Televizyon Bağımlılığı

  • Konbuyu başlatan Harun
  • Başlangıç tarihi

Konu hakkında bilgilendirme

Konu Hakkında Merhaba, tarihinde Araştırma Sonuçları kategorisinde Harun tarafından oluşturulan Televizyon Bağımlılığı başlıklı konuyu okuyorsunuz. Bu konu şimdiye dek 3,851 kez görüntülenmiş, 4 yorum ve 0 tepki puanı almıştır...
Kategori Adı Araştırma Sonuçları
Konu Başlığı Televizyon Bağımlılığı
Konbuyu başlatan Harun
Başlangıç tarihi
Cevaplar
Görüntüleme
İlk mesaj tepki puanı
Son Mesaj Yazan GulsahToptas

Günde ortalama kaç saat televizyon izliyorsunuz ?


  • Kullanılan toplam oy
    9
H

Harun

Kullanıcı
29 Şub 2008
En iyi cevaplar
0
36
İstanbul
leftinthedark.wordpress.com
İnsanlar bazen kendi arzularıyla tuzağa düşerler. Sonra da pişmanlık duyarlar. İçki, sigara, uyuşturucu ve kumar bağımlılığı bunlardan bazılarıdır. Bunların kıskacına düşmeye gör, bir daha kendini toparlayamazsın. “İnsana kendi ettiğini başkaları edemez” derler. İşte o hesap... Kendi ayağımızla kapana koşuyoruz adeta. Televizyon bağımlılığı bunlar kadar vahim olmasa da basite alınacak kadar masum değildir. Eğlenme ve oyalanma gerekçeleriyle başlayan bu eylem gittikçe kanımıza ve iliklerimize kadar işler. Öyle bir noktaya gelir ki iş kontrolden çıkar.

Televizyon içimizde yaşattığımız canavar. Evimizin başköşesine kurulmuş. Herşey ondan sorulur. Sanki ailenin reisi. O konuşacak biz dinleyeceğiz. Aynı çatı altında yaşamaya mecbur olduğumuz bir kuma gibi. Bütün zamanımızı onun karşısında harcıyoruz. “Kalk işinin başına” demiyor. “Beni seyret, beni dinle, ne varsa bende var, bu evin tek hâkimi benim” dercesine elimizi kolumuzu bağlıyor.

Peki, yok mu bizim özgür irademiz? Bu tehditlere pabuç bırakacak mıyız?

Eşimizle, çocuklarımızla genel anlamda söylemek gerekirse ailemizle aynı çatı altında yaşıyorsak da birbirimizin varlığından haberdar olamıyoruz çoğu zaman. Birbirimize baksak da aklımız televizyonda olduğu için göremiyoruz. Televizyon olmayan ev yok dersek yeridir. Yapılan araştırmalara göre Türk halkı günde ortalama dört saat televizyon seyrediyor. Bu ortalamayı esas alırsak bir yılda tam 1460 saatimizi, toplam olarak 60 günümüzü televizyona ayırıyoruz. Bu kısacık ömürde çok değil mi bunca saat televizyonun karşısında beklemek?Artık insanlar eskisi gibi birbirine misafirliğe gitmiyor. Ailece gidip gelmeler tarihe karıştı. Misafirliğe gitmek ne mümkün... Kızın kendine göre dizisi var. Çocuğun çizgi filmi ertelemeye gelmez. Oğlan maçı izlemeli. Baba haberleri izlemese o gece uyuyamaz. Hanım kadın programlarını kaçırsa evde huzur arama. Bu kadar iş varken komşuya gidip muhabbet etmek de neyin nesi? Hem komşunun aile efradı da meşguldür. Onların da kendilerine göre seyredecekleri programlar var. Velev ki misafirliğe gittiniz. O zaman da televizyon açılır, topluca o akşamki diziler izlenir. İki lâf edilmeden kalkılır. Bugünkü misafirlikler bundan ibaret.Televizyon evimizde barındırdığımız hırsız... En değerli varlığımız olan zamanımızı çalıyor. Hem de gözümüzün önünde. Kaşla göz arasında aşırıyor. Üstelik çalarken de bizi ikna ediyor; gönlümüzü alıyor. Yavuz hırsız dedikleri bu olsa gerek.Kendi kendimizi yönetemez olduk. Televizyon yönetiyor bizi. İşimizi gücümüzü dizilere, kadın programlarına, maçlara, yarışmalara, çizgi filmlere göre ayarlıyoruz. Gündelik işlerin telâfisi olabilir ama ya televizyonun... Olmaz tabi... Dizinin bir bölümünü kaçırmaya gör, zehir olur gerisi. Tadı tuzu kalmaz hayatın. Ertesi gün iş yerinde birileri filmden bahsederken Fransız kalırız maazallah!..Evlerimizde öğün kavramı kalmadı artık. Yemek saatini de dizilerin başlama saatine göre ayarlamalı. Şayet dizi erken başlayacaksa geç yemeli, geç başlayacaksa erkenden yiyerek bu külfetten kurtulmalı. Zaten ayaküstü bir şeyler atıştırmak da yemekten sayılır! Nerde o eski aile meclisinin geniş sofralarda bereket ve afiyet içerisinde yedikleri öğünlü yemekler?Televizyon elimizi ayağımızı bağladı; tembelleştirdi bizi. İşten eve döner dönmez çocuğumuzun o gün okulda ne öğrendiğini, eşimizin nasıl bir gün geçirdiğini sormadan basıyoruz başköşedeki sihirli kutunun düğmesine. Yatana kadar mayışıp kalıyoruz karşısında. Günler böylece geçiyor ve her geçen gün birbirine benziyor. Hayat monoton ve çekilmez hâle geliyor.
Çocukların durumu daha acıklı... Onlar televizyona karşı savunmasız... Henüz taklit döneminde olan taze beyinler, gördüklerinden kolayca etkileniyorlar. Belli bir kontrol mekanizması yok. Gösterilen programlarda şiddet alabildiğine... Çocuklarımızın ruh dünyaları tahrip oluyor. Onulmaz yaralar açılıyor belleklerinde. Vur, kır, parçala... Sonra da çocuğum asabileşti, hırçınlaştı yakınmaları. Az bile... Olacağı oydu.Televizyonlarda kullanılan argo sözcükler çocuklarımızın dilini ve ahlâkını bozuyor. Buna bir de yeni yetme sunucuların papağanca Türkçesini eklerseniz durumun vahametinin nereye varacağını bir düşünün...Televizyon başköşede hükmünü sürdürürken kitaplar raflarda küfleniyor. Kimsenin aklına gelmiyor kitap okumak. Biz kitap okumuyoruz ama televizyon topyekûn canımıza okuyor; hem de hissettirmeden. Televizyon olmasa insan vaktini geçirmek için ister istemez kitap okuyacak. Fakat televizyon olunca tercih ondan yana yapılıyor. Kitap okuma işi de bir başka bahara kalıyor. Hâl böyle olunca dilimizi ve hayal dünyamızı zenginleştiremiyoruz.Amerika’da 1995’ten beri bir kampanya yürütülüyor. “Televizyonun düğmesini kapat, hayatın düğmesini aç!” sloganıyla gerçekleştirilen bu kampanyada her yıl nisan ayında bir hafta da olsa televizyonlar kapatılıyor. İnsanlar birbirinin varlığından haberdar olabiliyor. Gerisi size kalmış. Sembolik de olsa çok şey ifade ediyor.Bu kadar sözden sonra beni televizyon düşmanı ilân edeceklerinden endişe duymuyor değilim. “Hiç mi faydası yok bu meretin?” dediğinizi duyar gibiyim. Olmaz olur mu? Benim eleştirim kontrol mekanizmasını kaybetmiş ve bağımlılık yaratacak dereceye gelmiş televizyon seyircilerine. Elbette faydalı şeyleri ölçülü olmak şartıyla seyredeceğiz. Fakat hayatı televizyondan ibaret olarak görmeyeceğiz. Bilindiği gibi her şeyin azı karar, çoğu zarardır.

kaynak : yeşilaygebze
 
Ö

özlem1980

Kullanıcı
25 Nis 2008
En iyi cevaplar
0
0
Ankara
Çoğu ailede kavga konusu bile hep ne izleneceğine karar verilememesinden kaynaklanıyor malesef yine çevremde çoğu kişide gördüğüm aile fertlerinin hepsinin kendi odalarında tv olması ve akşam herkesin odasına çekilerek özgürce istediği proğramları birbirlerine ayıracakları vakitlerden çalarak başkalarının hayatına kimi zaman üzülerek kimi zamanda imrenerek seyre dalmaları.
Özelliklede son zamanlarda çok fazla tv seyretmesemde zamanında ne izleneceği konusunda bende kardeşimle az tartışmadım, şimdide bazen bir proğrama takılıp yapmam gereken işleri ertelediğimde olmuyor değil ama kontrol altında tutmaya çalışıyorum şimdi birde bu bağımlılığın bir rakibi internet çıktı ondan çalıp buna katıyorum bende :)
Güzel konu teşekkürler Harun.
 
S

spiritualsigns

Kullanıcı
20 Şub 2009
En iyi cevaplar
0
0
İzmir
Tv bağımlılığım yok.. bir dönem TRT 2 de bir şiir programına aboneydim.. "Sesler kalır"dı adı... Uzun zamandır Cüneyt Özdemir (5n 1k) yapımları ve haber kanallarını takip ediyorum sadece.. günde 1-1,5 saati geçmez...
 
E

ebruliyn

Kullanıcı
29 Nis 2008
En iyi cevaplar
0
0
Dışa bağımlı bi ülkenin,bağımlılıkları olması kadar normal hiçbişey yok,dünyanın düzeni,birileri uyutulurken diğerleri gemiyi yürütüyor,tv pc telefon playstation hep bu düzenin oyuncakları
 
G

GulsahToptas

Kullanıcı
17 May 2006
En iyi cevaplar
0
0
İstanbul
gulsaht.blogcu.com
Günde 1 saat, bazen hiç Televizyonu açmadığım günleri biliyorum.
Ve herşeyin fazlası gibi Televizyonunda fazlası zarar ve bana göre gereksiz.
Yani seyretmediğim zamanlarda eksilikliğini duymuyorum hatta yararını görüyorum.
 
Üst