SANATTAKİ ÇOCUKLUK VE ÇOCUKLUKTAKİ SANAT

  • Konbuyu başlatan korsan
  • Başlangıç tarihi

Konu hakkında bilgilendirme

Konu Hakkında Merhaba, tarihinde Sanat kategorisinde korsan tarafından oluşturulan SANATTAKİ ÇOCUKLUK VE ÇOCUKLUKTAKİ SANAT başlıklı konuyu okuyorsunuz. Bu konu şimdiye dek 3,574 kez görüntülenmiş, 9 yorum ve 0 tepki puanı almıştır...
Kategori Adı Sanat
Konu Başlığı SANATTAKİ ÇOCUKLUK VE ÇOCUKLUKTAKİ SANAT
Konbuyu başlatan korsan
Başlangıç tarihi
Cevaplar
Görüntüleme
İlk mesaj tepki puanı
Son Mesaj Yazan empati
K

korsan

Kullanıcı
18 Kas 2007
En iyi cevaplar
0
36
Gaziantep
Sanatın yüreğinde bir çocuk vardır. O çocuk dışarıdaki yetişkinle sürekli kavga eder ve birbirlerine bir şeyler öğretirler.Sanatın yüreğindeki çocuk, sevgiyi, erdemliliği ve estetiğin büyüsünü sever. Yetişkinin dünyası ise çoğu kez zalimdir; estetiği de, duyguları da boğar ve oyunu hep kuralına göre oynar.
      Sanatın yüreğindeki çocuk uçarıdır ve kural tanımaz; yetişkini anlar ve onun ruhunu yitiren evrenine ağlar...
      Sanatın yüreğindeki çocuk, bazen yetişkinin zalim, bencil ve duygusuz dünyasındaki erdemsizliklerden de damıtıp önerir erdemlerini. O yetişkin, bazen ülke yöneten bir politikacı, bazen bir tüccar, bir subay ya da kim bilir, belki kendi gerçeğinin acımasız yasalarına kilitli bir fahişedir. İşte, bunların hiçbiri sanatın yüreğindeki çocuğa uzak değildir de, onlar, sanata ve yüreğindeki çocuğa çoğu kez uzaktırlar...
      “Yaşamı boyunca çocuk kalmak, insan huy ve davranışları içinde bana her zaman en sevimli geleni olmuştur. Nedir peki bu çocukluk dönemi dediğimiz dönemin özelliği? Oyuna, aldatmacaya karşı duyulan sevgi... Mutluluğa duyulan sevgi kadar büyük bir sevgidir bu. Çocuklar büyüklerin onları aldatmasından hoşlanırlar. Büyüklere gelince, onlar da kendi kendilerini aldatmaktan hoşlanırlar; bir dal parçasını bacaklarının arasına geçiren çocuk, artık kendi bacakları üzerinde koşmakta olduğuna değil, durduğu yerde duramaz, ateşli bir küheylanın üzerinde dörtnala uçmakta olduğuna inanır ve sizin, çocuğun gerçekten atın üzerinde olduğuna inanıyormuşsunuz gibi yapmanız ona yetmez; yapacağınız şey üzerinize dörtnala gelen müthiş bir atın altında ezilmekten kurtulmaya çalışır gibi kendinizi çabucak kenara atmaktır. İnsanları aldatmaya karşı duyulan bu çocukluk sevgisi, pek az ayrıksı durum dışında yaşamı boyunca hiç bırakmaz kişiyi...” der Plehanov.
      Siyasi otoriteler de sanata ve sanatçının yüreğindeki çocuğa hep zalim ve pervasız davranmışlardır; bunun örnekleri sayısızdır. Victor Jara’nın gitar çalan parmaklarının kesilmesinden, Lorca’nın İspanya iç savaşında kurşuna dizilmesine, Nazilerin Brecht’in kitaplarını meydanlarda yakmasından, Pir Sultan’ın infazı ve Nâzım’ın sürgünlüğüne, hatta ilgisiz gibi görünse de Mayakovski veya V. Gogh’un intiharlarında bile, bir kerte de olsa siyasi iktidar sorumsuzluğu aramak gerekir.
      Siyasi iktidarlar, insanlık tarihi boyunca sanatın gizemli büyüsünden hep ürkmüşlerdir. Çünkü sömürünün, savaşların, köle pazarlarının, bankaların, senetlerin, çek defterlerinin, holdinglerin, galeri komisyonlarının, müzayedelerin, KDV’lerin, vb. gibi nice sistem sacayaklarının icadında sanatçılar, yüreklerindeki çocukla birlikte masumdurlar; onların bu vahşi gerçekliğin oluşumunda hiçbir payları ve suçları katkıları yoktur.
      Nice savaşın ardından milyonlarca ecelsiz ölümün artığı dünyamızda, hiçbir savaş kararını bir sanatçının verdiği görülmemiştir. Ama siyasi iktidarlar ve savaş kararlarının yazıcıları, insanlık tarihi boyunca sanatçılarla savaşmaktan ve uzlaşmadıklarında her koşulda onları yargılamaktan, yok etmekten caymamışlardır...
      Siyasi iktidarlar sanata ve yüreğindeki çocuğa zalim davransalar da, sanatçı yüreğindeki çocuğa özenle bakar. Ama bir gün sanatçının yüreğindeki çocuk da büyürse eğer, yetişkinin o zalim ve ruhsuz evreninin yolunu tutar; böylelikle bir sanatçı yüreği olmaktan çıkar.
      “Çocuklar ve Adresler” adlı kitabımda, çocukların büyümeleri hakkında şöyle yazmıştım:
      “Çocuklar büyüdükçe kırgınlıkları da onlarla birlikte büyür. İkiyüzlülükleri de onlarla birlikte büyür. Büyümek ise, çok şey değil, yeryüzünün ve hayatın bütün kötülüklerine cömertçe bir kahkaha savurabilmeyi daha iyi becerebilmektir sadece...”
      Ama sanatçıların kahkahaları, gereği kadar cömert de değildir kanımca; onlar, üretmeleri için kendilerine çokça gereken bir yalnızlık zırhında yeryüzünün ve hayatın acılarını üstlenir ve üleşirler; bu da olsa olsa mutsuzlukla özdeşleşmektir.
      Örneğin yazmak; İlhan Berk, kendisiyle yapılan bir söyleşide: “Bana bu yeryüzünü cehennem eden yazmak eylemi...” diye söze girer.
      Sanatsal üretim ise, bu mutsuz olma durumuna bir manifestodur. Hem niçin mutsuz olunmasın ki? “Sanata ve çocuğa bu kadar zalim davranmış bir dünyada, sanatçısını döve döve öldürmüş, çocuklarını elleriyle asmış bir dünyada, sanatı ve çocukluğu gerçekleştiren o zarif duyarlığa, o düşünsel, duygusal duyarlığa büyük yer var mı?
      Aşkta da, inançta da, sevinçte de, sevgide de kolayca kaçılan bir dünyada sanattaki çocukluk ve çocukluktaki sanat şehvetin, bireyciliğin, bilgisizliğin, kasabalığın, çokbilmişliğin, bencilliğin süngüsünü yemiştir; artık bu dünyada çocuklara yer yok. Sanat şemacılığın, tüccarların, çocuklar köprüaltlarının eline düştü!”
      Sanatın yüreğindeki çocuk, kendi evreninde dinginken, dış dünyanın katı gerçekliğinden onuru ve yüreği incinmeden nasıl kurtulacaktır?Makyavelist politikacılardan, sanat tacirlerin den, kitap yakan subaylardan, sorgu memurlarından, insanın sınırsızca düşünme ve ifade özgürlüğünü yasalarla yaptırım altına alanlardan, sanatsal üretimin saçaklarında kümelenmiş lumpenlerden, ekonomik ve sosyal kuşatmalardan, sanat yapıtının bilgisiz ve saygısız kimi tüketicilerinden, tecimselliğin ve popülizmin pençesine düşmüş işgüzar editörlerden, sanat yapıtını bir meta olarak algılayan kimi ajans ve şirket yöneticilerinden, sansür kurullarından ve benzerlerinden nasıl, nasıl korunup kurtulacaktır?
      Varsayalım ki korundu bütün bunlardan; ya o futbol maçlarından dönen on binlerin ağızlarına köpük düşüren fanatizmin  küfürlerden, yollardaki balgamlardan, “yavrum benim”lerden, arabesk kederlerden ve kanın oluk oluk aktığı bir dünyada hiç dinmeyen yürek örselenmelerin den nasıl, nasıl korunup kurtulacaktır?
      2000’li yıllarda sanatın yüreğindeki çocuğun ipe çekilmesinde katkıda bulunanlar ve sanatın kendini gerçekleştirebilmesinin önündeki yüzlerce engelin bütün özneleri, bu ruhunu yitiren dünyada hızla mevzi kaybeden, hem de metalaştırılan ve magazinleştirilen sanattaki çocukluğun ve çocukluktaki sanatın böyle onulmaz yaralar almasının hesabını nasıl verecekler?
      “...Pamuk yüzlü köylü kadınlarını anlatan ressamlar, yalnızlığın sevincini yücelten şairler, geçmişin yıkıntılarını elden kaçırılmış ve yeniden yaşanılması gereken değerler olarak gösteren düşünürler, umutsuzluğu yaşamın en belirleyici kategorisi yapmaya çalışan şarkıcılar, en olmadık sorunları en büyük sorunlar gibi işlemeye çalışan eleştirmenler, yeteneksiz insanı yazar yapan yayıncılar, şehveti yaşamın tek anlamı gibi göstermeye çalışan ve yaşadığı kepazelikleri yakası açılmadık sahnelerle bize yeniden yaşatmaya çalışan romancılar, feleğin çemberinden geçmiş felsefe profesörleri, bastığı yerde ot bitmeyen siyaset adamları... Hepsi... Hepsi sanatın ve sanatin yüreğindeki çocuğun ipe çekilmesine katkıda bulundular!”
      Ancak, yüreğimde orta şiddette bir depremle inandığım şu ki, insanın yüceliğini, zarafeti ve barışı öneren sanat, şu hızla kirlenen dünyada süren karmaşada hâlâ en saygın sığınak olarak duruyor...
      Anlaşılan, bu dünya, çocukluktaki sanatı ve sanattaki çocukluğu onlar ölünceye dek korumamakta ve korumasız bırakmakta diretecek. Bu yüzden yitirilenlerin ruhları Kafka’dan Puşkin’e, Pavese’den Nâzım’a bütün yetişkinlerden davacı şimdi!
      Yalnız ölenler mi? Ölmeye yakın dura dura hâlâ çocuk kalmakta diretenler de... Yani bizler de... Bizler de!


YILMAZ ODABAŞI!
 
D

dideM

Kullanıcı
5 Eyl 2007
En iyi cevaplar
0
0
İstanbul
Ben de katılıyorum, siyasi iktidarlar tarafından sanatçıların istenmediğine.. Çünkü sanatın olduğu yerde düşünme eylemi vardır, yaratıcılık vardır. Ve ülke yönetenler halkın düşünmesinden pek hoşlanmazlar. Körü körüne kendilerine bağlanmalarını isterler..

Teşekkürler Mustafa paylaştığın için.
 
M

majeste1959

Kullanıcı
12 Kas 2007
En iyi cevaplar
0
0
kayseri
Ben 49 yaşındayım sanattan anladığıum bir milletin refahı ve mutluluğu için hayal gücünü genişleten düşündüren ağlatan güldüren yani olumlu yönde şekillendirilmesidir. Çocukluğum sosyal içerikli filimler şarkılar kitaplar kendi yaptıklarına kendilerinin bile bakmadı ressam ve buna benzer sanatçılarla geçti , bu milleti bir birine düşman ederek bir gece kondu özentisini fakirliği enpoze ederken kendileri aynı filimde oynadıkları karekter oyuncularıyla aynı mekanları paylaşmayacak kadar sınıf farkı yarattılar kendilerine .Yatlarda saraylarda en güzel ve yakışıklı sevgililerle gönül eğlendirirken memlekette kazandıkları paraları fıransalarda ABD de italyada yani dışarda yediler derken bindikleri dalı kestiler  sanat hiç başlamadan bitti bu benim çocukluğumdaki sanattı .Ama şimdi zaman değişti sanat artık televolelerde şekilleniyor insanlar daha bilinçli sanatçıları hava alanında parası bitmiş züğürt olarak karşılayıp  cebleri  dolar dolu olarak yine havaalanından yolcu ediyorlar benimle yatarmısın tezahüratlarıyla  sana tenezülmü eder bacım onlar vatana sürekli tecavüz ediyorlar ve bunuda ejnebilere ispatlarlarsa ödül bile alıyorlar memlekete ödüllü tecavüzcü olarak devlet töreniyle karşılanıyorlar .Hasiyeti şerefiyle vatan millet sevgisiyle sanat mücadelesi veren  sanatçılarımızı tenzi ederim. Benim çocukluğumdaki sanat bugün aynı  değişen sadece sanatçı ve seyircinin görüntüsü kafa  aynı sosyal içerikli sömürü.
 
Z

Zynep

Kullanıcı
17 May 2006
En iyi cevaplar
0
0
İstanbul
Bu yazdıklarınızı biraz açmanızı rica etsem?
Benim anladığım kadarıyla sanat size göre aslında hiç olmadı majeste?
 
M

majeste1959

Kullanıcı
12 Kas 2007
En iyi cevaplar
0
0
kayseri
Sanat elbetteki var, onları tenzi ettim ama daracık alana sıkışmış istediğini yapamayan yapsada sesini duyuramayanlarla sınırlı Yurt içinde şaibesi olmamış ödüllü sanatçı bulabilirmisin .Uluslar arası edebiyatçı yönetmen heykel tıraş ressam mutlaka sıfır değildir. Ama olanlar belli ,ülkene küfür ettinmi ödülün zaten hazır. Ülkeni insanlarını karala küçük güşür dinine söv ermeni meselesi doğru  de  ve buna benzer  sizce ödüller şaibeli değilmi kendi halkının yüreğinde ödüle layık görülmüşmü . Kısaca sanat önceki yazımdada açtığım gibi ülke gelişimine katkısı olandır öyleyse ülkeye bak sanatı siz değerlendirin  en kötü 100 filimden 10 türkiyeden bir ambar budayın bir avuç mosturası olur derler  örnekleri çoğaltmak mümkün. Ama ben sanatın hastasıyım her dalda her alanda azla yetinmeyen tipim isterimki sanat bölen parçalayan değil birleştiren bütünleştiren  ülkeye hizmette birleşsin.
 
K

korsan

Kullanıcı
18 Kas 2007
En iyi cevaplar
0
36
Gaziantep
Bu yorumun  sanatla uzaktan yakından alakası yok.
Burada vurgulanmak istenen bence sanat değil, burada ''Kullanılan'' sanat tarafınızdan.
İlginç.
Halen bagımsız düşünülmesi gereken olgularda karmaşa yaşayan bir neslimiz var gibi.
Zor bu işlerin düzelmesi zor.
Eğitim şart diyeceğim ama,önce eğitilmiş eğitimciler şart gibi.
 
K

korsan

Kullanıcı
18 Kas 2007
En iyi cevaplar
0
36
Gaziantep
Rica ederime efendim.
Yorumlarınız için ben teşekkür ederim.
 
E

empati

Kullanıcı
30 Mar 2008
En iyi cevaplar
0
0
konya
Onlar benim içimdeki öğrenme yeteneğimi elimden aldılar,ben ise öğrenmemeyi öğrendim...
 
Üst