Hakan Günday – Az ..

  • Konuyu Başlatan Konuyu Başlatan crt
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi

crt

Kullanıcı
Katılım
11 Eyl 2009
Puanları
38
Konum
İstanbul
********************



AZ-HAKAN-GUNDAY1-209x300.jpg




Hakan Günday – Az

11 yaşında bir tarikat şeyhinin oğluyla evlendirilen korucu kızı Derdâ ile hapisteki bir gaspçının aynı yaştaki oğlu “mezarlık çocuğu
Yazı’nın bu iki çocuğu birleştirmesinin hikâyesi.
Çocuk şiddeti, hayatın şiddeti, aşkın şiddeti, inancın şiddeti, hırsın şiddeti üzerine, A’dan Z’ye şiddet üzerine, dilin ve yazının şiddetiyle bir roman…

 
“Diyebilirsin ki, bir insanı, fotoğraflarından ve hakkındaki haberlerden ne kadar tanıyabilirsin? Haklısın. Belki de çok az… O zaman şöyle demeliyim: Seni az tanıyorum… Az… Sen de fark ettin mi; Az, dediğin, küçücük bir kelime. Sadece A ve Z. Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe var. O alfabeyle yazılmış on binlerce kelime ve yüz binlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. Biri başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. Senin ve benim gibi…



Bu yüzden belki de, az çoktan fazladır. Belki de az, hayat ve ölüm kadardır! Belki de, seni az tanıyorum, demek, seni kendimden çok biliyorum, demektir. Belki de az, her şey demektir. Ve belki de benim sana söyleyebileceğim tek şeydir…”



“Böceği göremiyordu artık. Oysa o hâlâ oradaydı. İnsanın göremediği şeyler yok olmazdı ki!”

“Gerçek hayattaki şiddetin önünde ya da arkasında rica, özür gibi kelimeler oluyordu. Dolayısıyla, insanın, hayatla olan, çoğu acıya, azı zevke dayalı ilişkisini kabullenip oyunu kuralına göre oynaması kesinlikle bir hastalık değildi.”

“Kim kalbinden vazgeçecek kadar kendini bir şeye adayabilir ki?”

“Herkesin öyle bir hikayesi yok muydu? Başlayıp da bitiremediği. Çünkü kimsenin dinlemediği… İçine atmak diye bir şey varken, anlatmaya ne gerek vardı?”

“Nereden bilebilirdi insanoğlu? Varlığının sonuçlarını. Hepsinin de yanıtı aynıydı: Hiçbir yerden. Belki de bu sayede hayat devam ediyordu. Kimse, neye neden olduğunu önceden bilemediği için.”

“Her paragrafın sonunda, bir “her neyse” var. Oysa her neyse değil! Oysa o her neyse’lerin devamında, şu anda yazamadığım binlerce hikaye var.”

On bir yaşında köyünden alınıp Londra’ya getirilmiş ve beş yıl boyunca bir sadistin karısı olmaya mecbur bırakılmış masum Derdâ ile mezarlık çocuğu Derda’nın hikayesi. Şiddetin, aşkın, sado-mazoşizmin, tarikat şeyhlerinin, biraz da İstanbul’un hikayesi.. Derdâ ile Derda’yı bir araya getiren Oğuz Atay’ın hikayesi.. Aslında bu her şeyin hikayesi. Hakan Günday yine yapmış yapacağını. Seni alıp ordan oraya savuruyor. Hani Orhan Veli bir şiirinde diyor ya; “Şu kavga bir bitse dersin, acıkmasın dersin, yorulmasın dersin, çişim gelmese dersin, uykum gelmese dersin.” Sonuna da ekleyiveriyor; “Ölsem desene!” Ölsem demiyorum da Hakan Günday’ın kitaplarını okurken; uykum gelmesin ne bileyim acıkmayayım, gözlerim yorulmasın, kapatayım kendimi bir odaya kimse rahatsız etmesin istiyorum. Soluksuz okuyayım.. Bir Hakan Günday’ı daha devirdim. Öfkelenerek, nefret duyarak, midem bulanarak, içim acıyarak, zaman zaman da duygulanarak, ordan oraya savrulup, sürüklenerek, beynimi darmaduman ederek..

Derdâ’nın ne kadarı on bir yaşındaydı? Bacakları mı, tırnakları mı, yanaklarının kemirilmiş içleri mi? Neresi çocuktu? Örgülerinden buhar gibi sıyrılmış saç telleri mi, kabukları bir türlü bağlanmayan topukları mı?

Adı “Az”, kendisi çok kitap. Hiç “Az” kelimesi beynimde bu kadar büyüyüp, anlamlanmamıştı.
(alıntı)
 
Kanyas ve Kiyrayı çok beğenine Hakan Gündayın diğer kitaplarını da merak etsemde arada kaynayıp gitti bu istek. Ama burda tanıtımını görünce listeye ekledim hemen.
 
Geri
Üst