Nazım Hikmet

  • Konbuyu başlatan kabeka
  • Başlangıç tarihi

Konu hakkında bilgilendirme

Konu Hakkında Merhaba, tarihinde Kim, Neyi, Nasıl Başardı? kategorisinde kabeka tarafından oluşturulan Nazım Hikmet başlıklı konuyu okuyorsunuz. Bu konu şimdiye dek 75,781 kez görüntülenmiş, 101 yorum ve 0 tepki puanı almıştır...
Kategori Adı Kim, Neyi, Nasıl Başardı?
Konu Başlığı Nazım Hikmet
Konbuyu başlatan kabeka
Başlangıç tarihi
Cevaplar
Görüntüleme
İlk mesaj tepki puanı
Son Mesaj Yazan crt
K

kabeka

Kullanıcı
17 Ocak 2008
En iyi cevaplar
0
0
İstanbul





[FONT=Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial]Nâzım Hikmet 20 Kasım 1901'de Selanik'te doğdu (aile çevresinde 40 gün için bir yaş büyük görünmesin diye bu tarih 15 Ocak 1902 olarak anılmış, kendisi de bunu benimsemiştir), 3 Haziran 1963'te Moskova'da öldü.
Baba tarafından dedesi Nâzım Paşa valiliklerde bulunmuş, özgürlükçü, şairliği olan bir kişiydi. Mevlevi tarikatındandı. Anayasacı Mithat Paşanın yakın arkadaşıydı. Babası Hikmet Bey ise Mekteb-i Sultani (sonradan Galatasaray Lisesi) mezunu, önce ticaret yaşamını denemiş, başaramayınca Kalem-i Ecnebiye'ye (dışişleri) bağlanmış bir memurdu. Dilci, eğitimci Enver Paşa'nın kızı olan annesi Celile Hanım, Fransızca konuşan, piyano çalan, ressam denecek kadar iyi resim yapan bir kadındı. Nâzım Hikmet'in eğitiminde dönemin ileri düşüncelerine sahip aile çevresinin büyük etkisi oldu. Bir yıl kadar, Fransızca öğretim yapan bir okulda, sonra Göztepe'deki Numune Mektebi'nde (Taşmektep) okudu. İlkokulu bitirince, arkadaşı Vâlâ Nureddin'le birlikte Mekteb-i Sultani'nin hazırlık sınıfına yazıldı. Ertesi yıl ailesinin paraca sıkıntıya düşmesi yüzünden bu masraflı okuldan alınarak Nişantaşı Sultanisi'ne verildi. Bu arada dedesi Nâzım Paşa'nın etkisiyle şiirler de yazmaya başlamıştı. Bir aile toplantısında denizciler için yazdığı bir kahramanlık şiirini dinleyen Bahriye Nazırı Cemal Paşa çok etkilenerek bu yetenekli gencin Heybeliada Bahriye Mektebi'ne geçmesini istedi, aileden olumlu karşılık alınca da bu okula girmesine yardım etti. Nâzım Hikmet 1917'de girdiği Heybeliada Bahriye Mektebi'ni 1919'da bitirip Hamidiye kruvazörüne stajyer güverte subayı olarak atandı. Aynı yılın kışında son sınıftayken geçirdiği zatülcenp hastalığı tekrarladı. Aile dostu olan Deniz Hastanesi Başhekimi Hakkı Şinasi Paşanın gözetiminde iki ay süren bir sağaltım döneminden sonra, kendisine iki ay da evde dinlenme izni verildi. Bu süre sonunda da toparlanamadığı, deniz subayı olarak görev yapabilecek sağlık durumuna kavuşamadığı görülünce, 17 Mayıs 1920'de, Sağlık Kurulu raporuyla, askerlikten çürüğe çıkarıldı.

Bu arada hececi şairler arasında genç bir ses olarak oldukça ünlenmişti. Bahriye Mektebi'nde tarih ve edebiyat öğretmeni olan, ayrıca aile dostu olarak evlerine de gelip giden Yahya Kemal'e büyük hayranlık duyuyor, yazdığı şiirleri gösterip eleştirilerini alıyordu. 1920'de "Alemdar" gazetesinin açtığı bir yarışmada ünlü şairlerden oluşan seçici kurul birincilik ödülünü ona vermiş, Faruk Nafiz, Yusuf Ziya, Orhan Seyfi gibi genç ustalar ondan sevgiyle söz eder olmuşlardı. İstanbul işgal altındaydı ve Nâzım Hikmet coşkun bir vatan sevgisini yansıtan direniş şiirleri yazıyordu. 1920'nin son günlerinde yazdığı "Gençlik" adlı şiiri gençleri ülkenin kurtuluşu için savaşmaya çağırmaktaydı.

1 Ocak 1921'de ise Mustafa Kemal'e silah ve cephane kaçıran gizli bir örgütün yardımıyla dört şair, Faruk Nafiz, Yusuf Ziya, Nâzım Hikmet, Vâlâ Nureddin, Sirkeci'den kalkan Yeni Dünya vapuruna gizlice bindiler. İnebolu'ya varınca, Ankara'ya geçebilmek için beş altı gün, izin ve yol parası beklemeleri gerekti. Ama Ankara'dan yalnız Nâzım Hikmet ile Vâlâ Nureddin'e izin çıktı.

İnebolu'da geçirdikleri günlerde, Anadolu'ya geçmek üzere, onlar gibi izin bekleyen, Almanya'dan gelme genç öğrencilerle tanışmışlardı. Aralarında Sadık Ahi (sonradan Mehmet Eti adıyla CHP milletvekili), Vehbi (Prof. Vehbi Sarıdal), Nafi Atuf (Kansu, sonradan CHP genel sekreteri) gibi kimseler de bulunan bu öğrenciler Spartakistler olarak anılıyor, sosyalizmi savunuyor, Türkiye'nin Misak-ı Milli sınırlarını ilk tanıyan ülke olarak Sovyetler Birliği'nden övgüyle söz ediyorlardı. Bunlar Nâzım Hikmet ile Vâlâ Nureddin için yepyeni bilgilerdi.

Ankara'ya vardıklarında kendilerine verilen ilk görev İstanbul gençliğini milli mücadeleye çağıran bir şiir yazmak oldu. Üç gün içinde yazıp bitirdikleri bu üç sayfadan uzun şiir Matbuat Müdürlüğü'nce, 1921 martında 11,5 x 18 cm boyutlarında dört sayfa olarak, on bin adet bastırılıp dağıtıldı. Şiirin yankıları o kadar büyük oldu ki, Millet Meclisi üyeleri böyle güçlü bir çağrının doğurabileceği sorunların nasıl çözüleceğini tartışmak gereğini duydular. Matbuat müdürü Muhittin Birgen şiiri yayımlayıp dağıttığı için olumsuz eleştiriler aldı. İstanbullu gençler Ankara'yı doldururlarsa onlara nerede, nasıl iş bulunacağı önemli bir sorundu. Meclis'te sorguya çekilmekten tedirgin olan Muhittin Birgen bir daha böyle bir duruma düşmemek için, Nâzım Hikmet ile Vâlâ Nureddin'i Maarif Vekâleti'ne devretmeye karar verdi. Bu arada Celile Hanım'ın uzaktan akrabası olan İsmail Fazıl Paşa, yazdıkları şiirle ortalığı karıştıran bu iki yetenekli şairi Meclis'e çağırarak Mustafa Kemal Paşaya takdim etti.
[/FONT]gerisini http://www.nazimhikmetran.com resmi sitesinden bulabılırsınız..




ŞARKI


Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey
Dünyanın en güzel sesinden
En güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey..
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
Ben artık şarkı dinlemek değil,
Şarkı söylemek istiyorum 





YÜRÜMEK

Yürümek;
Yürümeyenleri arkasında boş sokaklar gibi bırakarak,
Havaları boydan boya yarıp ikiye
Karanlığın gözüne bakarak yürümek..
Yürümek;
Dost omuzbaşlarını omuzlarının yanında duyup, 
Kelleni orta yere
Yüreğini yumruklarının içine koyup yürümek ..
Yürümek;

Yolunda pusuya yattıklarını,
Arkadan çelme attıklarını bilerek yürümek ..
Yürümek;
Yürekten gülerekten yürümek ...


 



BENCE SENDE ŞİMDİ HERKES GİBİSN

Gözlerim gözünde aşkı seçmiyor
Onlardan kalbime sevda geçmiyor
Ben yordum ruhumu biraz da sen yor
Çünkü bence şimdi herkes gibisin

Yolunu beklerken daha dün gece
Kaçıyorum bugün senden gizlice 
Kalbime baktım da işte iyice
Anladım ki sen de herkes gibisin

Büsbütün unuttum seni eminim
Maziye karıştı şimdi yeminim
Kalbimde senin için yok bile kinim
Bence sen de şimdi herkes gibisin

 



BUGÜN PAZAR

Bugün pazar.
Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün
bu kadar benden uzak
bu kadar mavi
bu kadar geniş olduğuna şaşarak
kımıldamadan durdum.
Sonra saygıyla toprağa oturdum,
dayadım sırtımı duvara.
Bu anda ne düşmek dalgalara,
bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
Toprak, güneş ve ben...
Bahtiyarım...



ÖLÜMÜN SIRRI

Ölümün sırrını sordum bir gence
Güldü de bu ani suale önce
Ölüm dedi, ölüm bir hiçtir bence
Gençliğimi yalnız aşk ile ördüm

Rast geldim ak saçlı bir ihtiyara 
Lanetler ederdi bir eski yare
Sorunca ölümü dedi bir çare
Çünkü rüya gibi bir hayat sürdüm

Bu sırrı sormağa karar verdim ben
Hayatı hicranla dolu ölüden
Baktı boş gözlerle ayet okurken
Dedi ben hayatı ölümde gördüm


 
Z

Zynep

Kullanıcı
17 May 2006
En iyi cevaplar
0
0
İstanbul
Nazım dendiğinde... artık ben Piraye'yi düşünmeden duramıyorum.
Nazım Nazım olduysa, Piraye'yeye saygılarımla...
 
K

kabeka

Kullanıcı
17 Ocak 2008
En iyi cevaplar
0
0
İstanbul
keşke adamcağıza acı çektirmeseydi de yazmasaydı bunları
piraye sana sesleniyorum  ne yaptın onaaa!!
 
Z

Zynep

Kullanıcı
17 May 2006
En iyi cevaplar
0
0
İstanbul
kabeka' Alıntı:
keşke adamcağıza acı çektirmeseydi de yazmasaydı bunları
piraye sana sesleniyorum  ne yaptın onaaa!!
Acı çektirmedi ki?
Hep yanındaydı. İhanet eden Nazım'dı. Ama yine yanında oldu.
Nazım Hikmet en güzel şiirlerini hapishanedeyken Piraye'nin kendisine gönderdiği mektuplar üzerine yazdı.
 
K

kabeka

Kullanıcı
17 Ocak 2008
En iyi cevaplar
0
0
İstanbul
piraye olmasaydı o mapusane köşelerinde gayet mutlu mesut olacaktı adam :)
 
Z

Zynep

Kullanıcı
17 May 2006
En iyi cevaplar
0
0
İstanbul
kabeka' Alıntı:
piraye olmasaydı o mapusane köşelerinde gayet mutlu mesut olacaktı adam :)
Piraye olmasaydı, o mapusane öyküleri bize hiç bu şekilde yansımayacaktı... belki de?
 
K

kabeka

Kullanıcı
17 Ocak 2008
En iyi cevaplar
0
0
İstanbul
Zynep' Alıntı:
kabeka' Alıntı:
piraye olmasaydı o mapusane köşelerinde gayet mutlu mesut olacaktı adam :)
Piraye olmasaydı, o mapusane öyküleri bize hiç bu şekilde yansımayacaktı... belki de?
sevgili sn.zeynep ben çıkıyorum :) "uyuycam" "zıbarcam" yarın cevap "atacağum" haydi iyi geceler
 
M

menzup

Kullanıcı
9 Kas 2007
En iyi cevaplar
0
0
konya
ya şu kadar söylemek gerekir nazımın aşkı bizi ilgilendirmez ve ilgilendirmesi gerekmez önemli olan edebi yönü gerçekten güzel etkileyici ve kendine özgü bir sanat anlayışı war nazımı nazım yapanda  bu işte...... ;) :)
 
Z

Zynep

Kullanıcı
17 May 2006
En iyi cevaplar
0
0
İstanbul
menzup' Alıntı:
ya şu kadar söylemek gerekir nazımın aşkı bizi ilgilendirmez ve ilgilendirmesi gerekmez önemli olan edebi yönü gerçekten güzel etkileyici ve kendine özgü bir sanat anlayışı war nazımı nazım yapanda  bu işte...... ;) :)
O aşk üzerine o kadar çok şiir yazıldıki...
Hatta şiirler Piraye'nin mektuplarının şiire dönüştürülmeseydi desem?
Kaldı ki Nazım'ın kendi ifadesi bu:)
 
M

menzup

Kullanıcı
9 Kas 2007
En iyi cevaplar
0
0
konya
Zynep' Alıntı:
menzup' Alıntı:
ya şu kadar söylemek gerekir nazımın aşkı bizi ilgilendirmez ve ilgilendirmesi gerekmez önemli olan edebi yönü gerçekten güzel etkileyici ve kendine özgü bir sanat anlayışı war nazımı nazım yapanda  bu işte...... ;) :)
O aşk üzerine o kadar çok şiir yazıldıki...
Hatta şiirler Piraye'nin mektuplarının şiire dönüştürülmeseydi desem?
Kaldı ki Nazım'ın kendi ifadesi bu:)
ya sen beni yanlış anladın ben sanace nazımın aşkını tartışmaya gerek yok ben sanadece nazımın sanatını wurgulamak istedim
 
M

menzup

Kullanıcı
9 Kas 2007
En iyi cevaplar
0
0
konya
hatta nazım o kadar piyadeyi sevmiş ki piyadeyi gönderdiği mektupta bile kendini düşünmeyip aşkının bile üzülmesini istememişti
 
D

dideM

Kullanıcı
5 Eyl 2007
En iyi cevaplar
0
0
İstanbul
menzup' Alıntı:
ya şu kadar söylemek gerekir nazımın aşkı bizi ilgilendirmez ve ilgilendirmesi gerekmez önemli olan edebi yönü gerçekten güzel etkileyici ve kendine özgü bir sanat anlayışı war nazımı nazım yapanda  bu işte...... ;) :)
Katılıyorum..
Ve de güzel paylaşımın için teşekkürler kabeka. :)
 
M

menzup

Kullanıcı
9 Kas 2007
En iyi cevaplar
0
0
konya
dideM' Alıntı:
menzup' Alıntı:
ya şu kadar söylemek gerekir nazımın aşkı bizi ilgilendirmez ve ilgilendirmesi gerekmez önemli olan edebi yönü gerçekten güzel etkileyici ve kendine özgü bir sanat anlayışı war nazımı nazım yapanda  bu işte...... ;) :)
Katılıyorum..
Ve de güzel paylaşımın için teşekkürler kabeka. :)
katılmana sevindim... ;) :)
 
Z

Zynep

Kullanıcı
17 May 2006
En iyi cevaplar
0
0
İstanbul
dideM' Alıntı:
menzup' Alıntı:
ya şu kadar söylemek gerekir nazımın aşkı bizi ilgilendirmez ve ilgilendirmesi gerekmez önemli olan edebi yönü gerçekten güzel etkileyici ve kendine özgü bir sanat anlayışı war nazımı nazım yapanda  bu işte...... ;) :)
Katılıyorum..
Ve de güzel paylaşımın için teşekkürler kabeka. :)
Ama bu konuda söz konusu ettiğimiz aşk, Nazım'a kitaplar dolusu şiir/yazı yazdırmış bir aşk.
Şairin yaşamını inceleyenler bilirler bu aşkın sıradan bir aşk olmadığını.
 
Z

Zynep

Kullanıcı
17 May 2006
En iyi cevaplar
0
0
İstanbul
Nazım Hikmet Ran, bir mektubunda

"... hiç kimseden gizleyecek birşeyimiz olmadığı için: öyle ya, birbirimizi ne kadar sevdiğimizi, yetmiş yaşında ihtiyarlar olduğumuz zamanda bu sevginin aynı berraklık, aynı vefa, aynı temizlik ve derinlikle devam edeceğini, mütemadiyen maddi sıkıntı çektiğimizi, yediğimiz ekmeği büyük emek ve eziyet pahası elde edebildiğimizi, oğlumuzun hasta olduğunu, yani bütün saadet ve felaketlerimizi, bunların hiçbiri utanılacak şeyler olmadığı için, kimseden saklamaya, gizlemeye gerek görmeyiz, hayatımız berrak bir su gibidir, onu merak edenler üstüne eğililerse dibini görebilirler. .."
diyerek seslendiği Piraye ile 1930 yılında tanıştı. "Mor Menekşe, Aç Dostlar ve Altın Gözlü Çocuk" Nazım'ın Piraye'si için yazdığı ilk şiirdir.

Eşinden ayrılmış, 2 çocuk annesi (Memet ve Suzan) ile yalnız yaşayan Piraye'nin özlemi; gösterişsiz ama rahat bir hayat, bahçesinde ebruli hanımelleri açan küçük bir evdi.

"Mavi Gözlü Dev ve Minnacık Kadın ve Hanımelleri" şiirine ilham kaynağı olan Piraye ile Nazım evlenirler.
Ne var ki Nazım'ın uzun yıllar hapiste kalması nedeniyle daha çok mektuplarda sürecek bir evliliktir bu.. Özlem ve sevgi dolu bu mektuplar Nazım'ın dilinden şiir olarak akacaktır daha sonraları.
"Memleketimden İnsan Manzaraları" şiirlerinin ana kaynağı olan bu mektuplar, belki de Piraye'nin Nazım'ın Nazım olmasında ne denli önemli rol oynadığının kanıtıdır. Ve daha pek çok sevda şiirinin..

"Kitap okurum
içinde sen varsın
Şarkı dinlerim,
içinde sen.
Oturdum ekmeğimi yerim:
karşımda sen oturursun,
çalışırım:
karşımda sen.
Sen ki her yerde "hazırı nazırım"sın,
konuşamayız seninle
duyamayız sesimizi birbirimizin
sen benim sekiz yıldır dul karımsın.."

Sanatçı ruhlu Piraye ile Nazım birbirlerini çok severler, özlerler.
Ne var ki aşk adamıdır Nazım..
Bir gün hapishanede kendisini ziyarete gelen dayısının kızı Münevver Berk'e aşık olur. Piraye'den ayrılmak ister. Şaşırır Piraye, üzülür, hastalanır yataklara düşer..
ama kimselerle paylaşmaz üzüntüsünü..sessizliğine gömülür.
Nazım ile Münevver'in ilişkisi ise uzun sürmeyecektir.
Münevver ile yollarını ayırdıktan sonra, Piraye ile yeniden barışmanın yollarını arar Nazım.
Ona umutsuzca mektuplar yazar, kendisini ziyarete gelmezse intihar edeceğinden söz eden acı yüklü mektuplar.
Ve dayanamaz Piraye, yanına çocuklarını alarak Bursa'da yatmakta olan hapishanede ziyaret eder eşini. Çok mutlu ve yeniden umutludur artık Nazım.
Oysa o gün ziyaret çıkışı Piraye, yanındakilere "Nazım'ı artık sevmiyorum." demektedir. Yine de ayrılmaz eşinden.
Nazım Hikmet Üsküdar Hapishanesine nakledilir ve Münevver ile ilişkisi yeniden başlar.
İşte bu büyük aşka son damgayı vuran bu ilişkinin yeniden başlamıs olur. Birgün eşini ziyarete gelen Piraye, Münevver ile karşılaşır.
Bu Nazım ile Piraye'nin birbirlerini son görüşüdür.
Bir süre sonra boşanırlar.

Yıllar sonra Memed Rauf şu satırları yazacaktır:
"Piraye gerçi Nazım'ı bağışlamamış, ona dönmemişti, ama ondan ayrıldıktan sonra başkasıylada evlenmedi. Nzım'ın üzerine başkasıyla yaşayamayacağı için.."


Zynep
 
K

Kristal

Kullanıcı
28 Ağu 2007
En iyi cevaplar
0
0
Mersin
''Piraye'ye mektuplar'' bu aşkın unutulmazlığını kanıtlıyor.
 
K

Kristal

Kullanıcı
28 Ağu 2007
En iyi cevaplar
0
0
Mersin
Nazım,  Piraye'sinin hayatındaki önemini anlatıyor.
"Çekmediği kalmadı benim yüzümden kadıncağızın... Ama ne sağlam kadındır bir bilsen... Hapiste 40 kişiysek bana bir yumurta yedirebilmek için etraftan bulup buluşturur 40 yumurta getirir hapishaneye. Çünkü bilir onlardan ayrı yiyemeyeceğimi... Tembelleştim mi, 'Hadi bakalım yeter bu kadar tembellik' der, kapatır beni odaya... Böyle yazdım Şeyh Bedrettin Destanı'nı..."
 
Üst