SATILIK CENNET

  • Konbuyu başlatan HASAN DAVUTOĞLU
  • Başlangıç tarihi

Konu hakkında bilgilendirme

Konu Hakkında Merhaba, tarihinde Serbest Kürsü kategorisinde HASAN DAVUTOĞLU tarafından oluşturulan SATILIK CENNET başlıklı konuyu okuyorsunuz. Bu konu şimdiye dek 2,699 kez görüntülenmiş, 7 yorum ve 0 tepki puanı almıştır...
Kategori Adı Serbest Kürsü
Konu Başlığı SATILIK CENNET
Konbuyu başlatan HASAN DAVUTOĞLU
Başlangıç tarihi
Cevaplar
Görüntüleme
İlk mesaj tepki puanı
Son Mesaj Yazan HASAN DAVUTOĞLU
H

HASAN DAVUTOĞLU

Kullanıcı
4 Ağu 2007
En iyi cevaplar
0
0
Güzellikler diyarından
1. Bölüm

     Bir varmış, bir yokmuş. Sadece güzellikleri savunan ve yaşatan genç bir adam varmış. Adı, Güzellikler Savunucusu'ymuş. Kan hastasıymış. Buna rağmen yaşama dört elle sarılıyormuş. Kişiliği, onun için en değerli varlıkmış. Kişiliğini koruyabilmek için çok mücadeleler veriyormuş. Yalnız kaldığı sayısız gün olmuş. Yine de çirkinliklere alet olmamış. Bu uğurda çok bedel ödemiş. Pollyannacılık oynamayı öğrenmiş. Yaşadığı her sorunun onu biraz daha olgunlaştırdığına inanıyormuş.
     İnsanlık adına herkese yardım ediyormuş. Kendini sürekli geliştiriyormuş. Onun için yaşam; üretmek, paylaşmak ve desteklenmek demekmiş. Hasta yatağında olduğu günlerde bile üretmekten uzak duramıyormuş. Yazarmış. Güzellikler adına öyküler, hikayeler yazıyormuş. Yazdıklarını çevresindekilerle paylaşıyormuş. Yazılarında vermeye çalıştığı mesajların daha geniş kesimlere ulaşması için internetteki saygın sitelerden de yararlanıyormuş.
     Güzellikler Savunucusu, bekarmış. Evliliğe çok önem veriyormuş.  Yaşı, 33'e dayanmış. Buna rağmen evlenmekte acele etmiyormuş. Doğru zamanda doğru kişiyi bularak evlenmek istiyormuş. Kimi zaman dualarında, “Allah'ım” diyormuş, “Eş olmayı, hatta baba olmayı hak etmeyen sayısız insan var. Ne olur, bana bir şans ver! Karıma ve doğmasını istediğim çocuklarıma sadece güzellikleri yaşatabilmek için bana olanak sağla. En azından karım olamasa bile değer verdiğim birisine sevgimi kanıtlamama izin ver.”
     Yazarın duaları, çok geçmeden kabul edilmiş. Genç bir bayanla tanışmış. Ona, kişiliğinden, öykülerinden ve hastalığından bahsetmiş. Genç bayan da yazara, kendi geçmişini özetlemiş. Dünyaya gelmeden annesiyle babası ayrılmış. Doğduğu zaman ise annesi, onu, hastanede bırakarak kaçmış. Yaşamı boyunca kimi sevmişse onu hep terketmişler. Bu nedenle insanlara güveni kalmamış...
     Güzellikler Savunucusu, genç bayanla her gün görüşmeye, onunla güzellikleri paylaşmaya başlamış. Arkadaşına, Güzellikler Prensesi adını vermiş...
     Güzellikler Prensesi, özel bir şirketin muhasebecisiymiş. Geçmişi hep hüzünlü geçtiği için hayata dair pek hedefleri yokmuş. Bir tek kendi giyim mağazasını açmayı hayal edip duruyormuş.
     Yazar, genç bayanla tanıştıkları günün mübarek Ramazan ayının ilk gününe denk geldiğinin farkındaymış. Bunu, arkadaşına seslendirmiş ve eklemiş: “İlk kız arkadaşımsın! İlk gibi tek kalmanı istiyorum. Tanışmışlığımız nasıl ki mübarek Ramazan ayının başlangıcına denk geldi, arkadaşlığımızın da özel ve daimi olmasını istiyorum.”
     Güzellikler Prensesi'nin doğum günü gelmiş. Yazar, bundan haberdar değilmiş. Görüştükleri sırada öğrenmiş. Doğum günü hediyesi olarak ona öykü yazmış. Ardından ona çiçek almış.
     Genç bayan, her gün görüşüyor olmalarına rağmen Güzellikler Savunucusu'nun varlığına bir türlü inanamıyormuş. Arkadaşı yanında, ama o karakterde birinin dünyada hâlâ yaşıyor olduğundan şüpheliymiş. Bunu seslendirmiş de: “Sen, bu dünyaya ait olamazsın!”
     Yazar, her gün arkadaşına sürprizler yapıyormuş. Onu mutlu edebilmek için sürekli çaba sarf ediyormuş.
     Güzellikler Savunucusu, kaybederken değil, varlığı devam ederken değerlerin farkında olan birisiymiş. Arkadaşına, “Ben, başkalarına benzemiyorum. Haklısın! Belki de bu dünyaya ait olmayabilirim. Yine de bilmeni istiyorum ki seni terk eden annen ve diğer sevdiklerine sadece acıyorum. Böylesi bir değeri göremedikleri için!..”
     Genç adam, ölümden dahi korkmuyormuş. Hayattaki tek endişesi, geç kalmakmış. Sonrasında “keşke”yle başlayan pişmanlıklar duymamak için sürekli çaba sarf ediyormuş. Arkadaşına da geç kalmadan evlenme teklifinde bulunmuş. Kız arkadaşı önce şaşırmış. Sonra demiş ki “Benim için çok özelsin. Geçmişde yaşadığım olumsuzluklardan dolayı insanlara güvenemiyorum. Bu nedenle evliliğe hazır değilim.”
     Güzellikler Savunucusu, arkadaşını anlayışla karşılamış. Onun güvenini kazanabilmek için daha fazla çaba sarf etmeye başlamış.
     Güzellikler Prensesi, yazarın her geçen gün daha da artan sevgisinden mutluymuş. Bu mutluluğu kaybetmek istemiyormuş. Sır olarak sakladığı gerçeği öğrenmesi halinde arkadaşının, onu terk edeceğinden korkuyormuş.
     Güzellikler Savunucusu, bir gün arkadaşıyla görüştüğü sırada onun, sabah, hastaneye gittiğini öğrenmiş. “Hayırdır!” demiş heyecanla “Neyin var?” Genç bayan, “Önemli bir şey yok!” diyerek geçiştirmek istemiş. Yazar ısrarlı davranmış. “Benim de senin gibi kanım düşük!” demiş Güzellikler Prensesi, “Haftada 2 gün serum alıyorum.” Sağlığa çok önem veren yazar, arkadaşının rahatsızlığına üzülmüş. Sağlığına kavuşması için gerekli her tür yardımı yapmaya hazır olduğunu söylemiş. Ve eklemiş: “Hastalığım gereği kan bağışında bulunamam. Ama Allah korusun, günün birinde kana ihtiyacım olursa inan ki seni yaşatmak için ölümü seçer ve sana kanımı helâl ederim!”
     Günlerden arefe günüymüş. Güzellikler Savunucusu, o gün, arkadaşına ulaşamamış. Ters giden bir şeylerin olduğunu fark etmiş.  Arkadaşını defalarca aramasına rağmen telefonlarına yanıt alamamış. Ne yapacağını şaşırmış. Gecenin ilerleyen saatlerinde arkadaşının telefonuna SMS mesajı göndermiş: “Sana ulaşamıyorum. Lütfen benimle bağlantı kurar mısın?”
     Kısa bir süre sonra mesajına yanıt gelmiş: “Ablam, hastanede! Merak etmeyin. İyidir. İş çıkışı eve gelirken baygınlık geçirmiş. Mahalleli onu hastaneye kaldırmış.”
     Küçük bir köyde yaşayan yazar, arkadaşının yanına gitmek istemiş. Telefonla görüştüğü kardeşi buna izin vermemiş. Ablasının hangi hastenede olduğunu da gizlemiş.
     Güzellikler Prensesi, günler öncesinden arkadaşına, “İlişkimizden ailemin haberi yok. Ne olursa olsun, bana ulaşamayacağın zaman yanıma gelmeni istemiyorum” demiş ve ona söz vermesini istemiş. Güzellikler Savunucusu, söz vermeye vermiş, ama, o gün böylesi bir talebin kız arkadaşından gelmesine anlam verememiş.
     Yazar, arefe gecesini uykusuz geçirmiş. Ramazan Bayramı'na hüzünlü girmiş. İçinden kimseyle bayramlaşmak gelmiyormuş. Telefonla arkadaşını aramış. Yanıt alamamış. SMS mesajı göndererek arkadaşının sağlığı hakkında haberdar edilmeyi rica etmiş.
     Güneşin kendini iyice hissetmeye başladığı saatlerde yazarın telefonuna SMS mesajı gelmiş. Mesaj, arkadaşındanmış. Güzellikler Prensesi, sağlığının iyi olduğunu belirtmiş. Mesajına, hastaneden taburcu olduğunu, müsait olduğu zaman onu arayacağını da eklemiş. Genç adam, arkadaşından gelen mesajla buruk sevinç yaşamış.
     O yılki Ramazan Bayramı, yazar için kötü geçmiş. 3 günlük bayram süresince arkadaşıyla bir kez bile görüşememiş. Mesajlarına yanıt alamamış. Kız arkadaşının ev adresini bilmediği için de kendi kendini suçlamış. Aslında Güzellikler Prensesi'nin ev adresini defalarca istemiş. Genç bayansa her seferinde, “Bunu benden isteme!” diyerek arkadaşının talebini geri çevirmiş.
     Bayram ertesi telefonla görüşmüşler. Güzellikler Prensesi, sabah hastaneye gittiğini, rahatsızlığının tespiti için bazı tetkikler yapıldığını anlatmış. Sonuçların 2 gün sonra çıkacağını söylemiş. Genç adam, arkadaşıyla yüz yüze görüşmek istemiş. Güzellikler Prensesi bunu kabul etmemiş. Yazar, bunun üzerine, iş yerinde olan arkadaşına çiçek göndermiş. Kırmızı güllere, onun için yeni yazdığı öyküyü eklemiş:

     “Bir varmış, bir yokmuş. Lügatında çirkinlik kelimesi yazmayan, yaşantısında çirkinliklere yer vermeyen GÜZELLİKLERİN SAVUNUCUSU adıyla bilinen biri varmış. Bir gün melekler kadar iyilikler dağıtan, cennet kadar güzel mi güzel bir prensesle tanışmış. Ona, GÜZELLİKLER PRENSESİ adını vermiş.
     Arkadaş olmuşlar. Bu, sıradan bir arkadaşlık değilmiş. Yeryüzünde bugüne kadar kimseye nasip olmamış bir arkadaşlıkmış, onlarınki.
     Arkadaşlığın güzelliklerini paylaşmaya kararlıymışlar. O kadar kararlıymışlar ki mükemmellikten de öte devam eden arkadaşlıklarını daha da anlamlı kılmak için sürekli anlaşmalar yapıyorlarmış. Dünyada barışın sağlanması, sorunların giderilmesi, maddi menfaatlerin artırılması için yapılan anlaşmalara meydan okuyorlarmış. "Bizimkisi, arkadaşlığın güzelliklerini daha fazla yüceltmenin anlaşmasıdır!" diyorlarmış.”

     Beklenen gün gelmiş! Güzellikler Prensesi'nin tetkik sonuçları belli olmuş. Yazar, sonuçları almak için arkadaşıyla birlikte hastaneye gitmek istemiş. Genç bayan buna müsaade etmemiş. “Babamla birlikte gideceğim!” demiş.
     Güzellikler Prensesi, yine terk edileceği korkusuna kapılmış. Yazarla yüz yüze görüşmeye cesaret edememiş. Aranılacağını biliyormuş. Telefonla da görüşemeyeceğini fark etmiş. Gözlerinden yaşlar dökülerek hastalığının ne olduğunu arkadaşına e-posta mesajıyla bildirmiş: “Sağlığımı merak ediyorsun. Söyleyim: Beyin tümörü!”
     Güzellikler Prensesi, beynindeki urun ruhsal bozukluk ve kişilik değişikliklerine neden olduğunu belirtmiş. “Tek şansım” demiş, “Erken teşhis. Ameliyat risk açısından daha tehlikeli. Ameliyat sonrası felç veya kör olma olasılığım var. Beynimdeki tümörün ilaçlarla kontrol altına alınıp alınamayacağı ya da ilaçlı tedavinin ne kadar süreceği belli değil... Al! Öğrendin işte. Sırf bu yüzden benle konuşmanı istemiyorum. Her an kalbini kırabilirim. Tek sen değil! Yanımda kimsenin olmasını istemiyorum. Farkında olmadan canım kadar sevdiklerimi kırıyorum. Bunu anladığım zaman da canım çok acıyor. İşte şimdi anladın mı, niye değiştiğimi? Nasıl değişmek istemesem de bir an için değişiyor olduğumu...” HASAN DAVUTOĞLU
 
S

syn

Kullanıcı
12 Ara 2007
En iyi cevaplar
0
0
İstanbul
Emeğine sağlık demek daha doğru olur .Devamını yollarsan okuyacağımdan emin olabilirsin gidişatı sevdim diyebilirim devamını okumadan yorum yapmasam iyi olur ne yazık ki çoğu uzun yazı bir çok defa okunmaya üşeniliyor ama bu forumda olmaz -umarım- arkadaşlar ne olur beni haklı çıkarın
 
H

HASAN DAVUTOĞLU

Kullanıcı
4 Ağu 2007
En iyi cevaplar
0
0
Güzellikler diyarından
2. Bölüm

     Genç adam, arkadaşından gelen mesajı, ağlayarak okumuş. Bir an hastanede geçen tedavi günleri film şeridi gibi gözünün önünden geçmiş.
     Telefonla arkadaşını aramış. Sanki görünecekmiş gibi de gözyaşlarını süratle silmiş.
     Güzellikler Prensesi, arayanın arkadaşı olduğunu görünce kaybetme korkusuna daha fazla kapılmış. Korkudan tir tir titremeye başlamış. Önce telefona cevap vermek istememiş. Israrla çalan telefonun susmayacağını anlamış. Kendinde bulabildiği cesaretle yanıt vermiş. “Aldın mı, mesajımı? Okudun mu? Merakın gitti mi?” diye sormuş.
     Üzüntüsünü belli etmek istemeyen yazar, “Seni, çok seviyorum!” diyerek yanıt vermiş.
     “Bu da ner'den çıktı?” diye sormuş, genç bayan. “Kalbimin sesi!” diyen arkadaşının yanıtıyla korkuyla karışık sinirinin farkına varmış. Yine de kendine hakim olamamış. “Gerçeği öğrendiğine göre artık surat yapmazsın!” demiş.
     Güzellikler Savunucusu, iyi günde ve kötü günde, arkadaşlığın güzelliklerini paylaşmak adına onun yanında olmak istediğini söylemiş. “Buna var mısın?” diye de sormuş.
     Güzellikler Prensesi, “Beni fazla sorgulama. Moralim bozuk ya da sıkkınsa üstüme gelme! Tamam mı?” demiş.
     Genç adam, arkadaşını mutlu etmek için güzellikleri paylaşmak istiyormuş. Biliyormuş ki güzeli yaşatan güzelliklerdir!
     Güzellikler Prensesi'nin ruh halini anlayabildiği için onu sıkmak istememiş. O gece, telefonda görüşmek üzere anlaşmışlar.
     Yazar, arkadaşını, randevulaştıkları saatte aramış. Telefonuna yanıt alamamış. Aralıklarla kız arkadaşını 2-3 kez daha aramış. Yine yanıt alamamış. Heyecanlanmış. “Ona bir şey mi oldu?” diye sabaha kadar gözüne uyku girmemiş.
     Arkadaşını, ertesi gün de defalarca aramış. Telefonuna ve e-posta adresine mesajlar göndermiş. Yanıt alamamış. Çaresiz kalmış. “Belki biri okur ve yanıtlar!” düşüncesiyle Güzellikler Prensesi'nin telefonuna yeniden mesaj göndermiş: “Lüften, onun sağlığı hakkında beni bilgilendirir misiniz?”
     Gün boyu beklemiş. Yine yanıt alamamış.
     Genç adam, arkadaşından haber alamamanın üzüntüsüyle 2 günü geride bırakmış.
     Yazar, 3. gün, öğle saatlerinde, “Bana mesaj göndermiş olabilir” düşüncesiyle internete bağlanmış. O an gözlerine inanamamış. 2 gündür ulaşamadığı arkadaşı “çevremiçi”ymiş. Onunla merbalaşmış.
     Güzellikler Savunucusu, “Özlettin, kendini. 2 gündür, sana ulaşamıyorum. Çok merak ettim. Nasılsın?” diye sormuş.
     Genç bayan, “Şükür ya, iyiyim!” demiş ve eklemiş: “Kardeşim, biraz özleyin!”
     Yazar, arkadaşının yanıtına anlam verememiş. 2 gün ona ulaşabilmek için verdiği çabayı ve duyduğu endişeyi seslendirmiş.
     Güzellikler Prensesi, sinirli bir tavırla “İç güveye benzedin. Amma meraklısın ha!” demiş. “Cuma akşamı erken yatmıştım. Çok yorgundum. Mesajlarını geç farkettim.”
     Genç adam, arkadaşının tavırlarını, rahatsızlığına yorumlamış. “Canım sıkılıyor. Dışarı çıkmak istiyorum. Arkadaşımdan telefon bekliyorum.” diyen genç bayanı kendi dünyasına bırakmış.
     Yeni bir haftaya girilmiş. Yazar, kız arkadaşına yine ulaşamamış. İş yerine telefon etmiş. O gün işe gitmediğini öğrenmiş.
     Güzellikler Savunucusu, arkadaşına e-posta mesajı göndermiş: “Senin sağlığın, benim sağlığım demek. Senden haber almadan 1 gün bile geçirmek istemiyorum.”
     Yazar, mesajında, “Bizi, birbirimize daha fazla bağlayan anlaşmalarımız var ya gel yeni bir anlaşma daha yapalım” diyerek öneride bulunmuş: “Şu andan itibaren her gün birbirimizle bağlantı kurmaya, hasta yatağında bile olsak bunu haber vermeye, hasta olduğumuzu üzmemek adına saklamak yerine ulaşılamayınca arkadaşımın daha fazla üzüleceğini, daha fazla merakta kalacağını anımsayarak onunla mutlaka bağlantı kuracağımıza dair birbirimize söz verelim.”
     Güzellikler Prensesi, erkek arkadaşının mesajına saatler sonra yanıt yazmış: “Evet, dün, işe gitmedim. Rahatsızdım. Haber de veremedim. Telefon evdeydi. Merakta bıraktığım için özür dilerim. Gerçi ben her ne kadar da merak etme desem de sen dinlemiyorsun. Şu an gayet iyiyim. Artık alışsan iyi olacak. Tabii senle birlikte herkes. Ne zaman ve nerede rahatsızlanacağım belli değil. Her an her şey olabilir. Bir karar verilmek zorunda. Ama ailem bunu istemiyor. Onların izni olmadan da ameliyat yapılamıyor. Riskli olduğu için. Ben bir karar verdim. Doktoru nasıl ikna edeceğimi bilmiyorum. Ama ailemin onayı olmasa da ameliyat olmak istiyorum. Her an nerede düşeceğimi düşünerek, korkarak yaşamak istemiyorum. Bu arada üzüleceğini biliyorum. Ama artık cep telefonu kullanmayacağım. Cep telefonu kullanımı, beyin hücrelerime zarar verdiği için doktor tarafından yasaklandı.” HASAN DAVUTOĞLU

(devam edecek!)
 
B

bıldırcın

Kullanıcı
4 Ocak 2008
En iyi cevaplar
0
0
ankara
Anlatımı sade güzel bir hikaye :)
Merak ettiğim burada yazılanlar yaşanmış olaylar mı?
 
I

ibrahim58

Kullanıcı
9 Ara 2007
En iyi cevaplar
0
0
Sivas
Hasan kardeş paylaşım için teşekürler.

Devamını bekliyorum
 
H

HASAN DAVUTOĞLU

Kullanıcı
4 Ağu 2007
En iyi cevaplar
0
0
Güzellikler diyarından
"SATILIK CENNET" gerçek hayattan alınmış bir örneğin hikayesidir. Buna rağmen masal tarzında yazmayı tercih ettim. "3 YILLIK AYAKKABININ SIRRI" ( http://www.kendinigelistir.com/forum/index.php/topic,1905.0.html ), "ÇOBANIN SIRRI" ( http://www.kendinigelistir.com/forum/index.php/topic,2754.0.html ) vb. hikayelerim de gerçek hayattan kesitleri yansıtıyordu. Hikayeleri, inananlar için verdiği mesajların alınması, inanmayanlar içinse sadece masal olarak kalmak amacıyla yazıyorum.

"SATILIK CENNET" aslında herkesin kendine pay çıkarabileceği, "Karakterlerin yerinde olsaydım, şunu yapardım" diyebileceği bir hikaye. Hikayenin sonu belli. Buna rağmen bölüm bölüm yayına vermeyi tercih ettim. İstedim ki her bölümde bir öncekinde düşündüklerinizle karakterlerin izlediği rol iyice yorumlansın.

Güzelliklerle kalın! HASAN DAVUTOĞLU
 
H

HASAN DAVUTOĞLU

Kullanıcı
4 Ağu 2007
En iyi cevaplar
0
0
Güzellikler diyarından
Son Bölüm

     Yazarın merakla beklenen yeni romanı çıkmış. Adını, “Satılık Cennet” koymuş.
     Kitap beklenenden de öte ilgi görmüş. Medya, sürekli kitabı tanıtıyor, yazarla röportajlar yapıyormuş. Güzellikler Savunucusu, imza günlerinde okurlarıyla bir araya geliyor, edebiyat fakültelerinde düzenlenen söyleşilere katılıyormuş.
     Bir gün hiç beklenmedik bir gelişme olmuş. Yazar, katılmış olduğu söyleşilerden birinde onu derinden etkileyen bir okuruyla tanışmış. Üniversiteli genç bayan, söyleşi boyunca sürekli söz almış, yazarın eserleriyle ilgili yorumlarda bulunmuş. O yorumlar, Güzellikler Savunucusu için ilaç gibi gelmiş. Çünkü o güne kadar yazdıklarıyla vermeye çalıştığı mesajlar ilk kez bir okuru tarafından doğru algılanmış. Yazar, onun gibi düşünen bir değerle karşılaştığını anlamış.
     Aradan bir süre geçmiş. Güzellikler Savunucusu, genç bayanı düşünürken e-posta adresine bir mesaj gönderilmiş. Mesajı, yazarın değer verdiği üniversiteli okuru yazmış. Genç bayan, final tezinde konu olarak yazarın kişiliğini ve eserlerini seçtiğini belirtmiş. Onunla görüşme talebinde bulunmuş. Gelen mesaj, Güzellikler Savunucusu'nu çok mutlu etmiş.
     Yazar, ertesi gün genç bayanla üniversite kütüphanesinde görüşmüş. Okuruna, teşekkür etmiş.
     “Bugüne kadar” demiş yazar, “ilk kez düşüncelerimi aynen seslendiren bir değerle yani seninle tanıştım. Tez konusu olarak kişiliğimi ve eserlerimi seçmen benim için onurdur. Bu onuru anlamlı kılansa seni tanımış olmamdır” demiş.
     “Yazılarınızı çok keyif alarak okuyor ve faydalanıyorum. Asıl onur, sizin, benimle görüşmeyi kabul etmenizdir. Teşekkür etmesi gereken biri varsa o da benim. Teşekkür ederim.”
     Yazarla genç bayan, arkadaşlığın güzelliklerini yaşamaya başlamışlar. Yazar, arkadaşına, “Güzellikler Meleği” adını vermiş.
     Güzellikler Savunucusu, arkadaşına çiçek almak istemiş.
     Genç bayan, “İnce düşüncen için teşekkür ederim” demiş. “Bana çiçek almak yerine çiçeğe ödeyeceğin parayla bir çocuğu mutlu etmeni rica ederim.”
     Bu sözler, yazarı duygulandırmış. Arkadaşının, Güzellikler Meleği adını fazlasıyla hak ettiğini seslendirmiş.
     “Bana 1-2 dakika müsaade eder misin?”
     “Elbette. Neden olmasın ki!”
     Yazar, yanında taşıdığı dizüstü bilgisayarını açmış. İnternete bağlanmış. Arkadaşı adına Çocuk Esirgeme Kurumu'na 100.-YTL. bağışta bulunmuş.
     Genç bayan, ricasının bu kadar kısa sürede gerçekleşeceğini tahmin etmemiş. Güzellikler Savunucusu'yla arkadaş olduğu için bir kez daha kendini şanslı hissetmiş...
     Aradan 2 ay geçmiş. Güzellikler Meleği'nin hazırlamış olduğu tez, hocası tarafından çok beğenilmiş.
     Mezuniyet günü gelmiş. O özel günde, Güzellikler Meleği'ni, ailesinin yanı sıra yazar da yalnız bırakmamış.
     Genç bayan, o gün ailesine, arkadaşını tanıştırmış:
     “Anne, hep soruyordun ya seni mutlu eden nedir, diye. İşte mutluluğumun kaynağı!”
     Güzellikler Savunucusu, arkadaşının anne ve babasının ellerini öperek saygısını göstermiş.
     “Belki yeri değildir. Ama seslendirmem gerekiyor” demiş. “Kızınız gibi bir değeri bugüne kadar hiç tanımamıştım. Onu, güzellikleri paylaşmak, mutluluğuna katkı koymak için Allah'ın emri, Peygamber'in kalbiyle sizden istiyorum.”
     Anne, gözyaşlarına hakim olamamış:
     “Tek dileğim, kızımı mutlu görmek. O, senle mutluluğu yakalamışsa bize düşen, mutluluğunuzun ebedi olmasına dua etmektir.”
     Baba, kızının mezuniyet töreninde ikinci mutluluğu da yaşıyor olmasının sarhoşluğuna kapılmış. Gülümsemekten, karısının sözlerine onay veren başını sallamaktan öte bir davranışda bulunamamış.
     Mezuniyet töreni başlamış. Sıra edebiyat fakültesi mezunlarına diplomalarını vermeye gelmiş.
     Fakülte dekanı, konuklar arasında yer alan yazarı kürsüye çağırmış. Yazar, elinde kırmızı güllerden hazırlanmış buketle dekanın yanına gitmiş. Binlerce kişinin doldurduğu salon, bir anda sessizliğe bürünmüş. Herkes, yazarın elindeki çiçeği kime vereceğini merak etmiş. Basın mensupları görüntü almak için birbiriyle yarışmaya başlamış.
     Beklenen an gelmiş. Dekan, edebiyat fakültesi birincisini açıklamış: “Güzellikler Meleği!”
     Güzellikler Savunucusu, sevdiğinin fakülte birincisi olduğunu önceden öğrenmiş. Bu nedenle Güzellikler Meleği'ne çok özel anlar yaşatmak için sürprizler hazırlamış.
     Dekan, öğrencisine diplomayı vermesi için yazardan ricada bulunmuş.
     Güzellikler Meleği, arkadaşının kürsüye çağrılmasından itibaren heyecanlanmış. Heyecanı fakülte birincisi olarak açıklanmasıyla doruk noktasına ulaşmış. Kalbi, yerinden fırlayacak gibi atıyormuş. Kürsüye kadar gidebildiğine şaşırmış.
     Yazar, Güzellikler Meleği'nin önünde diz çökmüş. Mikrofonu yere bırakmış. Elindeki kırmızı gülleri sevdiğine uzatarak konuşmaya başlamış:
     “Melek, sensin! Güzelliklerin meleği, sensin! Güzellikleri yaşatan yine sensin! Sana, yaşatmakta olduğun güzelliklerin benzerlerini verebilmek belki zor olacak. Bunu, bana verilmiş görev olarak değil, kalbimin ve düşüncemin ortak isteği olarak gerçekleştirmek istiyorum. Ömrüm boyunca sana, sadece güzellikleri yaşatmak istiyorum. Benimle evlenir misin?”
     Genç bayan, uzun süredir, arkadaşından, evlenme teklifini bekliyormuş.
     Dekan, yerdeki mikrofonu almış. Güzellikler Meleği'ne doğru tutmuş. Salondaki binlerce kişi genç bayanın vereceği yanıtı merakla beklemeye başlamış. Kızın annesi, mutluluktan akan gözyaşlarını siliyormuş. Babası, şaşkın şaşkın olanları izliyormuş.
     Güzellikler Meleği, sevdiğine doğru eğilmiş. Günlerdir, sürekli içinden söylediği o kelimeyi haykırmış:
     “Evet. Evet. Evet!”
     Salon, alkış sesleriyle inlemeye başlamış. Dekan bile tanık olduğu mutluluktan etkilenmiş. Gözyaşlarına hakim olamamış. Herkes ayaktaymış. Bir yandan sevgilileri alkışlıyor, diğer yandan da yaşananları yorumluyorlarmış.
     Güzellikler Savunucusu ayağa kalkmış. Sevdiği çiçekleri alırken onu dudaklarından öpmüş. Bir süre doyasıya bakışmışlar. Gözleri birbirlerinden hiç ayırmak istememişler. Sonra yalnız olmadıklarını anımsamışlar. Güzellikler Meleği, utanarak başını yere doğru eğmiş.
     Yazar, yaşadığı mutluluğun sarhoşluğuyla ne yapacağını şaşırmış. Mezun olan sevdiğine henüz diplomayı vermediğini hatırlamış. Dekanın elinden mikrofon ve diplomayı alarak konuşmaya çalışmış. Başaramamış. Bir süre beklemiş. Güzellikler Meleği için cesaretini toplaması gerektiğinin farkındaymış.
     Dekanın, “Buyurun, sayın yazar!” sözlerini işiterek konuşmaya başlamış:
     “Efendim, az önce şahit olduğunuz mutluluğu paylaştığım Güzellikler Meleği, bu yıl edebiyat fakültesi birincisi oldu. Diplomasını verme onurunu bana yaşattığı için sayın dekana teşekkür ederim... Güzellikler Meleği, bu başarı, senin! Hakkınla elde ettin. Tebrik ederim.”
     Genç bayan, az önceki mutluluğun etkisiyle söyleyecek söz bulamamış. Diplomasını alırken yazara sarılmak, ağlamak, yine ağlamak istemiş. Yapamamış.
     Güzellikler Savunucusu, hazırladığı bir başka sürprizi sevdiğine yaşatmak istiyormuş. Kulağına eğilerek ona fısıldamaya başlamış:
     “Gelinliğin dahil her şey hazır. Nikahımızı şimdi kıyabilir miyiz?”
     Güzellikler Meleği, şaşırmış. Hayalini kurduğu güzellikleri birbir ardına yaşayabileceğini hiç düşünmemiş. Az önce yapamadığını bu kez gerçekleştirmiş. Güzellikler Savunucusu'na sarılarak bir süre ağlamış. Kendine geldiği zaman;
     “Seni seviyorum. Sen istedikten sonra neden olmasın ki” deyivermiş.
     Yazar, gülümsemiş. Salonun bir köşesinde bekleyen gence işaret etmiş. Koşar adım yazarın yanına gelmiş. Ona, getirmiş olduğu paketi vererek geri dönmüş.
     “Sevgilim” demiş yazar, “Tüm güzellikleri hak ediyorsun. Kabul edersen mezuniyetinin ödülü, daha doğrusu sevgimin armağanı olarak sana bu gelinliği vermek istiyorum.”
     Güzellikler Meleği, elindeki çiçekleri ve diplomayı bırakmış. O güzelim beyaz gelinliği almış. Bir süre üzerinde tutmuş. Gelinliğe sarılmış. Sonra da sevdiğine...
     “Bana verilebilecek en güzel hediyelerden birini aldım. Teşekkür ederim” demiş.
     Salon yine alkış sesleriyle inlemeye başlamış. Dekan, söz almış:
     “Değerli konuklar, az sonra sevgili öğrencim ile yazarın nikah törenine ev sahipliği yapacağız. Onlar hazırlıklarını yaparken biz de mezun olan diğer öğrencilerimizin diplomalarını dağıtacağız.”
     Mezuniyet töreni bir süre sonra bitmiş. Buna rağmen salon hâlâ tıklım tıklım doluymuş. Herkes yazarla sevgilisinin nikah törenini bekliyormuş.
     Tüm hazırlıklar sonuçlanmış. Güzellikler Meleği, beyaz gelinliğiyle salona girmiş. Yanında anne ve babası varmış. Konukların alkışları devam ederken yazar da onlara yetişmiş.
     Sahneye kurulan nihak masasına oturmuşlar. Sevgililerin şahitliğini rektör ve dekan üstlenmiş. Basın mensupları her zamanki gibi en iyi görüntüyü yakalayabilmek için birbirleriyle yarışıyormuş. Bazı televizyon kanalları, nikah törenini canlı olarak izleyicilerine aktarıyormuş.
     Güzellikler Meleği ve yazar, nikah memurunun sorusuna “Evet!” diyerek resmen evlenmişler.
     Yazar, karısını öperek boynuna gerdanlık takmış. Cebinden çıkardığı zarfı da ona vermiş. Güzellikler Meleği merakla zarfı açmış. Zarfta, adına, Çocuk Esirgeme Kurumu'na yapılmış 5,000.-YTL'lik bağışın makbuzu varmış.
     Genç bayan, sade bir törenle evlenmek istediğini önceden seslendirmişti. “Düğün töreni için harcanabilecek parayı hayır kurumlarından birine bağışlayalım” demişti. Elindeki makbuzla kocasının bu arzusunu da yerine getirdiğini görmenin mutluluğunu yaşamış. Birbirlerine sarılmışlar...
     Yazarla Güzellikler Meleği'nin evliliği, “Yılın Düğünü” olarak ilan edilmiş. Medya bu özel evliliği, bir hafta boyunca gündeminde tutmuş. Güzellikler Savunucusu'nun eserleri yabancı dillere de çevrilmişti. Bu nedenle dünyanın önce gelen basını da yılın düğününü haberlerine dahil etmiş.
     Aradan 6 ay geçmiş.
     Yazar ofisinden evine dönmüş. Karısı, onu her zamanki gibi kapıda karşılamış. Ama bu karşılama ona çok farklı gelmiş. Güzellikler Meleği'nin ona bir şeyler söylemek istediğini anlamış.
     İçeri girmişler. Karısı, elindeki meyve, sebze poşetlerini alırken daha fazla dayanamamış:
     “Sana sürprizim var” diyerek kocasını öpmüş. Mutfağa doğru yönelirken yazar, poşetleri geri almış. Yere indirmiş. Sabırsızlıkla “Nedir?” diye sormuş.
     “Heyecanlanmak yok, ama. Söz mü?”
     “Peki. Lütfen, söyler misin?”
     “Bu sabah doktora gitmiştim.”
     “Hayırdır. Hasta mısın?”
     “Hani heyecanlanmayacağına dair söz vermiştin?”
     “Sen, benim en değerli varlığımsın. Sana bir şey olmasını istemiyorum.”
     “Yok, canım. İyiyim. Hem de çok iyi. Mutluluktan uçuyorum: Hamileyim.”
     “Meleğim. Bu, bana verebileceğin en güzel haberlerden biri. Seni çok seviyorum.”
     Birbirlerine sarılıp öpüşmüşler.
     Yazar, “hazırlan” demiş, “gidiyoruz!”
     “Hayırdır. Nereye?”
     “Çocuk yurduna!”
     “Hayırdır. Neden?”
     “Anne ve baba adayı olarak kimsesiz çocukları sevindirmek için...”
     Güzellikler Savunucusu, çocuklara olan sevgisini eşine göstermek istemiş. İlçelerinde bulunan çocuk yurdunu telefonla aramış. 100 çocuğun yetiştirildiğini öğrenmiş.
     Yazar, karısıyla birlikte önce alışveriş merkezine uğramışlar. Çocuklar için kıyafet ve yiyecek almışlar.
     Çocuk yurdunda 5 saat kalmışlar. Zamanın nasıl geçtiğini hiç farketmemişler. Her çocukla tek tek ilgilenmişler. Onları sevmiş, öpmüşler. Aynı ilgiyi de çocuklardan görmüşler. Sanki yıllardır tanışıyormuş gibi birbirlerine bağlanmışlar. Ayrılık zamanı gelmiş. Ne onlar ayrılmak, ne de çocuklar vedalaşmak istemiş. Akşam yemeğini birlikte yemişler. Sonra öğretmenleriyle görüşmeleri gerekiyor bahanesiyle gizlice çocukların yanından ayrılmışlar.
     O gece çok uzun gelmiş, ikisine de. Çocuk yurdunda yaşadıklarını konuşmuşlar. Duygularını paylaşmışlar. Doğacak olan çocuklarını öksüz bırakmamanın sözünü vermişler.
     “Kocacığım” demiş, Güzellikler Meleği, “Kızımızın mı olmasını istersin, yoksa oğlumuzun mu?”
     “Bi'tanem, benim için çocuğumuzun sağlıklı doğması önemli. Yüce Yaradan'ın bize bağışlayacağı evladımızı, ülkesine örnek birey olarak yetiştirmek istiyorum. Ona vereceğimiz sevgiyle güzelleşmesini, disiplinle olgunlaşmasını, eğitimle de yetişmesini arzuluyorum.”
     “Biliyorum, kocacığım. Ben de senin gibi düşünüyorum. Sadece düşüncelerini duymak için sormuştum...”
     Çocuklarının cinsiyetini, doğana kadar öğrenmemek için birbirlerine söz vermişler.
     Güzellikler Meleği'nin hamilelik dönemi rahat ve sağlıklı geçmiş. Kocasının yaptığı kayıtla “Doğuma Hazırlık Kursu”na katılmış. Kursa, birlikte gittikleri de olmuş. Doktor tavsiyelerini harfiyen yerine getirmişler. Yazar, karısının her isteğini aksatmadan karşılamış. Ona olan sevgisini her fırsatta göstermeye devam etmiş.
     ...Ve beklenen gün gelmiş! Güzellikler Meleği'nin doğum sancıları başlamış. Saat, gecenin 2'siymiş. Apar topar hazırlanmışlar. Hastaneye gitmişler.
     Güzellikler Savunucusu, koridorda karısının doğumunu beklerken kayınvalidesine telefonla haber vermiş. Bekleyiş sürdükçe heyecan daha da artmış. Sürekli saati kontrol ediyormuş. Zaman bir türlü geçmek bilmiyormuş. Heyecan yerini endişeye bırakmış.
     Ameliyathanenin kapısı açılmış. Hemşirelerden biri koşar adım yazara doğru ilerliyormuş. Güzellikler Savunucusu ayağa kalkmış. İçindeki endişe daha da artmış.
     “Müjde, kızınız oldu!”
     Yazar, sevinse mi yoksa nedenini bilmediği endişene takılıp kalsa mı, karar verememiş.
     “Yalnız” demiş hemşire, “doğum, beklenildiğinin aksine zor gerçekleşti. Karınıza acilen 1-2 ünite kan vermemiz gerekiyor. Eşinize uygun kan, maalesef kan bankasında kalmamış. Bize yardımcı olur musunuz?”
     Güzellikler Savunucusu, bir süre ne yapacağını şaşırmış. Gecenin bir vakti, üstelik acilen kimden yardım isteyebileceğini düşünmüş. Aklına kimse gelmemiş.
     Kızının doğumu elbette onun için önemliymiş. Ama karısını da yaşatması gerekiyormuş. Birbirlerine söz vermişlerdi; çocuklarını öksüz bırakmayacaklarına dair...
     Sevgi için ne gerekiyorsa yapmaya hazırmış. O, kan hastası olmasına rağmen karısını yaşatmak uğruna kendi ölümüne razı olmuş.
     “Ben, hazırım!” demiş, hemşireye. “Kan grubum, karıma uygun.”
     Koşarak ameliyathaneye girmişler. Karısını baygın halde görmüş. Onu alnında öpmüş. Gözlerini, Güzellikler Meleği'nden ayırmakta zorlanmış. Karısı için yapması gereken, belki de en önemli görevini anımsamış. “Hazırım!” demiş.
     Hemşire, yazarın tansiyonunu ölçmüş. Tansiyonu düşük çıkmış.
     “Özür dilerim. Tansiyonunuz düşük olduğu için sizden kan alamayız.”
     Güzellikler Savunucusu ağlamaklı olmuş. Bir karısına bakmış, bir de hemşireye;
     “Yalvarıyorum” demiş, “O benim en değerli varlığım. Onun yaşaması gerekiyor. Kızımızın annesine ihtiyacı var. N'olur alın şu kanı.”
     Doktor talimat vermiş. Yazara, her tür sorumluluğu üstlendiğine dair belge imzalatılmış.
     Güzellikler Savunucusu, karısının elini tutarak kan vermeye başlamış. Gözünü ondan ayırmadan da dua etmiş:
     “Allah'ım, sana yalvarıyorum. Karımın yaşamasına izin ver. Kızımın annesiz kalmasını istemiyorum. Eğer bir can alman gerekiyorsa yalvarıyorum o, benimkisi olsun!”
     Üniteye damlayan her kan anında Güzellikler Meleği'ne veriliyormuş.
     Yazar, üşümeye başlamış. Bir an moraldığını farketmiş. Gözlerine uyku gelmeye başlamış. Gülümsemiş. Gözlerini açık tutmaya çalışırken Güzellikler Meleği'nin nasıl olduğunu sormuş. Sesini duyuramamış. Sorusunu güçlükle birkaç kez daha tekrarlamış. Onu duyan olmamış. Hemşireyle doktorun konuşmalarına kulak kabartmış. Hemşirenin, “Nabzı normale geldi. Tansiyonu da iyi” sözleriyle karısının hayata yeniden döndüğünü anlamış.
     İçinden sadece, “Sana şükürler olsun, Allah'ım” diyebilmiş. Gözleri açık kalmış. Ama o artık cennete kavuşmuş.
     Güzellikler Savunucusu, sevgi için her tür bedeli ödeyebileceğini kanıtlamış. Cennetin satılık olmadığını ispatlamış.
     Güzellikler Meleği, kızına, “Cennet” adını vermiş. Kocasının cennete alındığını biliyormuş. Bedenen Güzellikler Savunucusu yanlarında olmasa bile, onları yalnız bırakmadığına inanıyormuş. Kızına, her “Cennet” deyişinde kocasının da işittiğini biliyormuş. HASAN DAVUTOĞLU
 
H

HASAN DAVUTOĞLU

Kullanıcı
4 Ağu 2007
En iyi cevaplar
0
0
Güzellikler diyarından
     "SATILIK CENNET" yazdığım ilk roman... Kendi olanaklarımla kitaplaştırarak değer verdiklerime armağan ediyorum.
     Sadece öğrencilik yıllarımda değil, günümüzde de bana çok katkısı olan bir öğretmenim var. Eşi, göğüs kanserine yakalandı. Tedavisi sürüyor. Öğretmenimi dün aradım. Kitabımın bitmek üzere olduğunun müjdesini verdim. Ondan bir de ricada bulundum:
     Satılık Cennet'i, sizin açınızdan bir sakıncası yoksa eşinize armağan edebilir miyim? Değer verdiklerimin ailelerini de önemsediğimi göstermek istiyorum. Kitabım, hediye edeceklerim tarafından özel anlam taşıyacak. İmzalı vereceğim için de... Satılık Cennet'i daha da özel kılmak istiyorum. Bu nedenle imzalı sayfayı kişiselleştirmeye karar verdim. O sayfaya armağan edeceklerimin fotoğraflarını da dahil etmek istiyorum. Eşinizin bir fotoğrafını bana ulaştırabilir misiniz?
     Öğretmenim, kendisi kadar eşine de değer verdiğim için sevindi. Sözleştik. Yarın fotoğrafı alıyorum. Benden bir tek ricada bulundu:
     "Kitabı imzalarken lütfen eşimin hastalığıyla ilgili herhangi bir not yazma!"
     Doğrusu, öyle bir hatayı yapmam. Yapamam.
     Satılık Cennet'te canlandırdığım karakterlerden biri, beyin tümörüne yakalanıyor. Roman, ayrıca hüzünle bitiyor. Öğretmenimi bu ayrıntılar konusunda uyardım. Ardından karar verdim: Öğretmenimin eşine armağan edeceğim kitapta romanıma sansür koyacağım. Romanın Güzellikler Prensesi'yle ilgili bölümlerini, sadece onun için yapacağım baskıdan çıkartacağım. Sanıyorum böylesi daha iyi...
     Satılık Cennet'in son bölümünü yayınladığımdan bu yana 1 hafta geçti. Doğrusu yapılacak yorumları merak ediyorum. Henüz 1 yorum bile gelmedi...
     Bu arada Satılık Cennet'in e-kitap versiyonunu da düşünüyorum. Buradan www.kendinigelistir.com yönetimine açık teklifte bulunmak istiyorum: Uygun görülürse e-kitabımın site tarafından ücretsiz indirilmesine olanak sağlanmasını rica ederim. Saygılarımla... HASAN DAVUTOĞLU
 
Üst