Yaklaşan Bayramın Düşündürdükleri - 1

  • Konbuyu başlatan GulsahToptas
  • Başlangıç tarihi

Konu hakkında bilgilendirme

Konu Hakkında Merhaba, tarihinde Kişisel Gelişim Yazıları kategorisinde GulsahToptas tarafından oluşturulan Yaklaşan Bayramın Düşündürdükleri - 1 başlıklı konuyu okuyorsunuz. Bu konu şimdiye dek 2,152 kez görüntülenmiş, 3 yorum ve 0 tepki puanı almıştır...
Kategori Adı Kişisel Gelişim Yazıları
Konu Başlığı Yaklaşan Bayramın Düşündürdükleri - 1
Konbuyu başlatan GulsahToptas
Başlangıç tarihi
Cevaplar
Görüntüleme
İlk mesaj tepki puanı
Son Mesaj Yazan GulsahToptas
G

GulsahToptas

Kullanıcı
17 May 2006
En iyi cevaplar
0
0
İstanbul
gulsaht.blogcu.com


Toplumların kimliğini bulmasında savaşlar önemli roller oynar; bulunan kimliğin kutlanması da bayramlarda olur. Bayramlar toplumların özlerini kutladıkları, bu kimliği kuşaktan kuşağa aktardıkları geleneksel sevinç dönemleridir. Bu dönemlerde çocukluk anılarımız oluşur ve yetişkinlik çağımızda her Bayram bu anıları yaşarız.

Elazığlı Mustafa Kaya, bayram şiirine

Annem...annem güzel annem
Hiç değişmeyen annem
Yine bu bayram sabahı
Yaprak sarması yapan annem

diyerek başlar.

Özlemlerin Dünyası

Yoğun bir değişim süreci yaşıyoruz. İş yaşamındakiler piyasadaki dinamikliğin farkındalar; şirketler batıyor, yeni şirketler kuruluyor, büyükler küçülüyor, küçükler büyüyor. Bu değişim süreci yalnız iş hayatında değil, toplumun her yönünde yaşanıyor. Toplumsal değişimi yalnız Türk toplumu değil, tüm dünya toplumları yaşıyor. Ama bazı toplumlar daha yoğun yaşıyor ve biz bu değişim sürecini daha yoğun yaşayan ülkelerden biriyiz.

Bu değişimin en önemli özelliklerinden biri bireylerin ekonomik yönden olanaklarının artması. Ekonomik olanakları artan birey güçlenir, daha bağımsız olur; kendileri ev tutar, annelerinin babalarının oturduğu şehirlerden farklı şehirlere hatta ülkelere gider ve diledikleriyle evlenmeye başlarlar.

Eskiden bir genç çıkarından mı, korkusundan mı yoksa saygısından mı büyüğünün sözünü dinliyor, anlamak mümkün değildi. Bugün mümkün, çünkü çoğu gencin ekonomik özgürlüğü var.

Eskiden yaşla birlikte karakterin olgunlaştığı düşünülür ve gençlerin yaşlılara saygı göstermeleri beklenirdi. Bu yaşlılar gerçekten “büyüklerimiz” olmayı hak ediyorlar mıydı? Yoksa yaşlı olmak otomatik olarak onları “büyük” mevkiine mi getiriyordu?

Benim çocukluğumda iki türlü el öptürenler vardı: 1- el öpme teşebbüsünü sana bırakanlar, eğer öpersen, sevgiyle alnından öpüp, “berhudar ol” evladım, diyenler. 2- “Öp elimi” diye otoriter bir tavır içinde elini uzatıp sana vazifeni hatırlatanlar. Öptüğünde de, “aferin, küçük küçüklüğünü bilmeli” diyenler.

Kanımca, bir toplumda “eli öpülesi” insanların olması ve “eli öpülesi” bu insanların bilinmesi ve onları toplumun onurlandırması ve saygı göstermesi o toplumun sağlıklı bir toplum olduğunu gösterir. Bu “eli öpülesi” insanlara büyüklerimiz diyoruz. “Küçükler büyüklerin ellerini öper,” geleneğini yaşatan toplum bu anlamda sağlıklı bir toplumdur.

Şimdiki Gençlik

Kiminle konuşmuşsak ortaya bir manzara çıkıyor; yaşlılar sürekli gençlerden şikâyetçi. Hep, “şimdiki gençlik” sözcükleriyle başlayan bir suçlama var.

Şimdiki gençlerin eski gençlerden farklı olmasından yaşlılar rahatsız. Peki, şimdiki gençler daha önceki gençlerden niye farklı? Bunun üstünde pek durmuyorlar. Yani duruma bir de gençlerin tarafından bakmak, onları anlamak niyetiyle, onların yaşamlarının içine kendimizi koyup, kızıl derili tabiriyle, onların ayakkabısını giyerek duruma bakmak istemiyorlar. İstedikleri onların yaşlıların beklediği şekilde davranması. Gerisi onları pek ilgilendirmiyor.

“Ben senden talep ederim; benim istediğimi senin bana vermen senin vazifen, gerisi beni ilgilendirmez,” tutumu içinde olan yaşlı karşıdaki gence değer vermeyen bir tutum sergiliyor. Böyle bir “yaşlı – genç” ilişkisinin temelinde aslında “güçlü – güçsüz” anlayışı var.

Güçlü güçsüz ilişkisi içinde genç yaptığını gönülsüz olarak yapar; yapar gibi görünür, ama içinden gelerek yapmaz. Otobüste kalkar yerini verir; aslında içinden gelmez, ama ‘el alem ne der’ diye yerini verir. İstemeden, içinden gelmeyerek büyüğünün elini öper.

Ekonomik güç kazanıp özgürlüğünü kazandığı ilk fırsatta bunları yapmaz; artık o da güçlüdür ve sizden korkmuyordur. Güçlendiği andan itibaren yaptığını zorunlu olduğu için değil, istediği için yapar. Gerçekten saygı duyuyorsa kalkar yerini verir. Gerçekten yardım etmek istiyorsa, hemen koşar yardım eder.

Türkiye önemli bir toplumsal değişim sürecinin tam içinde ve biz bayramlardan konuşurken aslında bu toplumsal değişimden söz ediyoruz.


Gönlünüzce bir bayram diliyorum.


                                                                                                                                                          D.Cüceloğlu

 
G

GulsahToptas

Kullanıcı
17 May 2006
En iyi cevaplar
0
0
İstanbul
gulsaht.blogcu.com


Geçen yazımda, “Türkiye önemli bir toplumsal değişim sürecinin içinde ve biz eski bayramlardan konuşurken aslında bu toplumsal değişimden söz ediyoruz,” dedim.



Şimdi bunu biraz açalım.

İnsan ilişkilerinde üç temel öğe var: 1- ben, 2- sen (karşımdaki), 3- ilişkim.

Bazı toplumlar bireyi içinde bulunduğu ilişki içinde tanımlamışlar. Birçok geleneksel toplumlarda (Çin, Japonya, Kore, Tayland, Vietnam, Hindistan) kişi kimliğini o an içinde bulunduğu ilişki içinde belirler.

Örnek 1: Aile ortamı: babam beni, “en küçük oğlum,” diye tanıtır. Adımı söylemesine gerek yoktur; insanlar da zaten pek ilgilenmezler. Sami Efendi’nin en küçük oğlu demeleri uygundur ve yeter.

Örnek 2: Adam karısını, “eşim” diye tanıtır; ismini söylemesine gerek yoktur. Şimden sonra o bayana oradakiler, “yenge” derler; münasiptir.

Evvelden tüm dünya böyleydi. Bilimsel düşüncenin gelişmesi, sanayileşme, endüstriyel kalkınma, insan aklının yeni keşiflere yol açan önemli bir güç olduğunun anlaşılmasına yol açtı. Avrupa’da bireyin kendi başına, ilişkilerinden bağımsız olarak, önemsenmesi devri açıldı. Birey tek başına karar verebiliyor ve para kazanabiliyordu; ekonomik bağımsızlığı vardı. Bu tür bireyler şirketler kurdular; denizci oldular, deniz aşırı ülkeler keşfettiler ve oralarda büyük ekonomik olanaklar geliştirerek şirketlerine, toplumlarına ve devletlerine büyük zenginlikler aktardılar.

Zaman içinde bireysellik bu ülkelerde istenilen bir şey olmaya başladı; sürüden biri değil, kendi başına düşünebilmek, dik başlı olmak, başının buyruğuna gitmek, ailenin ve eğitim siteminin istediği şey oldu. Bireysellik önem kazandı. Böyle toplumlarda baba oğlunu, adam karısını ismiyle tanıtmaya başladı. (Örneğin, babam, “Doğan, en küçük oğlum,” koca, “Yıldız Hanım, eşimdir,” diye tanıtmaya başladı.)

Bilimsel düşünce ve bu temelde gelişen teknolojiye yeni bir uygarlık yarattı. Bu uygarlığın ürünleri olan tren, otomobil, traktör, telefon, buzdolabı, bilgisayar tüm dünyayı sarmaya başlayınca, bireysellik de tüm dünyayı sarmaya başladı.

Artık bana, “babamın en küçük oğlu” denmesi yetmiyor.

Babamın en küçük oğlu olmam nedeniyle benden beklenen davranış tarzı artık bana anlamlı gelmiyor.

Bir birey olarak hesaba alınmayı ve benden beklenenlerin bana anlatılmasını bekliyorum.

Şimdi toplumumda şöyle bir durum var: benim birey olmamı sağlayacak olanaklar bana verildi; ama içinde yetiştiğim toplum bana bir birey olarak hala saygı duymamakta, farkına varmadan eski ilişkileri devam ettirmekte. Bu olan ile beklenen arasında bir fark oluşturuyor.

Beklenen ile olan arasındaki fark büyük olunca, her yerde olduğu gibi toplumumda da, önemli çelişkiler oluşuyor ve kuşaklar arasında sürtüşme devam edip gidiyor. Bu sürtüşmenin açıkça görüldüğü yerlerden biri bayramlar.

İlişkiye önem veren kültür bayramda insanların küslüklerini bitirmelerine, barış ve sevgi içinde yeni bir başlangıç yapmalarını haklı olarak önemsemiş.

Bayramda Küskünlük Biter

“Bayramda küsler barışmalı,” benim gördüğüm bir erdem mi, yoksa kişiye dışarıdan dayatılmış bir “zorunluluk” mu?

Eğer dışarıdan dayatılmış, gencin inanmadığı bir zorlama ise, onun bireysel gücü artıkça bu tür dayatmaların dışında bir yaşam planlar ve istediği gibi yaşamaya başlar.

Ama onun büyükleri daha o küçükken küsmek ne demek, barışmak ne demek, ikisinin arasındaki fark nasıl bir yaşam kalitesine işaret eder bunu ona anlatırsa, o zaman güçlenince de, doğru olanı yapmaya devam eder.

Söylemek yetmez; “büyük” denilen insanlar, kendi yaşamlarında bunu yapıyorlar mı? Gerçekten bayramda barışıyorlar ve sağlıklı bir ilişki başlatıyorlar mı?

Yapıyorlarsa, o zaman gencin saygısını kazanırlar ve genç onlar gibi olmanın ne anlama geldiğini bilerek onlar gibi yapar. Yapmıyorlarsa, özün ve sözün birbirine uymadığı mış gibi yaşamlar oluşmaya başlar.

Sorumluluk Gelişmeden Güçlenen Birey Bencil Olur

Bana öyle geliyor ki, bizdeki bireysellik aşırı bir bencillik haline dönüşmüş durumda; kişi toplum içinde sorumlu bir birey olmanın bilincine varmadan, ekonomik olanaklara kavuşmakta ve “sana ne istediğimi yaparım,” tavrı içine girmektedir.

Birey olmak zahmetli bir iştir. Bilinç ister, emek ister, azim ve irade ister.

Birey olmuş insanın anababası çocuğuna saygılı davranmış ve onu yetişirken seçimleriyle yüzleştirmiş ve bu seçimlerin her biri hakkında bir sohbet oluşturmuş olması gerekir.

Neden bayram önemli?

Neden büyüklerimizin elini öperiz?

Neden küslerin barışması önemli?

Bunların hepsi sabırla ve anlayışla tekrar tekrar anlatılır ve anlatılanlara aile içinde uyulur.

Böyle bir ortamda yetişmiş kişi anababası istediği için değil, kendi anladığı ve kendi istediği için bayramı yaşamaya başlar. Artık göz önüne alacağı, önemseyeceği bir “kendisi” vardır. “Kendiyle ilişkisi” önemlidir.

O nedenle Bayramlar yalnız başkalarıyla ilişkiler için değil, kendisiyle olan muhasebesi bakımından da önemlidir.

“Bayram bizim kendi iç muhasebemiz için önemlidir” düşüncesi bir insan için anlam ifade eder mi? Eğer kendiyle ilişki kurma olanağı bulmuşsa ve bunu önemsemişse ifade eder.

Ben psikolog olduğum için olacak herhalde, Bayram’ın kişinin kendi iç muhasebesi için çok önemli bir fırsat olduğunu düşünüyor ve bunu önemsiyorum.

İçinizdeki zenginliği keşfetmenize fırsat veren bir bayram geçirmiş olmanızı diliyorum.

Doğan Cüceloğlu (08.10.2008)
 
Ö

özlem1980

Kullanıcı
25 Nis 2008
En iyi cevaplar
0
0
Ankara
Tamda yeni bir bayramın yaklaştığı sırada kendimi değerlerimi toplumu bayramların hayatımızdaki yerini sorgulatan güzel bir yazı teşekkürler Gülşahcım :)
 
G

GulsahToptas

Kullanıcı
17 May 2006
En iyi cevaplar
0
0
İstanbul
gulsaht.blogcu.com
Bencede bayram üzeri hoş bir yazı Özlem, ve rica ederim.
Tekrar okuyunca aklıma ne geldi biliyor musun?
Babaannem biraz fenadır benim, gelinlerine çok çektirmiş.
Ve bir tek bana bakmış 2,5 yaşına kadar ve annemi herkes süt annem sanırmış o derece büyütmüş düşünün...ve her adımı da benden bekliyor, oysaki...neyse..
Ve bizler ve diğer torunları büyüdük, babaannem hiç birimizi merak edip de sormaz, hep bizden bekler.
Ne olur sakın yaşlıdır, büyüktür diye düşünmeyin ( pardon yazmayın anlamında kullanmak istedim)
Ve bayramlarda zorunlu olarak gitmekteyiz.
Oysa ben babaannemle konuşmuyorum, hayatımda konuşmadığım insan sayısı 2 tanedir, birisi babaannemdir. :)
Ki kolay kolay konuşmamazlık yapmayan biriyimdir, olayların hep iyi yönü gözüme gelir ama küslük olunca oluyor ve bayramın büyüsü ile bunu bozamıyor.
Nereden geldin bu konuya düşünen olursa hemen yazayım, konu içerisinde bahsedilen, bayramlar da dargınların barışması cümlesinden. :)
 
Üst