Çalışma ortamında ‘sosyal güven’ şart: Yani birlikte çalışmak için yalan söylememek, sözünde durmak ve ilkeli olmak gerek. Uzmanlara bu şartlara içtenlik ile samimiyeti de ekliyorlar. Tabii bu işin ideali. Çalışma ortamında, hele de çalışanlar arasında rekabetin sert olduğu kurumlarda insanların zaafları ortaya çıkıyor ve mesela yalan(cılar) ciddi bir sorun haline gelebiliyor. Yönetimin ve çalışanların yalanla başa çıkmayı öğrenmesi gerekiyor.
İster çıkarcı, ister savunma amaçlı, isterse de iyi niyetli olsun, yalan, psikoloji ve psikiyatrinin üzerinde çalıştığı önemli bir konu. Çoğu kişi, kendine, eşine, arkadaşına, patronuna yalan söylüyor. Yalan söylemeyi yok saymamak, inkar etmemek gerekiyor. Uzmanlara göre önemli olan kişi yalan söylediğinde vicdan muhasebesi yapabilmesi. Çünkü yalan, insani bir zaaf...
‘Kimse düşmeden büyümez’
Psikiyatri bilimine göre kişi, yalan söylememek için kendini eğitmeli. Yalan söyledikten sonra “Bu bana ne öğretti?” deyip kişinin iç disiplin geliştirmesi önemli. Çünkü aslında her yalan davranışı, iç disiplin ve ego eğitimi için bir fırsat. Psikiyatr Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yalan söylemekten değil, duruş sergileyememekten korkmak gerektiğini söylüyor. Prof. Tarhan, “Yalan söylemeden büyüyen insan yoktur. Çünkü yalan, insanın doğasında var. Ben hiç yalan söylemedim diyen yalan söyler. Hiç düşmedim demek gibidir. Düşmeden büyüyen biri var mı?” diyor.
‘Rol yap etkile’ değil, ‘inan ve başar’
Yalanın iş hayatındaki yeri konusunda ise Tarhan, sosyal güven yüksekliği ile inanmanın bağlantısına dikkat çekiyor. Daha doğrusu, samimiyet ile nöropsikoloji arasındaki ilginç noktaya değiniyor:
“Yalan; hak arama, sorun çözme yöntemi ve iş yönetimi yöntemi olarak kabul etmişse saman alevi gibi büyür, ama süratle tekrar çöker. Bir bakarsınız başarı iflas etmiş. İstikrarsızlık vardır. İnsanların güveni, zamanla zayıflar. Kısa vadede sonuç verir, orta ve uzun vadede iş itibarına zarar verir. 1995’lerdeki eski iletişim tekniklerinde özgüven üzerinde durulurdu. Konunun özü, ‘Kendini ifade et gerekiyorsa rol yap, karşı tarafı etkile, malını sat’ şeklindeydi. Yani yalancılık yönetici biçimi olarak teşvik ediliyordu. Fakat sonraları, duyguların beyinde bilişsel bir karşılığının olduğunun anlaşılmasıyla beynin duyguları yöneten alanlarını geliştirmek gerektiği ortaya çıktı. Öz güveni yücelten iletişimciler, sosyal güveni yüceltiyor şimdi. Sosyal güven; yalan söylememek, sözünde durmak ve ilkeli olmakla oluşuyor. İçtenlik ve samimiyeti de eklemek gerek. Yalancılık, öz ile sözün bir olmaması durumudur. Yalan söyleyen inanmadan söyler. Yapılan araştırmalarla günümüzde samimiyetin nörobiyolojisi anlaşıldı. Buna göre inanmadan söylenen şeylerde karşı tarafın ayna nöronları faaliyete geçmiyor. Yani, inandığında söylenen yalan daha etkili. Yaptığı işe inanan kişilerin sosyal güvenleri daha yüksek, iş başarıları daha iyidir. Yalan bile inanarak söylendiğinde inandırıcı ve etkili oluyor. O nedenle büyük yalancılar, yardımcılarını inandırırlar. Bu, siyasi liderlikte vardır. Kendisine hakaret etse de, küfretse de o kişiyi partisine alan bir siyasi lidere o kişiyi partiye neden aldığı sorulduğunda, “Adam havlıyor bırakın yanımız alalım karşı tarafa havlasın der.”
Reçetesi yok
Prof. Dr. Zuhal Baltaş, kurumlarda yalan söyleyen kişilerle baş etmenin ne yazık ki kolay ve hemen uygulanacak bir reçetesi olmadığını söylüyor. “Bu durum fark edildiğinde, kişiye söylediğinin doğru olmadığı veriye dayalı bir şekilde anlatmak uygun olur” diyerek, ofiste yalan durumunda ne yapılabileceği konusunda ipucu veriyor:
“Söz ve davranışlarının ne ölçüde tutarlı olduğunu daha yakından mercek altına alarak önlem almak ve bu durumun sağlıklı bir çalışma ortamı için yadsınamaz bir değere sahip olduğunun üzerinde durmak gerek. Kurum kültürünün korkudan arındırılması ve şeffaf bir kültür oluşturması, önemli ölçüde başarı sağlar.”
Eğitim şart!
İşyerlerindeki yalancı çalışan ya da yalancı patronlarla nasıl başa çıkılabilir? Prof. Dr. Arif Verimli, “Adalet herkese gerekir” diyerek, özellikle hukuksal suç sayılabilecek yalanlar karşısında hiçbir zaman sessiz kalmamayı öğütlüyor.
Şirketlerin insan kaynakları birimi yöneticilerenin sık sık kişilik eğitimi seminerleri programlayıp, sorunlu personeli yardım almaya yönlendirebileceğini söylüyor ve uyarıyor: “Yalan bireysel çıkar içinse affedilemez, ancak patolojikse tedavi ve eğitime yonlendirilmelidir.”
Yalan söyleyen hapı yutar
‘İlişkiler Yönetimi’ eğitmeni olan, çeşitli üniversitelerde de ders veren Mahir Namur ise ofiste yalanın, çalışma hayatını ne şekilde etkilediğini anlatıyor.
Yalan söylemenin bir çözüm değil, kaçış olduğuna dikkat çeken Namur, “İnsan, korktuğu sonuçlardan sıyrılmak için yalan söyler. Yalan, başı ağrıyan birinin hemen bir ağrı kesici almasına benzer” diyor. Konuşmasını sürdüren Namur, “hapı yutmak” deyimini de konuyla ilişkilendiriyor:
“Ağrı kesici alan kişinin aslında baş ağrısı, çok farklı nedenlerle oluşabilir. Sigara içmekten, şekeri düştüğünden, uykusuzluktan, astımdan olabilir ve her birinin giderilmesi için farklı şeyler yapılması gerekir. Ancak hap yutmak kolaydır, insan acısından hemen kurtulur. Ama hap aldıkça insanın baş ağrısı her geçen gün artar, çünkü esas sorun çözülmemiştir, hastalık tedavi edilmediği için sonucu da tam tersine, daha da artmıştır. ‘Hapı yuttuk’ dediğimiz durum, tam olarak budur.”
Namur’a göre, kişi sürekli hap alırsa bağımlı olur. Çünkü bugün ağrısını yatıştıran miktar, yarın büyüyen acısını artık yatıştıramaz. O yüzden miktarı zamanla artırır. Namur, “Yalan söylemek de böyle bir bağımlılıktır. Yalan söylemek de kişinin bir alışkanlığı, bir davranış biçimi olmuşsa, o kişinin gerek takımına gerekse kurumuna eninde sonunda zarar vermesi kaçınılmazdır. Ayrıca yalan tek bir alanda kalmaz, başka alanlara da yayılır. İnsan bir yalanını örtmek için başka yalanlar da söyler” diyor.
Beyaz yalan, hiç de beyaz değildir
Eğer bir işyerine yalan girmişse durum ne olur? Mahir Namur, bu konuda net: “Adalet bozulur. Çünkü adalet sağlamanın ön şartı gerçeği bilmektir. Yalan söylemek, birini kurtarmak için suçu başkalarına yükleyebilir. Bu da haksızlıklara neden olur. Yalan nedeniyle insanlar birbirine düşebilir, haksızlık yapılan kişiler küsüp gidebilirler. Yalan söyleyen, her halükarda sonunda kaybeder, çünkü yalancının mumu yatsıya kadar yanar.”
Mahir Namur, patronu ya da ofis arkadaşı yalan söyleyenlere önerilerini ise şöyle sıralıyor:
- Öncelikle karşımızdakinin yalan söyleyip söylemediğinden emin olmalıyız. Zira hepimiz yanılabiliriz. Bazen bizim işimize gelmediği için biz gerçeği göremiyor olabiliriz. Bu insanın nörolojisinden dolayıdır, normaldir. O yüzden karşımızdakinin davranışından emin olmadan önce kendimizi, düşüncemizi, olayları iyice sorgulamamız gerekir.
- Biz küçük yalanlara taviz verdikçe yalan söyleyen kişi de daha büyük yalanlar söylemeye cesaret eder. Küçük yalana göz yumduğumuz için suç ortağı hissederiz kendimizi. Bu da giderek büyüyen yalanlara fark etmeden göz yummamıza neden olabilir. O yüzden “beyaz yalan” hiç de beyaz değildir sanıldığı gibi. Çünkü ne kadar zararsız görünse de daha büyük yalanlara yol açar.
- Biz her zaman gerçeği savunan ve ekip içindeki adaleti korumaya çalışan bir eleman ya da takım lideri olduğumuzda, gerçeği ortaya koymaktan korkmayan biri olarak tanındığımızda, zaten kimse bize yalan söylemeye cesaret edemez. Ne küçüğüne, ne büyüğüne…
İnternet yalanı doğallaştırıyor
Prof. Dr. Nevzat Tarhan da ofiste bir yalancıyla başa çıkmak için tüyolar veriyor. İnternet nedeniyle günümüzde sahte bir dünya oluştuğuna dikkat çeken Tarhan, internet ve yalan ilişkisine değiniyor:
- Kısa vadede insanlar görüntüleriyle karşılanır, kişilikleriyle kabul edilir. Kişiliğinde yalan varsa o kişilik yalnız kalır. En büyük cezaları yalnızlıktır. Doğru kişilere sosyal güven ve saygı duyulur. Yalancı kişiler ise güç, imkan ve para gittiğinde yalnız kalırlar.
- Yalancı kişilerin dostlukları, gülüşleri, yardımları sahte ve çıkar odaklıdır. Televole kültürüdür. Sahte bir hayat oluşuyor. Sosyal medya, yalanın en büyük mecrası. İnternetin insanlığa kattığı çok fayda var ama yalancılığı doğallaştırdığı da bir gerçek. Kişi kendini farklı tanıtabiliyor. Karşı tarafı etkiliyor. İnternet, yalanın çok rahat kullanıldığı bir mecra. Yalanı doğallaştırıyor. İnternetten değil, yalancılığı öğretmesinden korkulmalı.
- Arkadaş ilişkilerinde yalancı bir kişiye doğruyu söyleyip ona yardım etmek gerekir. Yalancı kişinin karşısında sessiz kalmak, onaylamak, kendi çıkarın için sessiz tasvip etmek, yalancılığı besler. Vücuda mikrop girdiğinde ilk olarak el yıkanır. Yalan da böyledir. İlk anda zararı yoktur ama yalancılığı onaylamayıp, bunu da söylemek dostça bir tavırdır. Yalancı kişilere doğruları söylemek insanlara hizmettir. Birebir yalancılıkla en iyi mücadele yöntemi doğru davranış kalıplarını artırmaktır.
Düzenli yalan ofiste işi kolaylaştırıyor
ABD’de yapılan bir araştırmada yetişkinlerin günde ortalama üç kez yalan söylediği, ofiste çalışanların ise işleri kolaştırmak için düzenli olarak yalan söylediği ortaya çıktı. Fox Home Entertainement’ın araştırmasına göre, en çok eşe ya da sevgiliye yalan söyleniyor. Bunu, iş arkadaşları takip ediyor. Hakkında en fazla yalan söylenen konu ise eski sevgili ve ev işleri.
Erkekler daha önce birlikte olduğu kadın sayısını fazla göstermek için yalana başvururken, kadınlar tam tersi biçimde birlikte oldukları erkek sayısını azaltıyor.
Yalan söyleyen zeki mi?
Prof. Dr. Arif Verimli, işletmelerin kâr amacı güderken insan kaynakları ve kurumiçi iletişimin göz ardı edilmemesi gerektiğinine dikkat çekiyor. “Çalışanlar işe alınırken nerelerde çalıştıklarına değil, oralardan neden ayrıldıklarına bakılmalı” diyen Verimli, sorularımızı yanıtladı:
1- Yalan söylemek hastalık mıdır? Yoksa zeka işi midir?
Yalan söylemek asla zeka değil, son derece ciddi bir davranış ve kişilik bozukluğudur. Mitomani ise, yalan söylemenin en uç noktasıdır ki, bir profesyonel bile anlamakda zorluk çekebilir. Pasif-agresif kişilik bozukluğunda, borderline ve antisosyal kişilik bozukluğunda, geçimsiz, uyumsuz, bilişsel sorunları olan, ciddi kişilik bozukluğu olanlarda ve bilhassa madde kullanıcılarında yalan söyleme görülür. Hastalıktan çok, bir kişilik ve davranış bozukluğudur.
2- Hastalıksa başkaları nasıl fark eder?
Elle tutulur kanıtlar olmadığı sürece başkaları zor fark eder. Obsesifler ve paranoidler, yalanları çok kolay ortaya çıkarır. Mesela gömlek giymis bir kadın çalışan, ‘Bu bana yakışmış mı?’ deyince, yakışmadığı halde ‘Yakışmış’ demek yalan sayılmaz. Yalan, hukuki olarak suç sayılan bir suçu veya kusuru örtmek üzereyse ciddi sayılır.
3- Tedavisi var mı?
Kişilik ve davranış bozuklukları öncelikle psikoterapi ve gerektiğinde ilaçla tedavi edilir. Yalan söyleme patolojik hale geldiğinde yalan söyleme dürtüsü bir psikiyatrist tarafından spesifik olarak ele alınarak denetlenebilir.
Narsist ve antisosyallerin yalanından korkun
Hangi kişilik tipleri yalan söyleyeme yatkındır? Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yalancılığın her kişilik tipinde görülebileceğini söylüyor:
- Bencil, narsist kişiler çok yalan söyler. Narsistler kendini özel önemli, üstün görür. Kendi çıkarlarını toplumdan daha üstün görür. Sorun çözme yöntemi olarak görürler.
- Bir de antisosyal kişilikler vardır. Suça eğilimli, yüzü kızarmaz sosyal kurallara önem vermeyen kişiler. Kendi çıkarına odaklı, sosyal kuralları delmeyi normal görür.
- En tehlikelisi, narsist ve antisosyal kişilikleri bir aradan olduğu. Narsistler sıradan olmaktan korkar. Farklı olmak için çok çalışırlar. Herkeste olan bir şeyi istemezler. Kişiye özel tuzağına yatkın kişilerdir.
Antisosyal kişiler ise cezaevinde olan pek çok kişinin özellikleridir. Utanma, acıma, merhamet duygusu yoktur, pişmanlık ve suçluluk hissetmezler. Çok rahat suç işler ve yalan söylerler. Suç makinesi olan kişilerdir. Bu kişilere yalan makinesi fayda etmez. Acemi yalancılar vardır. Yalan makinasine girince cilt direnci değişir, ısısı değişir anlarsınız. Ama antisosyal yalancılar vardır yüzleri hiç kızarmaz makine tespit etmez. Bir de büyük yalancılar vardır. Kendileri söylemez başkalarına söyletirler, böyle sonuç alırlar.
Doğru söyleyenler de burnunu kaşıyor
ABD’de yayımlanan New Scientist dergisi, vücut dilinin sırlarını masaya yatırdı. Geçen hafta yayımlanan habere göre iletişimin yüzde 93’ü ‘sözsüz’ gerçekleşiyor. İletişimin sadece yüzde 7’si söylenen kelimelere dayanıyor. California Üniversitesi’nden sosyal psikolog Albert Mehrabian tarafından 1960’lı yıllarda ortaya atılan bu teoriye göre sözsüz gerçekleşen yüzde 93 oranındaki iletişimin yüzde 38’ini, kullanılan ses tonu, yüzde 55’ini ise vücut dili oluşturuyor. Vücut dilinin iletişimde bu kadar önemli olmasını baz alan dergi, uzmanlara danışarak vücut diliyle ilgili bilinen yanlışları ve ilginç bilgileri derledi. Vücut dilini anlayabilmek için derginin verdiği ipuçları içinde yalanla ilgili olanları da var:
- Konuşurken burnu kaşımanın yalan söylendiğine dair bir işaret olduğu düşünülse de bu doğru değil. Doğru söyleyen kişiler de aynı oranda burunlarını kaşıyabiliyor.
- Konuşurken yukarı ve sağa bakmanın yalan söylendiğine dair bir işaret olduğuna inanılsa da bu da kanıtlanmadı. Henüz bunu destekleyen bilimsel bir kanıta ulaşılamadı.
- ‘Sallanarak’ yürümenin kendine güveni gösterdiği düşünülse de kolayca taklit edilebileceği için her zaman bu anlama gelmiyor.
- Yalan söylenirken gözlerin kaçırıldığına inanılsa da doğru değil. Bu hareket sadece utanıldığını gösteriyor.
- Gurur duyulduğunda çene refleks olarak yukarı kaldırılıyor. Doğuştan görme engelli olanlarda bile bu refleks bulunuyor.
- Kolları ‘V’ harfi şeklinde havaya kaldırarak açmak, zafer kazanıldığı anlamına geliyor. Bu hareket görme engelli olarak doğan ve o güne dek bu hareketi hiç görmeyen biri tarafından bile doğal olarak öğrenilip yapılıyor.
- Kolları kavuşturmak her zaman kişinin savunmaya geçmesi anlamına gelmiyor. Bu hareket, kişinin dayanıklı hissettiği veya kendini rahatlatmaya çalıştığı anlamlarına da gelebilir.
- Elleri bele koymak veya bacakları açarak durmak, güç ve güvenin göstergesi. Bu hareket kişiyi kendine daha güvenli hissettiriyor.
Ö.D.
Henüz 30 yaşına bile gelmedim. İyi bir eğitim aldım, büyük bir şirkette yeni çalışmaya başladım. İki aydır her şey yolunda gibi görünüyordu ama artık birileri durumu çakıyor sanırım. Sabah geç kalmalarıma bulacak bahanelerim giderek azalıyor.
A.S.
Bir gün annem hasta oluyor, bir gün hiç yara almadan bir trafik kazası geçiriyorum. Bir gün de yurtdışından halamlar geliyor. Devamlı bir bahane uydurmaktan kurudum. Ama bir de şu akşam yediğim yemek midemi bozmasaydı, hastaneye götürüp midemi yıkamasalardı, bugünkü işlerimi daha iyi yapabilirdim.
K.M.
Maddi durumum pek iyi değil ama kendimi iyi göstermek için elimden geleni yaptım. Çok iyi projelerle yakında çok iyi paralar kazanacağım. Şu banka kredisini de aldıktan sonra keyfime diyecek yok. Herşey yavaş yavaş yoluna girecek.
A.N.
Bazen öyle bir hale geliyordu ki, söylediğim yalanı, başka bir yalanla kapatırken pot kırmamak için halden hale giriyorum. Hangi müşteriye ne söylediğimi bile bazen karıştırıyorum. Müdüre hesap vermek artık an meselesi. Ama söyleyeceklerim aklımda...
İster çıkarcı, ister savunma amaçlı, isterse de iyi niyetli olsun, yalan, psikoloji ve psikiyatrinin üzerinde çalıştığı önemli bir konu. Çoğu kişi, kendine, eşine, arkadaşına, patronuna yalan söylüyor. Yalan söylemeyi yok saymamak, inkar etmemek gerekiyor. Uzmanlara göre önemli olan kişi yalan söylediğinde vicdan muhasebesi yapabilmesi. Çünkü yalan, insani bir zaaf...
‘Kimse düşmeden büyümez’
Psikiyatri bilimine göre kişi, yalan söylememek için kendini eğitmeli. Yalan söyledikten sonra “Bu bana ne öğretti?” deyip kişinin iç disiplin geliştirmesi önemli. Çünkü aslında her yalan davranışı, iç disiplin ve ego eğitimi için bir fırsat. Psikiyatr Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yalan söylemekten değil, duruş sergileyememekten korkmak gerektiğini söylüyor. Prof. Tarhan, “Yalan söylemeden büyüyen insan yoktur. Çünkü yalan, insanın doğasında var. Ben hiç yalan söylemedim diyen yalan söyler. Hiç düşmedim demek gibidir. Düşmeden büyüyen biri var mı?” diyor.
‘Rol yap etkile’ değil, ‘inan ve başar’
Yalanın iş hayatındaki yeri konusunda ise Tarhan, sosyal güven yüksekliği ile inanmanın bağlantısına dikkat çekiyor. Daha doğrusu, samimiyet ile nöropsikoloji arasındaki ilginç noktaya değiniyor:
“Yalan; hak arama, sorun çözme yöntemi ve iş yönetimi yöntemi olarak kabul etmişse saman alevi gibi büyür, ama süratle tekrar çöker. Bir bakarsınız başarı iflas etmiş. İstikrarsızlık vardır. İnsanların güveni, zamanla zayıflar. Kısa vadede sonuç verir, orta ve uzun vadede iş itibarına zarar verir. 1995’lerdeki eski iletişim tekniklerinde özgüven üzerinde durulurdu. Konunun özü, ‘Kendini ifade et gerekiyorsa rol yap, karşı tarafı etkile, malını sat’ şeklindeydi. Yani yalancılık yönetici biçimi olarak teşvik ediliyordu. Fakat sonraları, duyguların beyinde bilişsel bir karşılığının olduğunun anlaşılmasıyla beynin duyguları yöneten alanlarını geliştirmek gerektiği ortaya çıktı. Öz güveni yücelten iletişimciler, sosyal güveni yüceltiyor şimdi. Sosyal güven; yalan söylememek, sözünde durmak ve ilkeli olmakla oluşuyor. İçtenlik ve samimiyeti de eklemek gerek. Yalancılık, öz ile sözün bir olmaması durumudur. Yalan söyleyen inanmadan söyler. Yapılan araştırmalarla günümüzde samimiyetin nörobiyolojisi anlaşıldı. Buna göre inanmadan söylenen şeylerde karşı tarafın ayna nöronları faaliyete geçmiyor. Yani, inandığında söylenen yalan daha etkili. Yaptığı işe inanan kişilerin sosyal güvenleri daha yüksek, iş başarıları daha iyidir. Yalan bile inanarak söylendiğinde inandırıcı ve etkili oluyor. O nedenle büyük yalancılar, yardımcılarını inandırırlar. Bu, siyasi liderlikte vardır. Kendisine hakaret etse de, küfretse de o kişiyi partisine alan bir siyasi lidere o kişiyi partiye neden aldığı sorulduğunda, “Adam havlıyor bırakın yanımız alalım karşı tarafa havlasın der.”
Reçetesi yok
Prof. Dr. Zuhal Baltaş, kurumlarda yalan söyleyen kişilerle baş etmenin ne yazık ki kolay ve hemen uygulanacak bir reçetesi olmadığını söylüyor. “Bu durum fark edildiğinde, kişiye söylediğinin doğru olmadığı veriye dayalı bir şekilde anlatmak uygun olur” diyerek, ofiste yalan durumunda ne yapılabileceği konusunda ipucu veriyor:
“Söz ve davranışlarının ne ölçüde tutarlı olduğunu daha yakından mercek altına alarak önlem almak ve bu durumun sağlıklı bir çalışma ortamı için yadsınamaz bir değere sahip olduğunun üzerinde durmak gerek. Kurum kültürünün korkudan arındırılması ve şeffaf bir kültür oluşturması, önemli ölçüde başarı sağlar.”
Eğitim şart!
İşyerlerindeki yalancı çalışan ya da yalancı patronlarla nasıl başa çıkılabilir? Prof. Dr. Arif Verimli, “Adalet herkese gerekir” diyerek, özellikle hukuksal suç sayılabilecek yalanlar karşısında hiçbir zaman sessiz kalmamayı öğütlüyor.
Şirketlerin insan kaynakları birimi yöneticilerenin sık sık kişilik eğitimi seminerleri programlayıp, sorunlu personeli yardım almaya yönlendirebileceğini söylüyor ve uyarıyor: “Yalan bireysel çıkar içinse affedilemez, ancak patolojikse tedavi ve eğitime yonlendirilmelidir.”
Yalan söyleyen hapı yutar
‘İlişkiler Yönetimi’ eğitmeni olan, çeşitli üniversitelerde de ders veren Mahir Namur ise ofiste yalanın, çalışma hayatını ne şekilde etkilediğini anlatıyor.
Yalan söylemenin bir çözüm değil, kaçış olduğuna dikkat çeken Namur, “İnsan, korktuğu sonuçlardan sıyrılmak için yalan söyler. Yalan, başı ağrıyan birinin hemen bir ağrı kesici almasına benzer” diyor. Konuşmasını sürdüren Namur, “hapı yutmak” deyimini de konuyla ilişkilendiriyor:
“Ağrı kesici alan kişinin aslında baş ağrısı, çok farklı nedenlerle oluşabilir. Sigara içmekten, şekeri düştüğünden, uykusuzluktan, astımdan olabilir ve her birinin giderilmesi için farklı şeyler yapılması gerekir. Ancak hap yutmak kolaydır, insan acısından hemen kurtulur. Ama hap aldıkça insanın baş ağrısı her geçen gün artar, çünkü esas sorun çözülmemiştir, hastalık tedavi edilmediği için sonucu da tam tersine, daha da artmıştır. ‘Hapı yuttuk’ dediğimiz durum, tam olarak budur.”
Namur’a göre, kişi sürekli hap alırsa bağımlı olur. Çünkü bugün ağrısını yatıştıran miktar, yarın büyüyen acısını artık yatıştıramaz. O yüzden miktarı zamanla artırır. Namur, “Yalan söylemek de böyle bir bağımlılıktır. Yalan söylemek de kişinin bir alışkanlığı, bir davranış biçimi olmuşsa, o kişinin gerek takımına gerekse kurumuna eninde sonunda zarar vermesi kaçınılmazdır. Ayrıca yalan tek bir alanda kalmaz, başka alanlara da yayılır. İnsan bir yalanını örtmek için başka yalanlar da söyler” diyor.
Beyaz yalan, hiç de beyaz değildir
Eğer bir işyerine yalan girmişse durum ne olur? Mahir Namur, bu konuda net: “Adalet bozulur. Çünkü adalet sağlamanın ön şartı gerçeği bilmektir. Yalan söylemek, birini kurtarmak için suçu başkalarına yükleyebilir. Bu da haksızlıklara neden olur. Yalan nedeniyle insanlar birbirine düşebilir, haksızlık yapılan kişiler küsüp gidebilirler. Yalan söyleyen, her halükarda sonunda kaybeder, çünkü yalancının mumu yatsıya kadar yanar.”
Mahir Namur, patronu ya da ofis arkadaşı yalan söyleyenlere önerilerini ise şöyle sıralıyor:
- Öncelikle karşımızdakinin yalan söyleyip söylemediğinden emin olmalıyız. Zira hepimiz yanılabiliriz. Bazen bizim işimize gelmediği için biz gerçeği göremiyor olabiliriz. Bu insanın nörolojisinden dolayıdır, normaldir. O yüzden karşımızdakinin davranışından emin olmadan önce kendimizi, düşüncemizi, olayları iyice sorgulamamız gerekir.
- Biz küçük yalanlara taviz verdikçe yalan söyleyen kişi de daha büyük yalanlar söylemeye cesaret eder. Küçük yalana göz yumduğumuz için suç ortağı hissederiz kendimizi. Bu da giderek büyüyen yalanlara fark etmeden göz yummamıza neden olabilir. O yüzden “beyaz yalan” hiç de beyaz değildir sanıldığı gibi. Çünkü ne kadar zararsız görünse de daha büyük yalanlara yol açar.
- Biz her zaman gerçeği savunan ve ekip içindeki adaleti korumaya çalışan bir eleman ya da takım lideri olduğumuzda, gerçeği ortaya koymaktan korkmayan biri olarak tanındığımızda, zaten kimse bize yalan söylemeye cesaret edemez. Ne küçüğüne, ne büyüğüne…
İnternet yalanı doğallaştırıyor
Prof. Dr. Nevzat Tarhan da ofiste bir yalancıyla başa çıkmak için tüyolar veriyor. İnternet nedeniyle günümüzde sahte bir dünya oluştuğuna dikkat çeken Tarhan, internet ve yalan ilişkisine değiniyor:
- Kısa vadede insanlar görüntüleriyle karşılanır, kişilikleriyle kabul edilir. Kişiliğinde yalan varsa o kişilik yalnız kalır. En büyük cezaları yalnızlıktır. Doğru kişilere sosyal güven ve saygı duyulur. Yalancı kişiler ise güç, imkan ve para gittiğinde yalnız kalırlar.
- Yalancı kişilerin dostlukları, gülüşleri, yardımları sahte ve çıkar odaklıdır. Televole kültürüdür. Sahte bir hayat oluşuyor. Sosyal medya, yalanın en büyük mecrası. İnternetin insanlığa kattığı çok fayda var ama yalancılığı doğallaştırdığı da bir gerçek. Kişi kendini farklı tanıtabiliyor. Karşı tarafı etkiliyor. İnternet, yalanın çok rahat kullanıldığı bir mecra. Yalanı doğallaştırıyor. İnternetten değil, yalancılığı öğretmesinden korkulmalı.
- Arkadaş ilişkilerinde yalancı bir kişiye doğruyu söyleyip ona yardım etmek gerekir. Yalancı kişinin karşısında sessiz kalmak, onaylamak, kendi çıkarın için sessiz tasvip etmek, yalancılığı besler. Vücuda mikrop girdiğinde ilk olarak el yıkanır. Yalan da böyledir. İlk anda zararı yoktur ama yalancılığı onaylamayıp, bunu da söylemek dostça bir tavırdır. Yalancı kişilere doğruları söylemek insanlara hizmettir. Birebir yalancılıkla en iyi mücadele yöntemi doğru davranış kalıplarını artırmaktır.
Düzenli yalan ofiste işi kolaylaştırıyor
ABD’de yapılan bir araştırmada yetişkinlerin günde ortalama üç kez yalan söylediği, ofiste çalışanların ise işleri kolaştırmak için düzenli olarak yalan söylediği ortaya çıktı. Fox Home Entertainement’ın araştırmasına göre, en çok eşe ya da sevgiliye yalan söyleniyor. Bunu, iş arkadaşları takip ediyor. Hakkında en fazla yalan söylenen konu ise eski sevgili ve ev işleri.
Erkekler daha önce birlikte olduğu kadın sayısını fazla göstermek için yalana başvururken, kadınlar tam tersi biçimde birlikte oldukları erkek sayısını azaltıyor.
Yalan söyleyen zeki mi?
Prof. Dr. Arif Verimli, işletmelerin kâr amacı güderken insan kaynakları ve kurumiçi iletişimin göz ardı edilmemesi gerektiğinine dikkat çekiyor. “Çalışanlar işe alınırken nerelerde çalıştıklarına değil, oralardan neden ayrıldıklarına bakılmalı” diyen Verimli, sorularımızı yanıtladı:
1- Yalan söylemek hastalık mıdır? Yoksa zeka işi midir?
Yalan söylemek asla zeka değil, son derece ciddi bir davranış ve kişilik bozukluğudur. Mitomani ise, yalan söylemenin en uç noktasıdır ki, bir profesyonel bile anlamakda zorluk çekebilir. Pasif-agresif kişilik bozukluğunda, borderline ve antisosyal kişilik bozukluğunda, geçimsiz, uyumsuz, bilişsel sorunları olan, ciddi kişilik bozukluğu olanlarda ve bilhassa madde kullanıcılarında yalan söyleme görülür. Hastalıktan çok, bir kişilik ve davranış bozukluğudur.
2- Hastalıksa başkaları nasıl fark eder?
Elle tutulur kanıtlar olmadığı sürece başkaları zor fark eder. Obsesifler ve paranoidler, yalanları çok kolay ortaya çıkarır. Mesela gömlek giymis bir kadın çalışan, ‘Bu bana yakışmış mı?’ deyince, yakışmadığı halde ‘Yakışmış’ demek yalan sayılmaz. Yalan, hukuki olarak suç sayılan bir suçu veya kusuru örtmek üzereyse ciddi sayılır.
3- Tedavisi var mı?
Kişilik ve davranış bozuklukları öncelikle psikoterapi ve gerektiğinde ilaçla tedavi edilir. Yalan söyleme patolojik hale geldiğinde yalan söyleme dürtüsü bir psikiyatrist tarafından spesifik olarak ele alınarak denetlenebilir.
Narsist ve antisosyallerin yalanından korkun
Hangi kişilik tipleri yalan söyleyeme yatkındır? Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yalancılığın her kişilik tipinde görülebileceğini söylüyor:
- Bencil, narsist kişiler çok yalan söyler. Narsistler kendini özel önemli, üstün görür. Kendi çıkarlarını toplumdan daha üstün görür. Sorun çözme yöntemi olarak görürler.
- Bir de antisosyal kişilikler vardır. Suça eğilimli, yüzü kızarmaz sosyal kurallara önem vermeyen kişiler. Kendi çıkarına odaklı, sosyal kuralları delmeyi normal görür.
- En tehlikelisi, narsist ve antisosyal kişilikleri bir aradan olduğu. Narsistler sıradan olmaktan korkar. Farklı olmak için çok çalışırlar. Herkeste olan bir şeyi istemezler. Kişiye özel tuzağına yatkın kişilerdir.
Antisosyal kişiler ise cezaevinde olan pek çok kişinin özellikleridir. Utanma, acıma, merhamet duygusu yoktur, pişmanlık ve suçluluk hissetmezler. Çok rahat suç işler ve yalan söylerler. Suç makinesi olan kişilerdir. Bu kişilere yalan makinesi fayda etmez. Acemi yalancılar vardır. Yalan makinasine girince cilt direnci değişir, ısısı değişir anlarsınız. Ama antisosyal yalancılar vardır yüzleri hiç kızarmaz makine tespit etmez. Bir de büyük yalancılar vardır. Kendileri söylemez başkalarına söyletirler, böyle sonuç alırlar.
Doğru söyleyenler de burnunu kaşıyor
ABD’de yayımlanan New Scientist dergisi, vücut dilinin sırlarını masaya yatırdı. Geçen hafta yayımlanan habere göre iletişimin yüzde 93’ü ‘sözsüz’ gerçekleşiyor. İletişimin sadece yüzde 7’si söylenen kelimelere dayanıyor. California Üniversitesi’nden sosyal psikolog Albert Mehrabian tarafından 1960’lı yıllarda ortaya atılan bu teoriye göre sözsüz gerçekleşen yüzde 93 oranındaki iletişimin yüzde 38’ini, kullanılan ses tonu, yüzde 55’ini ise vücut dili oluşturuyor. Vücut dilinin iletişimde bu kadar önemli olmasını baz alan dergi, uzmanlara danışarak vücut diliyle ilgili bilinen yanlışları ve ilginç bilgileri derledi. Vücut dilini anlayabilmek için derginin verdiği ipuçları içinde yalanla ilgili olanları da var:
- Konuşurken burnu kaşımanın yalan söylendiğine dair bir işaret olduğu düşünülse de bu doğru değil. Doğru söyleyen kişiler de aynı oranda burunlarını kaşıyabiliyor.
- Konuşurken yukarı ve sağa bakmanın yalan söylendiğine dair bir işaret olduğuna inanılsa da bu da kanıtlanmadı. Henüz bunu destekleyen bilimsel bir kanıta ulaşılamadı.
- ‘Sallanarak’ yürümenin kendine güveni gösterdiği düşünülse de kolayca taklit edilebileceği için her zaman bu anlama gelmiyor.
- Yalan söylenirken gözlerin kaçırıldığına inanılsa da doğru değil. Bu hareket sadece utanıldığını gösteriyor.
- Gurur duyulduğunda çene refleks olarak yukarı kaldırılıyor. Doğuştan görme engelli olanlarda bile bu refleks bulunuyor.
- Kolları ‘V’ harfi şeklinde havaya kaldırarak açmak, zafer kazanıldığı anlamına geliyor. Bu hareket görme engelli olarak doğan ve o güne dek bu hareketi hiç görmeyen biri tarafından bile doğal olarak öğrenilip yapılıyor.
- Kolları kavuşturmak her zaman kişinin savunmaya geçmesi anlamına gelmiyor. Bu hareket, kişinin dayanıklı hissettiği veya kendini rahatlatmaya çalıştığı anlamlarına da gelebilir.
- Elleri bele koymak veya bacakları açarak durmak, güç ve güvenin göstergesi. Bu hareket kişiyi kendine daha güvenli hissettiriyor.
Ö.D.
Henüz 30 yaşına bile gelmedim. İyi bir eğitim aldım, büyük bir şirkette yeni çalışmaya başladım. İki aydır her şey yolunda gibi görünüyordu ama artık birileri durumu çakıyor sanırım. Sabah geç kalmalarıma bulacak bahanelerim giderek azalıyor.
A.S.
Bir gün annem hasta oluyor, bir gün hiç yara almadan bir trafik kazası geçiriyorum. Bir gün de yurtdışından halamlar geliyor. Devamlı bir bahane uydurmaktan kurudum. Ama bir de şu akşam yediğim yemek midemi bozmasaydı, hastaneye götürüp midemi yıkamasalardı, bugünkü işlerimi daha iyi yapabilirdim.
K.M.
Maddi durumum pek iyi değil ama kendimi iyi göstermek için elimden geleni yaptım. Çok iyi projelerle yakında çok iyi paralar kazanacağım. Şu banka kredisini de aldıktan sonra keyfime diyecek yok. Herşey yavaş yavaş yoluna girecek.
A.N.
Bazen öyle bir hale geliyordu ki, söylediğim yalanı, başka bir yalanla kapatırken pot kırmamak için halden hale giriyorum. Hangi müşteriye ne söylediğimi bile bazen karıştırıyorum. Müdüre hesap vermek artık an meselesi. Ama söyleyeceklerim aklımda...
Yazar: Hayriye Mengüç
Kaynak: http://www.yenibiris.com/HuriiyetIK
