İki Mektup ve Bir Soru.. Sonuna kadar okuyun,siz de kendinizden birşyler blcksnz

  • Konbuyu başlatan su perisi
  • Başlangıç tarihi

Konu hakkında bilgilendirme

Konu Hakkında Merhaba, tarihinde Serbest Kürsü kategorisinde su perisi tarafından oluşturulan İki Mektup ve Bir Soru.. Sonuna kadar okuyun,siz de kendinizden birşyler blcksnz başlıklı konuyu okuyorsunuz. Bu konu şimdiye dek 1,631 kez görüntülenmiş, 0 yorum ve 0 tepki puanı almıştır...
Kategori Adı Serbest Kürsü
Konu Başlığı İki Mektup ve Bir Soru.. Sonuna kadar okuyun,siz de kendinizden birşyler blcksnz
Konbuyu başlatan su perisi
Başlangıç tarihi
Cevaplar
Görüntüleme
İlk mesaj tepki puanı
Son Mesaj Yazan su perisi
S

su perisi

Kullanıcı
4 Ocak 2007
En iyi cevaplar
0
0
  İki Mektup ve Bir Soru

Doğan Cüceloğlu

Seminerime katılmış bir anne yüz baskın ve can baskın çocuk yetiştirme ortamlarında çocuğun nasıl etkilendiğini dinledikten sonra bana aşağıdaki mektubu yazmış: (Mektup acele ile yazılmış izlenimini verdi; okurların anlaması için bazı değişiklikler yaptım.)



Doğan Bey,
(----) akşamı (---- ) kolejinde verdiğiniz seminerinizi dinledim. Seminerinizde söylediklerinizden yola çıkarak size bir şey sormak istiyorum. Can baskın olarak yetiştirilmiş ve kendi çocuğunu da bu şekilde yetiştirmeye özen göstermiş bir anneyim. Genelde yüz baskın çevre ile iletişime girmek zorunda kalıyoruz.
Toplumsallaşmaya başladığımızda, engellerle karşılaşıyoruz. Kendimize ve insanlara olan saygımız ve değerlerimizden kaynaklanan dürtülerimizle yüz baskın çevrelerden rahatsız oluyoruz...
Ve siz, “doğrusu, can baskın yetiştirilme şekli,” diyorsunuz. Ayrıca, bu konuşmanızda, ülkemizdeki iş hayatında başarılı olmuş insanların profillerine baktığımızda, onların çoğunun yüksek tahsillerinin olmadığını ve kırsal bölgede yetişmiş olduklarını belirtiyorsunuz. Siz yaşam başarısı için gerekli beş temel yetkinlik dediğiniz bir liste sundunuz ve bu iş başarısının altında bunların yattığını vurguladınız.
Onların yetişme ortamında muhtemelen yüz baskın yetiştirilme tarzı hakimdi.. (Yüz baskın yetiştirilmede 5 ana unsurun ne kadar sağlanacağı da ortada!)
Yönetim kurullarında ve buradaki insanların başarılarının arkasında onların baskın kişiliklerini gözlemlemekteyim.. Doğru yöntem can baskın yetiştirilme tarzı ise, başarıdaki bu durum bir çelişki değil mi?
Saygılar
(İsim, Soyadı)

Bana mektup yazan bu annenin söylemek istediğini değişik şekillerde yorumlayabiliriz, bu yorumlardan bir tanesi de şöyle olabilir: “Yaşam sizin dediğiniz gibi işlemiyor; benim annem babam beni sizin dediğiniz gibi yetiştirdi, ama ben o kadar başarılı olamadım. Belki de bu nedenle başarılı olamadım. Belki de onlar beni yetiştirirken bana değer vererek sevgi ile yetiştirdikleri için hata ettiler. Belki ben de çocuğumu sevgi ile yetiştirdiğim için hata ediyorum. Korku ile yetiştirilenler başarılı oluyor. Hayal laflar ederek insanları yanlış yönlendirmiyor musunuz?” 

Yukarıda yazdığım yorumlardan bir tanesi; daha birçok konuya dokunabiliriz: 1) Can baskın yetişmek ne demek ve bu bayan gerçekten can baskın bir ortamda mı yetişti mi? 2) “Başarılı” insanlardan bahsederken yalnız  “iş başarısını” göz önüne alıyor, diğer başarıların sözünü dahi etme gereksinimini neden duymuyor? 3) Neden kırsal bölge insanını yüz baskın yetişmiş olarak varsayıyor?

O konuşmamda okul başarısı, meslek ve iş başarısı, evlilik ve aile başarısı ve yaşam başarısından söz etmiştim. Başarıya Götüren Aile kitabında sözünü ettiğim yaşam başarısının temel yetkinliklerinde “kişinin kendine değer vermesi ve kendini tanıması” yüz baskın yetişme ortamında gelişemez. Ayrıca, “kişinin kendi seçimlerinin bilincinde olması ve seçimlerinden sorumluluk alması” da yüz baskın yetişme ortamında gelişemez.

Neden gelişemez?

Çünkü her iki yetkinlik de can temelli yetkinlik.

Yaşam başarısı bir can başarısıdır. Yüz ile kazanılamaz. Mümkün değil. Konferansın temel cümlesi şuydu: “yaşam başarısı tüm başarılara anlam verir; ders ve okul başarısı, meslek ve iş başarısı, evlilik ve aile başarısı, yaşam başarısı şemsiyesi altında anlam kazanır.”

Mektup yazan bu kişi bunu neden göremedi? Yorumu size bırakıyorum.

***

Bir vakıf üniversitesinde yaptığım konuşmadan sonra orada öğrenci olan bir delikanlı bana yazdı. Babasıyla arası iyi değildi; ama nasıl konuşacağını bilemiyordu. Ona bir mektup yazmıştı, ama bu mektubu gönderip göndermemekte tereddütleri vardı. Babasına hitaben yazdığı ve gönderemediği aşağıdaki mektubu bana verdi ve göndereyim mi diye sordu. Kişinin kimliğini saklamak ve konuyu okurun daha rahat takip edebilmesi için bazı değişiklikler yaptım.

Babaya(?)
Biraz zor geliyor 'Baba' kelimesini şimdi böyle sürekli söylemek, insan hiç alışmamış olunca... Dönüp baktığımda 20 sene boyunca toplam kaç defa söyledim acaba diye merak ediyor insan. Acaba kardeşlerin ABİ demesinin,çalışanların patron demesinin, arkadaşların hitap etmesinin 20 de 1'i kadar mı yoksa daha mı az....

Tabi söyleseydin derler adama, söyledin ağzını mı tuttular derler adama di mi? Söyleyenler nasıl söylüyor di mi? Ağzımı tutmadılar ama içimi tuttular. Çünkü bir önceki söylememde nasıl bir cevap almıştım ki şimdi hangi yüzle tekrar söyleyecektim...

Belki de onun istediği de buydu çok sık söylenilmemesi rahatsız edilmemesi... Baba işte...

Sora insan ne kadar alakası olmasa da onunla büyümese de bazı şeyleri, gözünün önünde yaşandığından öğreniyor. Bunlar küsmek, inat etmek gibi... böle bakınca baba hiç bir şey vermemiş de değilmiş doğru... pardon.. Baba işte...

Zaten hiç bir şey vermedi dersek de gerçekten hakkını yemiş oluruz.. Onca parayı kim EŞŞEK gibi çalıştı da getirdi verdi di mi? Hangi baba yapar valla? Bu büyük bir fedakarlıkmış onca babanın yapmadığını yapana da. Ayrıca teşekkür ederiz tabi. Baba işte...

Hep bir şey olduğunda sonunda olurda para lazım olduğunda ve para istendiğinde alınan cevap benim haberim mi vardı? Senin neyden haberin vardı ki, neyden haberin olsun istedin ki bundan haberin olsun derler adama... ne yazık ki bazı şeyler televizyonda haberlerde verilmiyor işte.. günde 5 değil 15 saat de tv başında haberler izlenilse, başkalarıyla muhabbet edilse de bunlar öğrenilmiyor işte evdekilerle konuşmayınca insan... işin garip yanı da bir dostunun bir şeyine bir şey olsa ilk bilen ilk yardım etmek isteyende aynı adamdır. Sen önce evine bak derler adama... Baba işte...

Sonra bazen insan düşünüyor acaba kıskanıyor da mı bazen böle yapıyor diye? Ama insan evini kıskanır mı ya derler adama sen ne biçim adamsın derler... insan evindekilerin mutlu olmasını istemez mi derler? Tabi cevap verebilecek olana derler... cevap veremeyecek birine sormazlar bile bunu. Bellidir onun hal ve hareketlerinden ne düşündükleri.. insan konuşmayınca da zaten anca hal ve hareketlerinden anlaşılır dimi bazı şeyler? Baba işte...

Başka babalarla zaten kıyaslanamaz bile bazı babalar... onlar sosyal,demokrat insanlardır hani. Hani eşitlik özgürlük insan hakları çok önemlidir, hani bunlar için içeri girmiştirler, hani bunlar için neler yapmışlardır gençliklerinde... ama gel de gör ki en emperyalist para köleside onlardır..onundur herşey,bir çocuğun oyuncağına sahip çıktığı gibi sahip çıkar kendisine ait olanlara,ailemi oda ne?çünkü nasıl olduysa artık elde ettikleri o büyük kutsal güçleri kafalarını karıştırmıştır.dışarıya hala eskileri söylerler ama gel de bide içini gör.buda baba işte

Tek gücü olan parasıyla artık her şey onundur, o kadar para ya köle olmuşturlar ki bazen karıştırırlar evleriyle iş yerlerini... hani orda patrondurlar ya! Evde de öyle zannederler kendilerini... O kadar çalışmış para kazanmış yoktur artık ondan kralı yaklaşmayın bişey sormayın, bişey istemeyin...elinde olsa çalışanını kovar gibi kovacaktır.. zaten bütün babalar da böle değil mi! Aynı zamanda patrondur da evinde gerçi.. hesabını sorar sadece başka bişeye karışmaz ... baba işte...Yok galiba yanlış oldu buna denmiyordu baba diye...

İnsan düşünür ben sadece paramla bir güçsem ben hiç duygusal bir şey veremediysem ben ne yaptım o kadar yıl? Düşünen düşünür gerçi bunu da, herkesin harcı değil... kimisi de hala parasını güç zanneder öle mutlu mesut yaşar... AMA gün olur devran döner, mesele paraysa da paran kadar konuş diyebilecek biri çıkar elbet... O para; insan yaşlandığında bir sıcak tebessüm olmaz insana... Bir ilgi olmaz insana... İnsanın gelip elini öpmez, nankör şeydir o para... parayla da kimseye elini öptüremez insan.. insan parayla her türlü pisliğini bile temizletir ama parayla sevgi ve saygı alamaz... parayla dua alamaz insan... parayla saadet olmaz demişler, para sadece aracı oluyor birileriyle saadet olması için... kimse ailesini bırakıp da parası için bakmaz kimseye... insan her ne kadar geç kaldıysa bazı şeyler için...

Normalde bunları okuyunca duygulanabilir insan yazarken olduğu gibi, ama bunları okuyunca duygulanabilecek bir yürek olsaydı zaten bunları yazdıracak kadar şartları zorlamazdı... Utanır belki insan babalığından, başka bir baba görse bu mektubu... Öylesine bir mektup işte....

Öylesine bir kişi işte...

Genç bir “can” ın yalnızlığı, acısı ve yaşamındaki boşluğu ancak bu kadar yalın ve güçlü ifade edilebilirdi.

***

Bu babanın yerinde olsanız, kendinizi başarılı görür müsünüz?

Doğan Cüceloğlu
17.06.2007
 
Üst