Cezmi Ersöz'ün Tüm kitapları

  • Konbuyu başlatan su perisi
  • Başlangıç tarihi

Konu hakkında bilgilendirme

Konu Hakkında Merhaba, tarihinde Kitap Önerileri kategorisinde su perisi tarafından oluşturulan Cezmi Ersöz'ün Tüm kitapları başlıklı konuyu okuyorsunuz. Bu konu şimdiye dek 2,279 kez görüntülenmiş, 2 yorum ve 0 tepki puanı almıştır...
Kategori Adı Kitap Önerileri
Konu Başlığı Cezmi Ersöz'ün Tüm kitapları
Konbuyu başlatan su perisi
Başlangıç tarihi
Cevaplar
Görüntüleme
İlk mesaj tepki puanı
Son Mesaj Yazan zabit
S

su perisi

Kullanıcı
4 Ocak 2007
En iyi cevaplar
0
0



Zarfını Ben Açardım Sana Yazdığım Mektupların

Beni kalabalık sandınız... Evimde hiç güneş batmaz, diye geçti aklınızdan... Oysa ben çoğu kez bana gelen mektuplarınız kadardım. Evimde güneşim çok battı. Mektuplarınızın içindeki sevgi ve merhametin ışığıyla çok gece geçirdim. Yalnızlıktan ölecek gibi olduğum anda tekrar tekrar okuduğum o mektuplar, beni sabaha çıkardılar... Unutulmak acısını sadece bu mektuplar hafifletecek gibiydi... Kitaplarımı, bilmediğim, tanımadığım kişilere yazıyordum. Belki de bir meçhule... Ama o meçhulden, yani sizlerden bana sevgiler akıyordu. Acılar, sırlar, çelişkiler, umutlar, yalnızlıklar; hayal kırıklıkları, gözyaşları, ölme isteği ve yaşama sevinci akıyordu... Bu kimsesiz incelikler ülkesine...



Yok Karşılığı Yüzünün

Senin Sana rağmen bir yüzün var herkesin ilk aşkına benzeyen beklemek kadar acı, anlamak zor nedensiz ölümlerin suskunluğu gibi yok karşılığı yüzünün Senin sana rağmen bir yüzün var herkesin ilk aşkına benzeyen yaklaştıkça imkansız uçurumlar nedensiz hayatların o büyük acısı gibi yok karşılığı yüzünün.



Yine Seninle Geldi Hayat[/FONT]
Hayat kitaplarda yazılan gibi değilmiş. Kitaplarda her kelimenin altında başka bir kelime gizliymiş. Her yüzün altına başka bir yüz... Böyle gidiyormuş, bunun sonu yokmuş.

Geç de olsa şimdi anlıyorum. Beni aşar bu kelimelerin altındaki kelimeler, bu yüzlerin altındaki yüzler... Ben içimdeki acıya bakarım. İçimdeki enayiliğe bakarım. Evet, kelimelerin altındaki kelimeyi, yüzlerin altındaki yüzü biliyorum ama, ben seni içimde hissederken, sana inanmışken şehrin her tarafında yanan bir ışık vardı. Yollarda, bahçelerde, hiç durmadan yanan bir ışık... Sen bu hayatta her şeyi benden iyi bilirsin. Öyleyse açıkla seni içimde hissettiğim her an hayatı aydınlatan bu ışığı... Yollarda, bahçelerde, evlerde gece ve gündüz durmadana yanan bu ışığı..

Hadi böyle bir ışığın hiç olmadığına inandır beni. Enayisin de bana... Çocuklardan, sarhoşlardan, budalalardan bile daha enayi..



Şizofren Aşka Mektup

Bir şizofrendim artık... Yalanlar söylüyordum, hem sana hem de ona... Kendimi tanıyamaz olmuştum. Hangisi bendim? İçimdeki, o güzelliğiyle dünyayı elde etmeye kışkırtılmış, karanlık ve ilgi tutsağı kadın mıydım; yoksa uğruna hayatından vazgeçmeye hazır olduğu aşkına mahkum, ezilmiş, kapılarda bırakılmış, verdiği güven ve taşıdığı masumiyetle sana cazip gelmeyen o sevdalı kadın mı? İkisi de olmak istemiyordum. Ama ikisinden de vazgeçemiyordum. Sanki biri olmazsa diğeri yıkılacak gibiydi. Birbirinden nefret eden ve birbirinin varlığına tahammül edemeyen bu iki benlikle yalnız kaldğımda çıldıracak gibi oluyor, ağır ağır ruhumu öldürüyordum...



Şehirden Bir Çocuk Sevdin Yine

Yaktın masum hırslarını geliyorsun, oysa bir bilsen, seni ona taşıyan şehir saçını bağladığın iple bile alay ediyor Ah! Bir bilsen herkes tetikte; sense böyle hesapsız, böyle sevinçle

Ah! bir bilsen sadece güzelliğin tutuyor acımasızlığın kapılarını

Yaktın masum hırslarını geliyorsun, şehirden bir çocuk sevdin



Suçtur Umutsuzluğa Kapılmak

Buralarda ölüm çok farklı algılanıyor. Buralarda insanlar ölüme bir son gibi bakmıyorlar. Buralarda hiçbir şey kesintiye uğramıyor. Hayat, ölüm ve çocukluk, her şey kesintisiz bir biçimde, aynı büyülü nerhe akıyor. Her şey bir çember çiziyor sanki. Ölenler yeniden doğuyor... Yeniden doğanlar ölmeye başlıyor... Hayat ölüme, ölüm hayata aynı anda karışıyor...

Ve hayatta kalacak olanlarla ölecek olanlar birbirlerine öyle yoğun bir sevgiyle sarılıyorlar ki, işte o anda hayatla ölüm arasındaki o kesintisiz akışı görüyorum. Hayat ölümü alnından öpüyor... Ölüm hem gururlu, hem başeğmez, hem de küçük bir çocuk gibi utangaç ve masum... Ve her şey birleşip o büyülü nehre akıyor usulca. Ve o nehir sonsuzluğa akıyor. İşte bu yüzden korkmuyorlar birer birer ölmekten. Çünkü onlar bir kere sonsuzluğa inanmışlar. Binbir çeşit kentli kuşkunun pençesinde yaşayan ben bile işte o an inanıyorum: Bu çocuklar bir gün kazanacaklar.. Sonsuzluk tükenmez.


Son Yüzler

Cezmi Ersöz`ün röportajlarında, yapmak isteyip de yapamadığımız eylemleri yapan, korumak isteyip de koruyamadığımız değerleri koruyan, gerçekleştirmek tutkusuyla yaşayıp da gerçekleştiremediğimiz düşleri gerçekleştiren insanlara ve bu insanların hayat tarzıyla karşı karşıya geliriz. Yalnızlık, meslek, tutku ve değerlere dayallı hayat tarzı gibi dilekleri derinlemesine içselleştiren hayat tarzlarıdır bunlar. İşte, Cezmi Ersöz`ün, röportajların ayırıcı özelliği, söz konusu izleklerin anlamsal niteliğinden kaynaklanmaktadır. O halde, nedir bu izlediklerin anlamsal nitelikleri? Son Yüzler`i oluşturan kişiler mutlak bir yalnızlıkla aralanan bir toplumsal yaşantı içindedirler. Buradaki yalnızlık nitelemesi, bu kişilerin tercihli bir yanlızlığa mahkum olmalarından bir düzen oluşturmalşarına kadar geniş bir anlam alanını içermektedir. Ortega Y Fasset`in, "Hayat tümden yanlızlıktır" sözünün somutlaştığı bir içeriğe denk düşmektedir bu durum. Yani, kişinin belli bir durum ve zamanlarda yaşadığı yalnızlıktan çok, bütün bir hayatın yanlızlığıdır, burada söz konusu olan.



Saçlarının Kardeş Kokusu

Birazdan sabah olacak... Para, tarifeler, beklentiler, randevular,taksitler, iş, anneler ve korkular başlayacak...Bunlar varsa ve bizim için geçerliyse aşk yoktur ve hiç olmamıştır sevgili. Birbirimizi kandırmayalım.

Hadi güne hazırlan. Yaşadıklarımızı unutmaya çalış. Aşk bize güvenip verdiği büyüsünü, sırlarını, cesaretini, bilgeliğini ve o ilkel, o yaban ağrısını geri alacak. Bunlar olurken içimiz bir an çok üşüyecek, sona geçecek...

Hadi, oyalanma birazdan yarın olacak...

Aşkta yarın yoktur sevgili...



Ölürsem Beni Seninle Ararlar Şimdi

İşte o zaman, sevgili diye, dünya diye, hayat diye baktığınız her boşluğu artık sadece sizin o yararlı benliğiniz doldurur. Nereye, hangi kalabalık şehre gitseniz peşinizden o ıssız, o karanlık ormanınızı birlikte götürürsünüz. Nereye gitseniz kendinizi orada kaybolmuş hissedersiniz. Yollarda kime rastlasanız, çıkartıp onun fotoğrafını gösterirsiniz. Bu insanı tanıyor musunuz, buralardan geçti mi, onu gördünüz mü, diye sorarsınız. aslında kaybolan o değil, sizsiniz; aslında o diye...



Kırk Yılda Bir Gibisin

Biraz Sabahattin Ali`nin "kürk Mantolu Madonna"sıydın; biraz ahmet Hamdi Tanpınar`ın "Huzur"da anlattığı Nuran, ve en çok da Nilgün Marmara`ydın. Ne yalan söylemeli; yine Tanpınar`ın "Yaz Yağmuru" hikayesindeki o büyülü, o uçarı kadında da senden çok izler vardı. Masum bir sevinç için ikbal yakan kadınlardan sen...

Bir cinnetin, bir karabasanın yaşadığı bu hayatta artık yoksun. İyi ki de yoksun diyorum; çünkü çok acı çekerdin. Beynindeki esrar da yetmezdi seni avutmaya.

Ölüme kadar, sana olan aşkımı bir sır gibi saklayıp, bu aşka o drin merhametinle bağlandığın için sana minnettarım. Çok yalnızım ve seni çok özlüyorum...



Kafka Market
Ben hayal kırıklığının kıyılarında dolaşırken, bu arada içeri Kafka Market`in sahibi girdi. Kahvede okey oynuyormuş, kasiyer kızlardan biri koşarak gidip çağırmış. Herhalde "Markete tuhaf biri geldi. Kafka diye bir romancıyı sorup duruyor," demiştir. Marketin sahibi yüzündeki teri silerken, "Buyurun beyefendi, sorun nedir?" diye sordu. "Efendim," dedim.

"Marketimize ünlü romancı Kafka`nın adını koymanız beni çok heyecanlandırdı ve sevindirdi, sizi tebrik etmek için geldim," dedim. Market sahibi zararsız bir deli olduğuma kanaat getirmiş olacak ki derin bir soluk aldı: "Yok kardeşim, ne romancı Kafka`sı diyorsun sen. Bu Kafka, Kafkas Kartalı`nın kısaltılmışıdır. O kadar. Ben esasen o kartalı çok severim de. Gökyüzünde öyle bir süzülüşü vardır ki, bir görseniz. Ah Kafkas Kartalı ah..."



İçime Gir Ama Sigaranı Söndürme

Birden fermuarını çözdü, pantalonunu aşağıya indirdi. Sonra da külodunu çıkarttı. Beni nasıl aşalıyaağını biliyordu, ama öfkesini kontrol edemiyordu da: "Hadi gel, gir içime, hadi hakkındır, beni evine aldın ya, beni o soğuk sokaklardan kurtarıp getirdinya buraya, gir içime hadi..." diye bağırmaya başladı... Karanlık yerimin bu denli zorlanması öfkeden deliye döndürmüştü beni. Ona tam, "yeter artık, yeter, bitir bu oyunu" diye bağırırken, cinsel organının çevresinde, kasıklarında, karnının altında derin sigara yanıklarını fark ettim... İşte o anda öfkem gülünç ve acınası... O ise, adeta acıyla kıvranarak ve soluk soluğa, kendiyle konuşmaya devam ediyordu. "Gir içime, ama sigara söndürme oramda, duyarlı yazarsın ya içime gir, hadi..." Yıllardır biriktirdikleri dökülüyor ağzından. Sesi kesildi öylece kalakaldı bir süre...

Yavaşça kuluna girdim. Yatağına kadar götürdüm. Hatırladığı her şey onu bitkin düşürmüştü. Pijamasını giydirdim. Üzerini örttüm, gözyaşlarını sildim... "Hadi içime gir, içime girmiyosan, gömleklerini ütülerim, bulaşıklarını yıkarım istersen," diyen dudaklarını susturdum. Yüzünü hiçbir zaman unutmamak için ona bütün benliğimle, ruhumla baktım. Sevdiğim kadınlara verdiğim bütün o "az zarar"lar onun yüzünde kaskatı, tesellisi imkansız bir acıya, acının gerçek, sahici imgesine dönüşmüştü. Eğildim ve o acıyı öptüm, dudaklarım parçalansın, bu acı beni ne yapacaksa yapsın ve ben artık böyle kalmalıyım, diye öptüm...



Hayat Bir Emrin Varmı ?

Nerede bir Cezmi Ersöz yazısı, şiiri görsem, önce okumak isterim. Neden? Nedenini de hem bilirim, hem bilmem.

Bilirim: Varlığı, bitimsiz muhalefettir onun.

Bilirim: Bir kaşiftir o.

Bilirim: Bir ``kendinde üslup`` tur o.

Bilirim: Yunus` un genleri vardır onda.

Bilmeme de: Benim sözcüklerle tanımlamaya kalkıştığım Cezmi Ersöz yazısı, o sözcüklerin dışına taşar sürekli.

Bilmem: Bildiğimi sandığım anda, vaha avlayacaktır beni...

Yaşamı ve öğrenmeyi seçtiğim için, bilmem.

Soruyor: ``Hayat. Bir Emrin Var mı?``



Hayallerini Yak Evi Isıt

Bir tek seni sevdiğim doğruydu... Ve bu doğru yüzünden hayatım yalana battı... Sen beni dışladığından beri beni sevenlere bir hayalet hediye ettin...

Tepeden tırnağa aşka, tepeden tırnağa özleme batmış bir hayalet...

Bu hayaletin çinde beni değil seni gördüler hep. Çoğu bu hayalete dayanamayıp çekip gitti...

Kimisi senin beklettiğin kapıda, beni bekledi. Seni beklemekten yorulur, onunla birlikte çekip giderim diye buralardan...

Ve ben en çok onların sevgisine inandım. En çok onlara derinden üzüldüm. Ve hep mrak ettim, karşılıksız ve onca yıl bir hayaleti nasıl böylesine sevebildiler diye...

Dünyanın iyi bir yer olduğuna ve yaşamak için çok sebep bulunduğuna, bu insanların bir hayalete duydukları o akıl almaz, o sonsuz sevgileri yüzünden bir kez daha inandım...

Seni unutmak için başladığı her aşkı, yine seninle aldatan bir hayalete...

Seninle kendini, bütün hayatını, düşlerini, çocukluğunu, yaşadığı bütün acıları aldatan bir hayalete...

Bir tek sana duyduğu sevgisi doğru olan, bu yüzden bütün hayatı bir yalan olan hayalete...




Haritanın Yırtılan Yeri

Yıllardan sonra hapisten çıkan genç adamlardan biri, "dışarıya" göre "hücresinin daha iyi olduğunu" söylüyor, bir başkası, "sanki her şey düşman, ama ortada düşman yok," diyordu. Büyük umutlarla üniversiteye giren bir genç kızın, "boğazında bir hıçkırık var"dı "ama tam olarak anlatamıyor"du. Bir başka üniversiteliye göre "bu üniversite ortamı normalse kendi gibiler şizofren çocuklar"dı. Diyarbakır`da bir öğretmen, "devlet bizim üzerimizi kırmızı kalemle çizmiş," diye yakınıyordu. Ailesini silahlı çatışmadan koruyabilmek için pencerelerine duvar ören Cizreli bakkalın açıklaması, "Güneş bizim neyimize!" idi. Şırnak`ta bir öğretmen yaşadığı o felaket gecesinin ardından aklını oynatmış, "Yaşasın Türk ordusu!" diye haykırarak sokağa fırlamıştı. Cizre`de, henüz bir erkek arkadaşıyla bir akşamüstü parkında el ele oturmamış bir genç kız, dağlara çıkıp gerilla olmaktan söz ediyordu o saklayamadığı hüznüyle.

Bir şair, "Duygularımız meydanı kuşatması altında," diye şikayet ediyrdu. "Bir süre sonra hiçbir şey hissetmez hale gelebiliriz."

Ve kalplerimizdeki, şehirlerimizdeki haritalar ne acı ki durmadan yırtılıyordu... Haritaların yırtılan yerinde, o karanlık ve umutsuz ormanda küçük ve çaresiz çocuk bir an önce kurtarılmayı bekliyordu. Bekliyor...



Derinliğine Kimse Sevgili Olamadı

Kimi sevsem, onun hep uzakta bir sevdiği vardı, unutamadığı ilk aşkı ya da onu terk edip giden sevgilisi... Kimi derinden sevsem, o bir başkasını derinden hatırlardı. Öylesine çok sevdim ki onları, başkalarına duydukları sevgiyi anlatmalarını sessizce, içim acıyla kanayarak dinledim. Beni yitirmekten hiç korkmadılar; çünkü onlara göre fazla iyidim; bu yüzden ilk anda vazgeçilebilirdi benden. Beni terk edenlerden tek bir isteğim olurdu. ``Ne olur, bir daha beni aramayın! Çünkü ben kolay unutamıyorum. Çünkü ben size duyduğum o akıl dışı aşk yüzünden keder bahçemi dağıtıyorum. Çocukluğumun o güzel bahçesini.`` Böyle derdim onlara ama yine de ararlardı beni... Soluksuz ve umutsuz kaldıkları bir gece mutlaka akıllarına ben gelirdim...



Bana Türkçe Bir Ekmek Ver

Bir yanımı, burada, bu insanlara bıraktım. Korktum onların yanında kendimi ele ermekten. Yanlarında ruhumu, düşüncelerimi, duygularımı, taslaklarımı içine yerleştirdim. Çerçeveledim... Bir yanım çekip gitti, o ibret verici karanlık öykülere. Bu yüzden, bu ikiye bölünmüşlük ve hiçbir yere tam ait olmayış yüzünden, çok aşağılandım kendimi, çok kınadım...Ama farkındayım her şeyin. Ne kadar çelişkiye düşersem, ne kadar çok hissedersem parçalanmışlığımı, aşk o kadar çok birikiyor içimde... Aşk, ölüm gibi bakıyor bana. Her geçen gün güzelleşen bir ölüm gibi... Karanlık öykülerin aydınlığına bakttıkça...




Annelik Oyunu Bitti
Sanki bütün bunları kendine söylüyor, kendinle konuşuyor gibiydi. Doğruldu, semederini su bardağının içinden usulca alıp göğsüne yerleştirdi. Semenderin kulağına yavaşça, "Sakin ol bebeğim, sakin ol, yok bir şey," dedikten sonra yaktı, sonra da bakışlarını gece lambasının gölgelere boğduğu odasının tavanında bir noktaya dikerek konuşmaya devam etti:

"Biliyormusun, fotokopiyle çoğaltılmış gibisiniz. Duygularınız hep önceden kurgulanmış. Bana benzer şeyleri söyleyip sonra da benimle sevişmek isteyen, ama göğsümdeki semenderi görünce hemen hemen aynı tepkileri gösteren o kadar çok erkek oldu ki, artık her şeyden ve herkesten umudumu kestim... Gece aldıkları alkolün etkisiyle benim için ölmek istediklerini söylerler, buradan giderken de cüzdanlarını kontrol ederler, yerinde duruyor mu diye..."


Ancak Benzerim Öldürebilir Beni

Artık daha fazla böyle yaşayamazdı. İçindeki o sadece ve sadece kendisine ait olan özü ortaya çıkarmak ve onu yaşatmak istiyordu. Çünkü böyle, birden fazla ve kendisinin olmayan ve gerçek mi sahte mi olduğunun ayırdına varamadığı kişilikleri taşıyordu, sıkıntılı bir yük gibi... Peki, gerçek ve sadece ona ait bir özü var mıydı onun? Varsa neredeydi ve kimdi o? Öylesine çok maske kullanmış, öylesine çok değişik kalıplara girmiş, şekil değiştirmek zorunda kalmıştı ki, gerçek niteliğini yitirmiş olarak duruyordu. Belki de hiç olmadığı korkusuna kapılıyordu arada bir. Sık sık o gerçek özünü bulabilmek, ona ulaşabilmek için eve kapanıyor, günlerce hiçbir arkadaşını, yakınını aramıyordu. Kendisine yeni bir koza örmeliydi ve gerçek özünü bulduğunu sanıp, `artık insanların içine çıkabilirim, onları gerçek kişiliğimle görüp, hissedebilirim` diye düşünüyor, yanlarına sevgi ve hasretle koşuyor, ama biraz konuştuktan sonra, konuşmanın yine kendisine ait bir öz olmadığını görüyordu. Bir başkasıydı sanki o. Ya da kimseye ait olmayan birinin özüydü taşıdığı. Unutulmuş, tesadüfen bulunmuş ya da korkudan, kaygıdan alelacele oluşturulmuş yapma bir şeydi. O ânı kotarması için, ilişkileri geçiştirebilmek, kendini orada o an için var edebilmek için yarattığı sahte bir kişilikti sanki...



Açıkla Bana Bu Işığı

Hayatı anlamak için, tıpkı yazmaktan vazgeçtiğim zamanlarda olduğu gibi başımı bir suyun içine sokuyor, tam boğulacağım sırada başımı yukarı kaldırıyor, can havliyle nefes alıyor, o anda yaşadığımı ve hayatımı anladığımı hissediyorum. Yazmak, budur benim için. O boşluğu başım suyun içindeyken bir kez daha görür, kimsesiz kalmış ve hep kalacak olan sevgimin kanında boğulmamak için yazmaya koyuluyorum. Bir daha soracak mısınız bana o siyah önlüklü çocuk neden yazıyor diye? O zaman güneşe bakın ve açıklayın bu ışığı!




 
B

bir dost

Kullanıcı
19 Eki 2008
En iyi cevaplar
0
0
Konya
teşekkürler,her okuyuşumda  hep farklı tatlar aldığım ender yazarlardan birisidir  cezmi ersöz.
 
Z

zabit

Kullanıcı
12 Mar 2009
En iyi cevaplar
0
0
Gaziantep
cezmi ersöz bir gece bir radyoda canlı yayında tanıdım ve çok hoşlandım anlattıklarından ve  sonra  kitaplarını aldım okudum .hayellerimi yak evi ısıt.çok güzel öyküleri var  akıçı şiirsel yaklaşıyor bütün konulara .
 
Üst