklarında yalnız başına arabasıyla seyahat eden bir adam, yolda yardıma ihtiyacı olan bir gençle karşılaşır. Adam, genci arabasına alır ve birlikte seyahat etmeye başlarlar. Birbirinden çok farklı hayatlara ve karakterlere sahip iki kahramanımız, yol boyunca hayat ve insanlık üzerine derinlikli sohbetler gerçekleştirir, hikâyelerini paylaşırlar. Kahramanlar için bir manevi yolculuğa dönüşen bu seyahatte paylaştıkları kalp kırıkları, mutlulukları, inançları, çocukluktan olgunluğa attıkları adımlar, vicdani sorgulamaları, coşkuları; okuyan herkese yeni kapılar açacak öğütler taşıyor.
Uluslararası bestseller Genç Prens’in Dönüşü, modern zamanlarda yitirdiklerimize vurgu yapan, sevginin gücüne ve mucizelere inancımızı tazeleyen bir kitap: Herkes içindeki Prens’i keşfedebilsin, kalbini hayata açabilsin diye…
KÜRE YAYINLARI
KALKINMACI MODERNLİK, KÜRESEL EKONOMİ POLİTİK VE TÜRKİYE, SADIK ÜNAY
Kapitalist modeller, sosyo-ekonomik kalkınma sorunsalı ve devlet-ekonomi ilişkileri bağlamında dünyada geliştirilen başlıca teorik yaklaşımlar nelerdir? Bu yaklaşımlar ışığında Osmanlı Devleti ve Türkiye’nin küresel ekonomi politik sistem ve bu sistemin başlıca aktörleri ile yüzyıllara yayılan yüzleşmesi nasıl yorumlanabilir? Cumhuriyet Türkiyesi’nin devletçilikten bugüne uzanan çizgide ekonomik büyüme, sosyal kalkınma ve dış politika alanlarında gösterdiği performans küresel eğilimler ışığında mukayeseli olarak nasıl yorumlanabilir?
Elinizdeki eser, Türkiye ekonomi politiğinin Osmanlı Devleti’nin klasik çağından iki kuşak neoliberal küreselleşme dönemine uzanan süreçte tecrübe ettiği muazzam dönüşümün makro-düzey bir okumasını sunuyor.
ULUSLARARASI İLİŞKİLERİN SOSYAL TEORİSİ, ALEXANDER WENDT
Günümüz akademik çalışmalarında, uluslararası siyasetin “sosyal olarak inşa edilmiş” bir alan olarak tanımlandığını görmek artık sıradanlaştı. Uluslararası Siyasetin Sosyal Teorisi’nde Wendt, felsefe ve sosyal teori temelinde, sosyal bir inşa olarak bir uluslararası sistem teorisi geliştiriyor. Wendt, yapısalcı ve idealist bir dünya görüşü sunan konstrüktivist yaklaşımın temel iddialarını ortaya koyuyor ve bunların, uluslararası ilişkilerde hakim konumda olan bireyci ve materyalist teorilerle karşıtlığının altını çiziyor. Her ne kadar yazar bu teoriden sadece uluslararası siyasete konstrüktivist bir yaklaşım olarak söz etse de, Uluslararası ilişkiler çalışmalarına egemen olan Realizmlerle yan yana konulduğunda bu teori bir çeşit idealizm, Yapısal idealizmdir. Bu nedenle de kitap aslında bütünüyle bir sosyal teori uygulaması olarak görülebilir.
SEL YAYINCILIK
PARALI ASKER, GEORGES PEREC
Georges Perec’in 1957-1960 yılları arasında yazdığı ilk roman olan Paralı Asker (Le Condottière) yazarın ölümünden otuz yıl sonra bulundu. Farklılığı ve yenilikçiliğiyle öne çıkan Perec dünyasını işte bu roman başlatmıştır.
Antonello da Messina’nın 1475’te yaptığı Paralı Asker tablosunun sahtesini yapma işini üstlenen Gaspard Winckler’i heyecan ve gerilim dolu, hayat kadar gerçek, sanat kadar kurmaca bir serüven beklemektedir. Özgün yapıt ile sahte yapıt arasındaki karmaşık ilişkide ruhu ve bedeniyle birlikte kaybolan kahraman aslında şu sorunun peşindedir: Sahte bir sanat eseri üreterek gerçeğin kendisine ulaşılabilir mi? Gerçeği arayan sanatın etkileyici öyküsünü anlatan Perec, polisiye roman temalarını kendi edebiyat anlayışıyla dönüştürerek son derece sürükleyici ve düşündürücü bir ilk kitaba imza atıyor.
BEDENDE YAZILI, JEANETTE WİNTERSON
Jeanette Winterson, “Bütün kitaplarım deneyseldir; biçimlerle oynar, geleneksel anlatı çizgilerini takip etmeyi reddeder ve okuyucuyu bir oyuncu olarak dahil eder,” diyor. Bedende Yazılı da tam böyle bir roman. İlk bakışta basit bir aşk hikayesi; aşık olmak, yitirmek, kavuşulan sevgili... Ancak anlatıcı ve ana karakterin ismi yok, cinsiyeti belirsiz, yaşı bilinmiyor. Winterson buna rağmen arzulardan fedakarlığa, tutkudan ayrılığa kadar insani durumların resmini çizmeyi, gerçekliği şüphe götürmeyen bir aşk hikayesi anlatmayı, içine çekmeyi ve öyküyü okur için kişisel kılmayı başarıyor.
Winterson’ın her romanı benlik duygumuzu oluşturan arzular ve sınırlarla ilgili; korku, sınıf, ten rengi ya da beklentiler gibi aşmaya çalışmamız gereken sınırlar. Bedende Yazılı, aşkın insanı hem parçalayan hem de iyileştirip bütünleştiren gücünden, ölümcül bir hastalığın insanın benliğini nasıl yeniden oluşturduğuna kadar uzanıyor. Oyuna katılan okur için de bir kendini keşfetme yolculuğu vaadediyor.
KAPİTAL’İ SAHNELEMEK: BİRİNCİ CİLT ÜZERİNE BİR YORUMLAMA, FREDRİC JAMESON
Her kriz, küresel kapitalizmin yapısının, ona yön verdiğini iddia edenlerin de kavrayışlarını aştığını gösterirken, Marx’ın Kapital’ini yeniden gündeme getiriyor.
Kapital’i Sahnelemek’te Fredric Jameson hem eser üzerine tartışmaları yeniden ele alıyor hem de metne sadık kalarak yeni bir çeviri sürecine girişiyor ve Kapital’in aslında işsizlik üzerine bir kitap olduğu gibi çarpıcı sonuçlar çıkarıyor: “Kapitalizmin her aşaması bir yandan onun özüyle ve yapısıyla uyumlu iken (kâr güdüsü, birikim, genişleme ve ücretli emek sömürüsü) aynı zamanda kültür ve gündelik hayatta, toplumsal kurumlarda ve insan ilişkilerinde bir başkalaşmaya işaret ediyor. Bugün Kapital’e yönelik yapılacak yaratıcı bir okuma, bir tür çeviri süreci olarak görülebilir.”
YENİ SANAT TARİHİ – ELEŞTİREL BİR GİRİŞ, JONATHAN HARRİS
1960’lı yıllardan günümüze yoğun bir dönüşüm geçiren alanlarından biri de sanat tarihi. Sosyoloji, psikoloji, felsefe gibi farklı alanlardan daha çok beslenmeye başladıkça biçim ve üslup temelli yaklaşımlardan giderek uzaklaşan sanat tarihi, disiplinlerarası bir nitelik kazanarak yenilendi, yakın dönemin sanatını yorumlayabilecek yeni eleştirel araçlar ve yaklaşımlarla zenginleşti.
Jonathan Harris’in alana eleştirel bir giriş olarak hazırladığı Yeni Sanat Tarihi, 1960’lı yıllardan günümüze sanat tarihinde ve pratiklerinde yaşanan temel değişimlere kuramsal bir kapı açıyor. Sanat tarihi alanındaki yerleşik değerleri ve geleneksel yaklaşımları sorgulayarak 1960’lardan günümüze bu alanın toplumsal dönüşümlerle bağlantısını irdeleyen Harris, T.J. Clark’tan Griselda Pollock’a uzanan bir çizgide sanat okumalarında ‘toplumsal’ı dışlamamış olan eleştirmenlerin temel metinlerinden yola çıkıyor.
Yeni Sanat Tarihi, bu çerçevede sanat pratiğine ve tarihine, kapitalist modernitenin etkileri, ulus-devlet bağlamında görsel temsil biçimleri, özneler, kimlikler ve feminizm çerçevesinde görsel ideolojilerin yansımaları, cinsellik ve beden politikaları gibi farklı açılardan yaklaşıyor.
QUEER TAHAYYÜL, KOLEKTİF – Yayına Hazırlayan: Sibel Yardımcı, Özlem Güçlü
Queer kelimesi Türkçede garip, tuhaf, yamuk gibi anlamlara geliyor. Bunun yanı sıra argoda “ibne” demek. Queer kuramının merkezinde de acayip, tuhaf, yamuk, anormal, iğrenç, aşağılık olana; normatif alanın dışında kalana; bu alanın dışında bırakılana; normu ihlal edene bir gönderme ve bu “kötüyü”, “anormali” yeniden anlamlandırma imkanı yatıyor.
Biz bu derlemede biraraya getirdiğimiz metinlerin seçiminde, bu “kimliksizleşme” vurgusunu; hem de konu çeşitliliğini yansıtmaya çalıştık. Bu sırada, alanda öne çıkan isimleri okuyucuyla tanıştırmayı amaçladık. Bu vesileyle karşılaşmanın yabancı literatüre erişimi olmayan okuyucular için heyecan verici olmasını umuyoruz.
İZ YAYINLARI
BAY ÖTEKİ, SUZAN NUR BAŞARSLAN
Araf Kuyu’dan Bay Öteki’ye dönüşen kahramanın yedi yıl, beş ay, on üç günlük hikâyesi ve bu hikâyenin içinde kedilerin dinlediği bir başka hikâye ile fasıl ve episod olarak verilen iki ayrı anlatının ve üslubun birleştirildiği Bay Öteki; birçok edebi metin ve sanatçıya göndermeler yapan, okura farklı okuma seçenekleri sunan, Yunan mitolojisinden, Kur’an kıssalarına, Dede Korkut hikâyelerinden Batılı anlatılara kadar birçok verimi dünyasına katmış postmodern bir anlatı.
Bay Öteki, bir kavram/olgu karakter, kaybolan, kendini dönüştüren, hiçliği yaşayan ama bulmaya çalışan… Bay Öteki’nin dünyasına girdiğinizde, onun hikâyesinin henüz tamamlanmadığını hissedeceksiniz. Evveli ahir, ahiri evvel olan bu anlatı, başladığı noktada bitmekte. Çünkü her başlangıç bir sonun, her son da bir başlangıcın habercisidir. Araf Kuyu’nun sonu Bay Öteki’nin, Bay Öteki’nin sonu ise Garip Dede’nin başlangıcı. Henüz Garip Dede’yi okumadınız. Belki bir gün, kim bilir?
Bu ay Pınar Yayınları, Ragıp el-İsfehani’nin “Müfredat” isimli Kur’an kavramlar sözlüğünün yeni baskısını çıkardı. Kur’ani kavramlar için yoğun emek verilerek hazırlanan başvuru kitaplarından birisi.
Doğu Batı Yayınları, Oğuz Adanır’la Osmanlı’yı farkı bir perspektiften keşfe çıkmış. Adanır’ın “Osmanlı ve Ötekiler”, “Osmanlı ve Avrupalılar” çalışması benim dikkatimi çekti. Ayrıca Bedri Gencer’in “İslam ve Modernleşme” kitabını unutmayalım. Hacimli ve derin bir çalışma yine Doğu Batı Yayınlarıyla okurla buluşuyor.
Timaş Yayınları, bu ay Sibel Eraslan ve Kemal Sayar’la yeni bir çıkış yapmış. Eraslan, “Saklı Kitap” ile sürekli kendilerini izleyen bir gözle yaşatılan bir neslin romanını yazmış. 28 Şubat’ın bir nesli nasıl şekillendirdiğinin izini bu kitapta bulmamız kaçınılmaz. Kemal Sayar ise çağımızın hastalığı “özgürlüğü” masaya yatırmış. “Özgürlüğün Baş Dönmesi” kitabıyla hem eleştirilere hem de çözüm yollarına ışık tutuyor.
Küre Yayınları, Sadık Ünay’ın çalışmasıyla akademik dünyaya Osmanlı Devleti ve Türkiye’nin küresel ekonomi politik çerçevesi açısından bir katkı çalışması: “Kalkınmacı Modernlik, Küresel Ekonomi Politik ve Türkiye”.
Sel Yayıncılık, “Yeni Sanat Tarihi” eseriyle, 1960’lı yıllardan günümüze sanat tarihinde ve pratiklerinde yaşanan temel değişimlere kuramsal bir kapı açıyor. Ayrıca Marx’ın Kapital’ini yeniden gündeme getiren “Kapital’i Sahnelemek” Fredric Jameson’un eseriyle Kapital’i yeniden farklı bir şekilde okuma biçimine giriyor.
İz Yayınları, “Bay Öteki” ile farklı kavam, olgu, olay dünyasıyla örülü karışık bir uzlaşıyı bizimle buluşturuyor. Ve Recep Alpyağıl’ın Kierkegaard ve Wittgenstein’dan hareketle irdelediği felsefi çalışması akademik bağlamıyla değerlendirilmesi gereken eserler arasında.
Yapı Kredi Yayınları, bu ay Behçet Necatigil’in Kendi Sesinden Şiirler isimli eseriyle “Solgun Bir Gül Oluyor Dokununca” kitabı ve bu kitapla birlikte verilen CD yer alıyor. Necatigil’in seslendirdiği 50 şiire bu eserle birlikte ulaşabilirsiniz.
Okur Kitaplığı’ndan bu ay yeni çıkan kitaplar arasında ilk romanı çıkan Genç Dergi yazarlarından Ayşegül Genç’in “Ölü Serçe Dönemeci” kitabı var. Şair Hakan Arslanbenzer’in “Çok Üzgünüm” şiir kitabının üçüncü baskısı Okur Kitaplığı aracılığıyla okurla buluşacak.
Remzi Kitabevi, “Türk Kültüründe Yönetmek” kitabının İngilizcesini çıkardı. Türk iş dünyasının kendi kültür değerlerinden nasıl etkilendiğini araştıran bu eser kendi değerlerimize dikkat çekmesi açısından önemli.
Everest Yayınları, Ece Temelkuran’ın ikinci romanı “Düğümlere Üfleyen Kadınlar” isimli eseriyle okuyucularını ağırlıyor bu ay. Yine Ortadoğu’da kadınların pençesinde savaşla, ‘Arap Baharı’yla, barış, özgürlük, kadın olmak bağlamında bir anlatı izleyen roman Tunus’lu dört kadının hikayesini anlatıyor.
Metis Yayınları, “Sessizliğin Gürültüsü” eseriyle Bosna’ya yolculuk yapıyor. Bosna Savaşı sonrasında Juli Zeh’in Bosna’ya gidişi ve sonrasında yaşadıkları, gördükleri küçük öykülerle örülü bir roman olarak karşımızda…
İletişim Yayınları, Handan Çağlayan’ın “Kürt Kadınların Pençesinden” isimli eseriyle “Doğulu kadın” imgesini inceliyor.
Bu ay çıkan kitapları sizler için derlemeye, kısaca değinmeye çalıştım. Haberimizin ayrıntılarını aşağıdan okuyabilirsiniz.
ŞUBAT [2013] AYINDA YENİ ÇIKAN KİTAPLAR
PINAR YAYINLARI
MÜFREDAT [Kur'an Kavramları Sözlüğü], RAGIP EL-İSFEHANİ
Ragıp el-İsfehaninin çağlar ötesinden bugünü aydınlatan ve zamanın eskitemediği kıymetli eseri, titiz tercümesi, dipnotları ve tetkikleriyle Kuran okuyan herkesin başucu kitabı olmayı hak etmektedir. Çevirisini ve tetkiklerini Yusuf Türkerin yaptığı Müfredat bütün kütüphalerin vaz geçilmez eseri...
TÜRKİYE’DE AYDIN VE DEVLET ADAMI KİMLİĞİ, BAYRAM ALİ ÇETİNKAYA
Savaş alanlarındaki yenilgiler, toprak kaybı, ordunun çağın gereklerine göre modernize edilememesi, yönetim felsefesinin kaybolması, devletin dirayetsiz askerî ve sivil bürokratlarca idare edilmesi gibi sebepler, ülkenin aydın, münevver ve entelektüellerini düşündürdüğü/kaygınlandırdığı gibi “âkil” devlet adamlarının da gündemlerini meşgul etmiştir.
Bu kaygı ve sıkıntıların yoğunlaştığı dönemleri, özellikle son iki yüzyıla sıkıştırmak mümkündür Tanzimat ve Meşrutiyet devirleri, Osmanlı aydın ve bürokratlarının problem ve bunlara yönelik çözüm arayışlarının tespit edilip çözümlenmesi için çeşitli fırsatlar sunmuş ve ortamlar hazırlamıştır… Türkiye’de varlığı ile tüm zamanlarının en büyük “şikayet” konusu olan bürokrasi, sivil ve askerî alanlarda “katı” ve “hantal” yapısını değişmez ve değiştirilemez kuralları bina ederek güçlendi. Kısaca bu kitap, Osmanlı’nın son onlu yıllarıyla Cumhuriyet’in -günümüzde dahil- zihniyet ve felsefesini anlayabilme ve okuyabilme fırsatını yakalamaya çalışmakta; bunun sonucunda da bir kimlik tahliline ulaşmayı hedeflemektedir.
DOĞU BATI YAYINLARI
FELSEFEYE GİRİŞ, TAKİYETTİN MEMGÜŞOĞLU
Felsefeyi akademinin, hayattan soyutlanmış kavramlarının insani pratikleri ve tecrübeleri tam olarak yansıtmayan sınırlı ve dar çerçevesine hapsetmek yerine hayatın tazeliğine ve canlılığına temas eden, evrende bulunan her şeyi tam olarak kuşatan bir genişlikle ele almak gerekir.
T. Mengüşoğlu günce"lliğini koruyan bu eseriyle, özellikle Nietzsche ve Scheler'i takip ederek bize, hayatın hem pratik hem de teorik alanlarında yeni ufuklar açan doğru düşünmenin imkânlarıyla ilgili ipuçları veriyor ve felsefenin herkes için ulaşılabilir olduğunu gösteriyor.
RES PUBLICA - EDITÖR: ARMAĞAN ÖZTÜRK
Antik Yunan’dan günümüze iyi bir toplum idealinin ideal yönetim tarzı olarak düşünülen res publica’nın, yani cumhuriyetin temel özellikleri ve ilkelerine dair farklı yorum ve anlayışların tartışıldığı kitapta, Machiavelli’den Kant’a, Rousseau’dan Spinoza’ya ve gene çağdaş yazarlardan Arendt’den Pettit’ye, Skinner’a dek bu konuda önemli tespitlerde bulunmuş düşünürlerin rehberliğinde demokrasi, anayasa, bireysel hak ve özgürlükler, devlet-toplum-birey ilişkileri, sosyal adalet, ortak refah, hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı, temsilî karar verme süreçleri vb. gibi pek çok kavram ve düşünce ele alınmaktadır.
OSMANLI VE ÖTEKİLER - OĞUZ ADANIR
Simülasyon evreninde, gerçeklik evreninde yaşanan ve biten her şeyin anlamı tersine dönmektedir. Oysa görünümlerin egemen olduğunu söylediğimiz bu evrende: politik, ekonomik, toplumsal ve kültürel açıdan her şeyin eskisi gibi sürüp gitmekte olduğu gibi yanlış bir kanı vardır. Sanki hâlâ toplumsal sınıflar, bir çalışma ve üretim düzeni, bir fiyat ve ücret politikası ve nihayet yaşayan bir kültür var gibi görünmektedir. Bir zamanlar varolmuş tüm içeriklerin ve anlamların ölüp gitmediklerini kanıtlayabilmek amacıyla sistem olağanüstü bir çaba harcamaktadır. Kendi gerçekliğini yitirmiş olduğunu ve bu yüzden de sonunun gelmiş olduğunu kabul edememektedir.
Herşeyin birbiriyle yer değiştirdiği bu yeni dünya düzen(sizliği)nde Oğuz Adanır, geçmişi ve bugünü farklı bir perspektif üzerinden değerlendiriyor.
OSMANLI VE AVRUPALILAR - OĞUZ ADANIR
Osmanlı'daki oyunun kuralı ne idi? Fetih ve kahretmeye dayalı bir düzen hangi moral motivasyonlarından besleniyordu? Güç ve otorite karşısında her daim aman dileyenlerin davranış kalıpları, üretim ve tüketim alışkanlıkları ne tür bir gelenek içerisinde şekilleniyordu? (Geçmişteki gündelik hayatın reflekslerinin bugüne de fazlasıyla sirayet etmesi bu sebepledir. –İyi ve kötü yönleriyle.) Neticede, 'birey'den yola çıkarak 'dünya sistemi'ni oluşturan toplumların 'ortak zihniyeti'nin ve ayrıksılıklarının görülebilmesi, bunun için de her türlü tarihsel, kültürel, etnografik ve antropolojik araştırmaya daha çok gereksinim vardır.
Oğuz Adanır, MarcBloch, MarcelMauss, LucienLévy-Bruhl, FernandBraudel, Karl Polanyi ve Jean Baudrillard gibi farklı kulvarların temsilcileriyle Türk düşünce tarihinde kalıcı izler bırakmış Hilmi Ziya Ülken, Sabri Ülgener ve Niyazi Berkes gibi aydınların düşüncelerini karşılaştırarak evrensel tarihî bir konjonktürün nasıl yakalanabileceğinin imkânını aramaktadır. Bu yönüyle bütünlüklü bir zihniyet tarihi okumasına girişmekte ve aykırı bir sentez çalışmasını yeniden gündeme getirmektedir.
İSLAMDA MODERNLEŞME - BEDRİ GENCER
Bu eser, çağımızda sayısız araştırmaya konu edilen İslam'ın modernleşmesi hakkında bugüne kadar yapılmış en kapsamlı ve derinlikli incelemedir.
"Hristiyanlaştırmadan medernleştirmeye Batılı kozmopolis projesinin sekülerleşmesinin modern Batı/Doğu karşılaşmasını nasıl etkilediği" merkezî sorusundan hareket eden eser. İslam'da modemleşmeyi ilk kez Batı ile Doğu'nun bu büyük karşılaşması bakımından ele alıyor. Eser, Batı ile İslam düşüncesi,geleneksel ile modem İslam düşüncesi ve Osmanlı ile sair İslam düşüncesi arasında mukayeseli ve kuşatıcı, sosyolojik bir perspektiften sosyal ile düşünsel değişim arasındaki etkileşim bakımından on dokuzuncudan yirminci yüzyıla İslâm dünyasının modernleşmesi sürecini derinlemesine inceliyor.
TİMAŞ YAYINLARI
ÖZGÜRLÜĞÜN BAŞ DÖNMESİ, KEMAL SAYAR
Düşünce ile duyguyu buluşturan, akla ve kalbe aynı anda dokunan denemeleriyle tanıdığımız Kemal Sayar, Özgürlüğün Baş Dönmesi’nde bu kez makaleleriyle çıkıyor okuyucunun karşısına.
Benliğin dönüşümü, küreselleşme, siberalan, kaos kuramı derken yaşadığımız çağı irdeleyen ve yaşadığımız çağda gerçekleşen dönüşümleri anlamamızı kolaylaştıran derinlikli tahliller sunuyor. Sayar’a göre ‘narsisizm kültürü’nün hakimiyet kurduğu bir çağdır yaşadığımız çağ. Çağlar boyu özgürlük için savaşım veren birey, şimdi de “özgürlüğün baş dönmesi”ni yaşamaktadır. Kapitalizm ciddi bir kültürel ve psikolojik yıkıma yol açmış, kendimize yardım etme ya da kendimizi terbiye etme yetilerimizi yok etmiş, büyümek ve olgunluğa erişmek giderek daha müşkül bir hâl almıştır. Özgürlüğün Baş Dönmesi, bu açmazı çözümleme ve bir çözüm bulma yolunda mütevazı bir katkı sunma çabasındadır.
SAKLI KİTAP, SİBEL ERASLAN
Sibel Eraslan, 28 Şubat’la savrulan, yerinden koparılan, sürekli kendilerini izleyen bir gözle, “Tepegöz”le yaşatılan bir neslin romanını yazdı. Onlar direnci, direnişi, masumiyeti, nezaketi, safiyeti taşıyan birer ırmaktı. Çünkü onlar içlerindeki “saklı kitabı” her şeye rağmen koruyanlardı…
OSMANLI’NIN İZİNDE I / PROF. DR. MEHMET İPŞİRLİ ARMAĞANI
İlber Ortaylı, Feridun M. Emecen, Mübahat S. Kütükoğlu, İdris Bostan, M. Âkif Aydın, Salim Aydüz
İnsani yönü itibariyle gerçek olgunluğa erişmiş nadir simalardan biri olmasının yanında ilmi alanda da şaşırtıcı hafızasıyla ve ilginç konuların peşinde koşmasıyla dikkati çeken Prof. İpşirli, özellikle önemli Osmanlı kroniklerinin edisyonlarını yapmakla Osmanlı tarihçiliği için ciddi katkılarda bulundu. Selaniki Tarihi ve Naima Tarihi bu meyanda hemen zikredilebilir. Öte yandan hayli zor bir alan olan ilmiye teşkilatıyla uğraşarak, bilhassa kazaskerlik hakkında yegâne ayrıntılı çalışmayı da ilim âlemine kazandırdı.
GENÇ PRENS’İN DÖNÜŞÜ, ALEJENDRO GUİLLERMO ROEMMERS
Patagonya’nın çorak topraklarında yalnız başına arabasıyla seyahat eden bir adam, yolda yardıma ihtiyacı olan bir gençle karşılaşır. Adam, genci arabasına alır ve birlikte seyahat etmeye başlarlar. Birbirinden çok farklı hayatlara ve karakterlere sahip iki kahramanımız, yol boyunca hayat ve insanlık üzerine derinlikli sohbetler gerçekleştirir, hikâyelerini paylaşırlar. Kahramanlar için bir manevi yolculuğa dönüşen bu seyahatte paylaştıkları kalp kırıkları, mutlulukları, inançları, çocukluktan olgunluğa attıkları adımlar, vicdani sorgulamaları, coşkuları; okuyan herkese yeni kapılar açacak öğütler taşıyor.
Uluslararası bestseller Genç Prens’in Dönüşü, modern zamanlarda yitirdiklerimize vurgu yapan, sevginin gücüne ve mucizelere inancımızı tazeleyen bir kitap: Herkes içindeki Prens’i keşfedebilsin, kalbini hayata açabilsin diye…
KÜRE YAYINLARI
KALKINMACI MODERNLİK, KÜRESEL EKONOMİ POLİTİK VE TÜRKİYE, SADIK ÜNAY
Kapitalist modeller, sosyo-ekonomik kalkınma sorunsalı ve devlet-ekonomi ilişkileri bağlamında dünyada geliştirilen başlıca teorik yaklaşımlar nelerdir? Bu yaklaşımlar ışığında Osmanlı Devleti ve Türkiye’nin küresel ekonomi politik sistem ve bu sistemin başlıca aktörleri ile yüzyıllara yayılan yüzleşmesi nasıl yorumlanabilir? Cumhuriyet Türkiyesi’nin devletçilikten bugüne uzanan çizgide ekonomik büyüme, sosyal kalkınma ve dış politika alanlarında gösterdiği performans küresel eğilimler ışığında mukayeseli olarak nasıl yorumlanabilir?
Elinizdeki eser, Türkiye ekonomi politiğinin Osmanlı Devleti’nin klasik çağından iki kuşak neoliberal küreselleşme dönemine uzanan süreçte tecrübe ettiği muazzam dönüşümün makro-düzey bir okumasını sunuyor.
ULUSLARARASI İLİŞKİLERİN SOSYAL TEORİSİ, ALEXANDER WENDT
Günümüz akademik çalışmalarında, uluslararası siyasetin “sosyal olarak inşa edilmiş” bir alan olarak tanımlandığını görmek artık sıradanlaştı. Uluslararası Siyasetin Sosyal Teorisi’nde Wendt, felsefe ve sosyal teori temelinde, sosyal bir inşa olarak bir uluslararası sistem teorisi geliştiriyor. Wendt, yapısalcı ve idealist bir dünya görüşü sunan konstrüktivist yaklaşımın temel iddialarını ortaya koyuyor ve bunların, uluslararası ilişkilerde hakim konumda olan bireyci ve materyalist teorilerle karşıtlığının altını çiziyor. Her ne kadar yazar bu teoriden sadece uluslararası siyasete konstrüktivist bir yaklaşım olarak söz etse de, Uluslararası ilişkiler çalışmalarına egemen olan Realizmlerle yan yana konulduğunda bu teori bir çeşit idealizm, Yapısal idealizmdir. Bu nedenle de kitap aslında bütünüyle bir sosyal teori uygulaması olarak görülebilir.
SEL YAYINCILIK
PARALI ASKER, GEORGES PEREC
Georges Perec’in 1957-1960 yılları arasında yazdığı ilk roman olan Paralı Asker (Le Condottière) yazarın ölümünden otuz yıl sonra bulundu. Farklılığı ve yenilikçiliğiyle öne çıkan Perec dünyasını işte bu roman başlatmıştır.
Antonello da Messina’nın 1475’te yaptığı Paralı Asker tablosunun sahtesini yapma işini üstlenen Gaspard Winckler’i heyecan ve gerilim dolu, hayat kadar gerçek, sanat kadar kurmaca bir serüven beklemektedir. Özgün yapıt ile sahte yapıt arasındaki karmaşık ilişkide ruhu ve bedeniyle birlikte kaybolan kahraman aslında şu sorunun peşindedir: Sahte bir sanat eseri üreterek gerçeğin kendisine ulaşılabilir mi? Gerçeği arayan sanatın etkileyici öyküsünü anlatan Perec, polisiye roman temalarını kendi edebiyat anlayışıyla dönüştürerek son derece sürükleyici ve düşündürücü bir ilk kitaba imza atıyor.
BEDENDE YAZILI, JEANETTE WİNTERSON
Jeanette Winterson, “Bütün kitaplarım deneyseldir; biçimlerle oynar, geleneksel anlatı çizgilerini takip etmeyi reddeder ve okuyucuyu bir oyuncu olarak dahil eder,” diyor. Bedende Yazılı da tam böyle bir roman. İlk bakışta basit bir aşk hikayesi; aşık olmak, yitirmek, kavuşulan sevgili... Ancak anlatıcı ve ana karakterin ismi yok, cinsiyeti belirsiz, yaşı bilinmiyor. Winterson buna rağmen arzulardan fedakarlığa, tutkudan ayrılığa kadar insani durumların resmini çizmeyi, gerçekliği şüphe götürmeyen bir aşk hikayesi anlatmayı, içine çekmeyi ve öyküyü okur için kişisel kılmayı başarıyor.
Winterson’ın her romanı benlik duygumuzu oluşturan arzular ve sınırlarla ilgili; korku, sınıf, ten rengi ya da beklentiler gibi aşmaya çalışmamız gereken sınırlar. Bedende Yazılı, aşkın insanı hem parçalayan hem de iyileştirip bütünleştiren gücünden, ölümcül bir hastalığın insanın benliğini nasıl yeniden oluşturduğuna kadar uzanıyor. Oyuna katılan okur için de bir kendini keşfetme yolculuğu vaadediyor.
KAPİTAL’İ SAHNELEMEK: BİRİNCİ CİLT ÜZERİNE BİR YORUMLAMA, FREDRİC JAMESON
Her kriz, küresel kapitalizmin yapısının, ona yön verdiğini iddia edenlerin de kavrayışlarını aştığını gösterirken, Marx’ın Kapital’ini yeniden gündeme getiriyor.
Kapital’i Sahnelemek’te Fredric Jameson hem eser üzerine tartışmaları yeniden ele alıyor hem de metne sadık kalarak yeni bir çeviri sürecine girişiyor ve Kapital’in aslında işsizlik üzerine bir kitap olduğu gibi çarpıcı sonuçlar çıkarıyor: “Kapitalizmin her aşaması bir yandan onun özüyle ve yapısıyla uyumlu iken (kâr güdüsü, birikim, genişleme ve ücretli emek sömürüsü) aynı zamanda kültür ve gündelik hayatta, toplumsal kurumlarda ve insan ilişkilerinde bir başkalaşmaya işaret ediyor. Bugün Kapital’e yönelik yapılacak yaratıcı bir okuma, bir tür çeviri süreci olarak görülebilir.”
YENİ SANAT TARİHİ – ELEŞTİREL BİR GİRİŞ, JONATHAN HARRİS
1960’lı yıllardan günümüze yoğun bir dönüşüm geçiren alanlarından biri de sanat tarihi. Sosyoloji, psikoloji, felsefe gibi farklı alanlardan daha çok beslenmeye başladıkça biçim ve üslup temelli yaklaşımlardan giderek uzaklaşan sanat tarihi, disiplinlerarası bir nitelik kazanarak yenilendi, yakın dönemin sanatını yorumlayabilecek yeni eleştirel araçlar ve yaklaşımlarla zenginleşti.
Jonathan Harris’in alana eleştirel bir giriş olarak hazırladığı Yeni Sanat Tarihi, 1960’lı yıllardan günümüze sanat tarihinde ve pratiklerinde yaşanan temel değişimlere kuramsal bir kapı açıyor. Sanat tarihi alanındaki yerleşik değerleri ve geleneksel yaklaşımları sorgulayarak 1960’lardan günümüze bu alanın toplumsal dönüşümlerle bağlantısını irdeleyen Harris, T.J. Clark’tan Griselda Pollock’a uzanan bir çizgide sanat okumalarında ‘toplumsal’ı dışlamamış olan eleştirmenlerin temel metinlerinden yola çıkıyor.
Yeni Sanat Tarihi, bu çerçevede sanat pratiğine ve tarihine, kapitalist modernitenin etkileri, ulus-devlet bağlamında görsel temsil biçimleri, özneler, kimlikler ve feminizm çerçevesinde görsel ideolojilerin yansımaları, cinsellik ve beden politikaları gibi farklı açılardan yaklaşıyor.
QUEER TAHAYYÜL, KOLEKTİF – Yayına Hazırlayan: Sibel Yardımcı, Özlem Güçlü
Queer kelimesi Türkçede garip, tuhaf, yamuk gibi anlamlara geliyor. Bunun yanı sıra argoda “ibne” demek. Queer kuramının merkezinde de acayip, tuhaf, yamuk, anormal, iğrenç, aşağılık olana; normatif alanın dışında kalana; bu alanın dışında bırakılana; normu ihlal edene bir gönderme ve bu “kötüyü”, “anormali” yeniden anlamlandırma imkanı yatıyor.
Biz bu derlemede biraraya getirdiğimiz metinlerin seçiminde, bu “kimliksizleşme” vurgusunu; hem de konu çeşitliliğini yansıtmaya çalıştık. Bu sırada, alanda öne çıkan isimleri okuyucuyla tanıştırmayı amaçladık. Bu vesileyle karşılaşmanın yabancı literatüre erişimi olmayan okuyucular için heyecan verici olmasını umuyoruz.
İZ YAYINLARI
BAY ÖTEKİ, SUZAN NUR BAŞARSLAN
Araf Kuyu’dan Bay Öteki’ye dönüşen kahramanın yedi yıl, beş ay, on üç günlük hikâyesi ve bu hikâyenin içinde kedilerin dinlediği bir başka hikâye ile fasıl ve episod olarak verilen iki ayrı anlatının ve üslubun birleştirildiği Bay Öteki; birçok edebi metin ve sanatçıya göndermeler yapan, okura farklı okuma seçenekleri sunan, Yunan mitolojisinden, Kur’an kıssalarına, Dede Korkut hikâyelerinden Batılı anlatılara kadar birçok verimi dünyasına katmış postmodern bir anlatı.
Bay Öteki, bir kavram/olgu karakter, kaybolan, kendini dönüştüren, hiçliği yaşayan ama bulmaya çalışan… Bay Öteki’nin dünyasına girdiğinizde, onun hikâyesinin henüz tamamlanmadığını hissedeceksiniz. Evveli ahir, ahiri evvel olan bu anlatı, başladığı noktada bitmekte. Çünkü her başlangıç bir sonun, her son da bir başlangıcın habercisidir. Araf Kuyu’nun sonu Bay Öteki’nin, Bay Öteki’nin sonu ise Garip Dede’nin başlangıcı. Henüz Garip Dede’yi okumadınız. Belki bir gün, kim bilir?
