Divane aşık gibi...

  • Konbuyu başlatan tnctrkcell
  • Başlangıç tarihi

Konu hakkında bilgilendirme

Konu Hakkında Merhaba, tarihinde Serbest Kürsü kategorisinde tnctrkcell tarafından oluşturulan Divane aşık gibi... başlıklı konuyu okuyorsunuz. Bu konu şimdiye dek 3,985 kez görüntülenmiş, 10 yorum ve 0 tepki puanı almıştır...
Kategori Adı Serbest Kürsü
Konu Başlığı Divane aşık gibi...
Konbuyu başlatan tnctrkcell
Başlangıç tarihi
Cevaplar
Görüntüleme
İlk mesaj tepki puanı
Son Mesaj Yazan tnctrkcell
T

tnctrkcell

Kullanıcı
22 Eki 2007
En iyi cevaplar
0
0
Divane aşık gibi...

"İnsan inandığıdır!" Anton Çehov Fransız üniversitelerinden birinde psikoloji ve sosyoloji öğrencilerine bir ödev verilir. Ödevin konusu; farklı sektörlerden, farklı yaşlardan kişilerle görüşüp, işleri hakkında neler düşündüklerinin araştırılması ve rapor halinde sınıfta sunulmasıdır.
Bir kız öğrenci, ağır işlerde çalışan işçilerin görüşlerini almak için yakınlarda bulunan dev bir şantiyeye gider.

Gözüne kestirdiği ilk işçiye yaklaşır:

"Merhabalar, tam olarak burada ne iş yapıyorsunuz?" diye sorar.

"Kör müsün sen ya?" diyerek, öfkeyle bağırır işçi. Ve hemen ardından ekler: "Bu parçalanması imkansız kayaları ilkel aletlerle kırıyor, ustamın emrettiği gibi bir araya yığıyorum. Cehennem sıcağında kan ter içinde kalıyorum. Bu çok ağır bir iş, ölümden beter."

Kız hızlıca işçinin yanından uzaklaşır ve ilk tecrübesinden edindiği tedirginlikle ikinci bir işçiye yaklaşarak aynı soruyu sorar. İkinci işçi, ilk işçiye göre daha sakin bir tonla cevap verir: "Kayaları mimari plana uygun şekilde yerleştirebilmemiz için, kullanılabilir şekle getirmeye çalışıyorum. Bu ağır ve çok monoton bir iş. Ama karım ve çocuklarım için para gerekli, sonuçta bir işim var, mutluyum. Daha kötü de olabilirdi."

İkinci işçinin yaklaşımından biraz cesaret bulan kız öğrenci, bu sefer de üçüncü bir işçinin yanına gider ve aynı soruyu ona da sorar: "Ne iş yapıyorsunuz?"

"Görmüyor musun?" der üçüncü işçi. Kollarını gökyüzüne kaldırarak, haykırır: "Bir katedral yapıyorum!"

Hikayedeki üç işçi de aynı işi yapıyor olmasına rağmen, yaptıkları işleri birbirlerinden çok farklı şekillerde anlatıyorlar. Her biri yaptığı işi çok farklı görüyor, çünkü her birinin oradaki varlık sebebi birbirinden farklı. En azından varlık sebebi önceliği farklı…

Tabii burada asıl özel olan, üçüncü işçi. Batılıların ‘possede' diye tabir ettikleri adam. Zapt olunmuş, inançla hedefe kilitlenmiş… Bizdeki tam karşılığı ‘divane'.

‘Divane' sıfatı zaman zaman dilimizde ‘deli' ile eş anlamlıymış gibi kullanılsa da aslında ondan çok farklı. Daha çok, ‘meftun, tutkun' sözcüklerine yakın, ‘aşk ile bağlı'…

Dünya tarihinde ne kadar madde ve/veya mana kahramanı varsa, hepsi hakiki manada divanedir. Aşkın zıvanadan çıkardığı insan olarak, divane olmadan bir iş görebilmeye, bir hamle gösterebilmeye imkan yoktur. Ne ilimde, ne sanatta, ne ticarette, ne iktisatta, ne tababette, ne de askeriyede…

Taptuk Emre'nin dergahından eğri odun bile geçirmeyen Yunus; dostu Şems'in hasretiyle kilometrelerce yol giden Mevlânâ; nefs terbiyesi için günlerce aç kalan Arabi; ölümü pahasına Atinalıları hakikate davet eden Sokrat; onlarca oka hedef olacağını bilerek, elindeki sancağı İstanbul surlarına diken Ulubatlı Hasan…

Sen Piyer'in Bazilikasını yaparken haftalarca ayağından çıkarmadığı çizmesini bir gün çıkarmaya mecbur kalınca derisi de beraber çıkan Mikelanj…

Bulonya ormanında rast geldiği bir landon arabasını evindeki siyah tahta zannedip, üzerine yazı yazmaya kalkışan Lavvazye…

Atını denize sürüp; “Ya İstanbul beni alır, ya ben İstanbul'u!” diyen Fatih…

Metrekareye 6 bin merminin düştüğü bir savaşta, 275 kiloluk gülleyi yerden 2 metre yüksekteki topun ağzına yerleştirip İngiliz savaş gemisini batıran; sonrasında da Çanakkale Boğazı Müstahkem Mevki Komutanı Cevat Paşa'nın: “Evladım, büyük bir iş yaptın. Artık onbaşısın. Seni ödüllendireceğiz. Para mı, altın mı istersin?” sualine, “Ben para için değil, vatanım için savaşıyorum.” diye cevap veren Seyit Çavuş'a ne demeli?..

Eflatun'dan Dekart'a, Bergson'dan Blondel'e, İmam-ı Gazali'den Yunus Emre'ye, Şeyh Galip'ten Necip Fazıl'a… hep divanedirler…

Mevlânâ'nın; “Mecnun değilsen sus! O aşka nail olmayanlar için Leyla, sırf cisimden ibarettir!” diyerek Mecnun'un şahsiyetinde işaret ettiği divanelik...

Ne dersiniz? Yeni Dünya Düzeni'nin sahnelendiği 21. asırda; uluslararası stratejimizi ‘zar atma' ve ‘zarf atma' fiillerinin çok çok ötesine taşıyarak her alanda sağlam bir duruşa kavuşturacak, hakikatin hakikatine sıkı sıkıya bağlı, gerçek divanelere artık daha çok ihtiyacımız yok mu?  (SERKAN BİLGE' DEN ALINTI)
 
B

Bülent

Kullanıcı
23 Ocak 2008
En iyi cevaplar
0
0
Teşekkürler tnctrkcell.
Çok hoş.
 
B

bıldırcın

Kullanıcı
4 Ocak 2008
En iyi cevaplar
0
0
ankara
Teşekkürler Musatafa  :)

Bir solukta okudum hoş bir yazı ;)
 
Z

Zynep

Kullanıcı
17 May 2006
En iyi cevaplar
0
0
İstanbul
Öyküyü biliyordum ve Serkan Bilge çok güzel tamamlamış.
Teşekkürler Musticim.
 
E

erdal_ergen

Kullanıcı
16 Ara 2007
En iyi cevaplar
0
0
mersin
Paylaşım için teşekkürer emeğinize sağlık
;) :eek:
 
T

tnctrkcell

Kullanıcı
22 Eki 2007
En iyi cevaplar
0
0
erdal_ergen' Alıntı:
Paylaşım için teşekkürer emeğinize sağlık
;) :eek:
rica ederim değerli vaktiğinizi ayırdığınız için asıl ben teşekkür ederim
 
Üst