Büyük yangınlar

  • Konbuyu başlatan Harun
  • Başlangıç tarihi

Konu hakkında bilgilendirme

Konu Hakkında Merhaba, tarihinde Kişisel Gelişim Yazıları kategorisinde Harun tarafından oluşturulan Büyük yangınlar başlıklı konuyu okuyorsunuz. Bu konu şimdiye dek 4,407 kez görüntülenmiş, 1 yorum ve 0 tepki puanı almıştır...
Kategori Adı Kişisel Gelişim Yazıları
Konu Başlığı Büyük yangınlar
Konbuyu başlatan Harun
Başlangıç tarihi
Cevaplar
Görüntüleme
İlk mesaj tepki puanı
Son Mesaj Yazan korsan
H

Harun

Kullanıcı
29 Şub 2008
En iyi cevaplar
0
36
İstanbul
leftinthedark.wordpress.com
Nimet Abla
Yılbaşında büyük ikramiye yine Nimet Abla Gişesinin sattığı bir bilete çıktı.
Nimet Abla Gişesi halk için tılsımlı, uğurlu, zenginlik gibi anlamları ifade ediyor.
Nimet Abla Gişesinin başarısı, atak ve girişimci bir kadın olan Melek Nimet Özden’in başarısıdır.
Ama 1930'lu yıllarda bu başarının arkasında, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin kadınlara verdiği haklar da vardır. Kadınlar bu yasal haklar sayesinde sosyal hayata daha fazla katılabilmektedir.

Tarihsel olaylar toplumların bilincine kazınır. Bize yeni gibi görünen her eylemde bu geçmiş tarihsel olayların küçük veya büyük bir izini bulabiliriz.

Nimet Abla gişesinin bulunduğu Bahçekapı Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk dönemlerinde önemli bir geçiş noktasıydı.

“Bahçekapı'nın, sadrazamlığa terfi edenlerin saraya götürülmek üzere geçirildikleri kapı olduğu bilinmektedir. Kente getirilen zahire ve her türlü ticari metanın da bu kapıdan geçirildiği kaynaklarda belirtilmektedir. Akşamları şehir kapıları kapandıktan sonra geç kalanların şehre girdikleri kapı da burası idi.” (1)

Yani Bahçekapı İstanbul’a gıdanın ve bereketin girdiği kapıdır.
Bahçekapı rütbe verilen insanların girdiği kapıdır.
Nimet Abla gişesini popüler yapan nedenlerden birinin de, Bahçekapı’nın bereketli olduğuna dair 500 yıldır bu derin bilincimizde uyuyan tarihi algılama biçimimiz olduğunu düşünüyorum.
Bahçekapı rütbe almak için veya bereket için kullanılan bir kapı ise, daha sonra neden Bahçekapı’dan insanlara şans, bereket ve bolluk dağıtılmasın?

Nimet Abla’nın başarısının temel nedeni bu sembolik – psikolojik algılama şekli değildir şüphesiz. Ama bu algılama şekli Nimet Abla’nın başarısını arttırmıştır.

1569 ve 1633 büyük İstanbul yangınları

II. Selim zamanında, “1569'da Demirkapı'dan başlayıp Bahçekapı'ya kadar uzanan yangında semtin Yahudi Mahallesi bütünüyle yanmıştır.” (1)

IV Murat zamanında “Bilinen ilk büyük Cibali yangını 2 Eylül 1633'te bir kalafatçının ahmakça dikkatsizliği yüzünden çıkar. Gemi kalafatlarken yaktığı ateşin şiddetli poyrazı arkasına alıp civardaki kayıkhaneleri tutuşturması, evden eve, sokaktan sokağa, mahalleden mahalleye atlayarak   İstanbul'un büyük bir kısmını cehenneme çeviren bir afete yol açmıştır. Naima Efendi'nin Tarihinde uzun uzun anlattığı, "oldu bin kırk üçte ihrâk-ı kebir" (1043) mısraıyla ebcede bağlanan bu büyük yangını tarihimizde özel bir yeri vardır. 4. Murat, eskilerin "büyük fitne" dedikleri kargaşa dönemini 1633 yangınını bahane ederek koyduğu şiddetli yasaklarla sona erdirir. Yangının bir kalafat yerinde çıktığı bilindiği halde, tiryakilerin sebep olduğu gerekçesiyle tütün yasaklanmış, ayaktakımının barınakları haline gelen kahveler ve meyhaneler kapatılmış, büyük bir kısmı da yıktırılmıştı. Murat’ın bu uygulamasında devrin ünlü vaizi Kadızâde'nin telkinleri büyük rol oynamıştır.” (2)

“IV. Murad, tütün yasağı ile yetinmemiş ve o devirde zorbaların, işsizlerin ve de eşkıyanın toplantı yerleri haline gelen kahvehaneleri de hem kapatmış ve hem de yasağa rağmen içki içip sarhoş olanları gerekli cezalarla cezalandırmıştır. Her iki hadiseyi de, memlekette kaybolan huzuru yeniden tesis etmek gayesiyle ve de eşkıyanın gözünü korkutmak için yaptığı ifade edilen Sultan Murad, bazı tarihçilere göre, bütün Osmanlı arazilerinde yaklaşık 20.000 eşkıyayı ortadan kaldırmıştır. Elbette ki bütün tasfiyeler sırasında bazı mazlumlar da zulme maruz kalmış olabilir.” (3)


1547 ve 1571 Moskova Yangınları

Dostoyevski’nin Cinler romanında 1800 yıllarının (19 yüzyıl) sonlarında Rusya’daki yangınlar ve onların halk tarafından nasıl algılandığı yazılır.
Halk bu yangınların Çar’a isyan eden bazı gruplar tarafından çıkarıldığına inanır.
Yangınların siyasi bir hesaplaşma olarak ele alınması, eski yangınlardan kalma bir alışkanlıktır.
Siyasi gruplar yangını karşı tarafın çıkardığını söylerler.

Korkunç İvan 1500 de doğdu. Üç yaşında iken Rusya’nın başına geçti, resmi olarak Çar kabul edilmesi ise 17 yaşında, 1547 de olacaktı.
Korkunç İvan, taç giydikten birkaç ay sonra Moskova’da büyük bir yangın çıktı. Bu yangın 3000 den fazla erişkinin öldüğü ve 80000 kişinin evsiz kaldığı büyük bir felaketle sonuçlandı.
Halk İvan’a muhalif olan İvan’ın akrabalarının bu yangını çıkardığını düşündü ve bu kişiler öldürüldüler.(4)

1571’de ikici büyük Moskova yangını Kırım Hanı I.Giray şehre saldırdığı sırada olur. Bu yangın 1547 dekinden daha da ağırdır. Altı saat içinde bütün şehir yanar. Ölü sayısı çok yüksektir. On bin ile seksen bin arasında rakamlardan bahsedilir.
Şehir yangınları içinde en ciddi olanı bu 1571’deki yangın olarak kabul edilir.(4)

İki yangında da Korkunç İvan iktidardadır.

1666 Büyük Londra Yangını
1666 yılında üç gün süren yangın, Londra’nın gördüğü en büyük yangın olmuştur.

Yangın, 2 Eylül günü gece yarısından hemen sonra, Thomas Farriner adlı bir kişinin işlettiği, Pudding Sokağı'nda bulunan bir ekmek fırınında başladı ve hızla çevreye yayıldı. (5)

Kentin sokaklarındaki asayiş ve durgunluk şüpheli yabancıların yangını kasten başlattıkları söylentisinden dolayı bozuldu. Eş zamanlı olarak sürmekte olan II. İngiltere-Hollanda Savaşı'nın etkisiyle kentte meydana çıkacak evsizler korkusu Fransızlar ve Hollandalılar üzerinde yoğunlaştı ve bu dönemde bu azınlık gruplar sokak saldırılarına uğradı. Salı günü yangın kentin hemen her yanına yayıldı. (5)

Felaketten zarar görmüş olan kişilerin Londra'dan tahliye edilmesi ve bir başka yere yerleştirilmesi, evsiz kalanların çıkaracağı ayaklanmadan korkan Kral II. Charles tarafından kuvvetle desteklenmiştir. Yangından sonra köklü değişiklikler içeren birçok önergeye karşın Londra, afetten önceki biçimine uygun olarak, aynı cadde ve sokak planlarıyla yeniden imar edilmiştir. (5)

Büyük Roma Yangını

Büyük Roma Yangını, 64 yılının 18 Haziran'ını 19 Haziran'a bağlayan gece patlak verdi. 
Roma İmparatoru Nero’ydu (5)

Nero, dört atın çektiği yarış arabaları kullanmaktan, arp çalmaktan ve şiir okumaktan hoşlanırdı. Hatta imparatorluğun her tarafında diğer sanatçılar tarafından seslendirilen şarkılar düzenlemişti. Başlangıçta, Nero sadece özel dinleyiciler için şarkı söylerdi. (5)

64 yılıyla birlikte, Nero popülaritesini arttırmak için Neapolis'te halk önünde söylemeye başladı. Yine 65 yılında quinquennial Neronia fetivalinin ikincisinde de şarkı söyledi. Söylendiğine göre Nero ilgi arzuluyordu ancak tarihçilerin, aynı zamanda yazdığına göre Nero halk içinde şarkı söylemesi için Senato, yakın çevresi ve diğer insanlar tarafından cesaretlendirilmişti. Antik tarihçiler ısrarla şarkı söyleme konusundaki tercihini utanç verici bularak eleştirirler. (5)

Bu eleştiriler, günümüzün meşhur "Roma yanarken keman çalıp şarkı söylüyordu" söylencesine de kaynaklık eder.

Nero, 67 yılında düzenlenen Olimpiyat Oyunları'na Yunanistan ile olan ilişkileri geliştirmek ve Roma hâkimiyetini göstermek için katılmaya ikna edildi. Nero tüm bu yarış ve rekabet sırasında zafer taçları kazandı ve Roma'ya döndüğünde bunlar için bir geçit resmi düzenledi. Bu zaferler imparator olması nedeniyle hakemler tarafından Nero'ya rüşvet olarak verilmiştir. (5)

Nero çıkan bir ayaklanma sonucu hançeri ile intihar etmiştir.
Cassius Dio'nun anlattığına göre, son sözleri " Ey Jüpiter, içimde nasıl bir sanatçı yok oluyor!" olmuştur (5)

Yangınlar ve yağma (6)

“Zahire pazarlarının yanması büyük bir hadiseydi. İstanbul’un her semtinden buraya koşan yüzlerce insan, ateşi söndürmeye değil, çuval çuval eşya taşımaya çalışıyorlardı. Buna kimse de mani olamıyordu.” (s.140)
Hatta bu yağmalardan kimilerine yeniçeri ağalarından, baltacılardan katılanlar da olur. Tıpkı Hocapaşa ve Baltacılar Odası yangınları sırasında olduğu gibi…
“Yeniçeri ağası pirinç kıtlığı olacak diye hücum etmiş.” (s.135)
“Ağalarının köşkünde yangın çıktığını gören Eskisaray baltacıları köşkün etrafını kuşattılar. Baltacılar bu bayram günü konağın zikıymet (değerli) eşyalarından birkaç şey kaçırabilmek hevesindeydiler.” (s.85)

Tarihte Yangınlar
Tarihte yerleşim yerlerindeki büyük yangınlar en çok 1500–1900 yılları arasında olmuştur.
Bunun fiziksel nedenleri vardır.
Ticaretin gelişmesi, bazı ortaçağ kentlerini devasa toplanma merkezleri (metropol) haline dönüştürdü.
Bu devasa merkezlerin zayıf noktası yangınlardı.
Eski kentler yeni kentlere dönüşürken ufak cadde ve sokaklar olduğu gibi kaldı. Bu gün bile eski İstanbul’u şöyle bir gezerseniz, kutu gibi oyuncak evler ve oyun bahçesinden çıkmış gibi küçük sokaklarla karşılaşırsınız.
Bu dar sokakların iki yanını ahşap evler doldurdu.

Yalnızca Paris’te bu dar sokaklar bir mimarın öncülüğünde genişletildi. 1848 ayaklanmasından sonra  III. Napolyon’un yönetimi altında Mimar Baron Haussmann Paris’in eski dar sokaklarını yıkıp bugünün ünlü büyük ve geniş Paris Bulvarlarını yaptı. Bunun nedeni sokak ayaklanmalarını daha kolay önleyebilmekti. Dar sokaklar askerlerin müdahalesini güçleştiriyordu.

Londra’da Büyük Londra Yangınından sonra bir değişim yaşanmıştı.

Haussmann’ın Paris’de yaptığı değişime benzer bir değişimi Bedrettin Dalan, İstanbul’da, Beyoğlu’nda yaptı.
İstanbul’da yapılan değişimin amacı trafiğin yoğunluğunu azaltmaktı. Hem Haussman hem de Dalan, hem övgü hem de eleştiri aldılar. Geniş caddeler ve modern yapılar inşa ettikleri için övüldüler, şehrin eski dokusunu bozdukları için de eleştirildiler.

Gelişmekte olan şehirlerin çok sayıda ahşap evden oluştuğunu söyledik.
Artık bir kıvılcım bu ahşap binalardan oluşan devasa şehirleri bir uçtan diğerine tutuşturmaya yeterdi.
Bu büyük yangınların siyasi, psikolojik ve ekonomik pek çok anlamı oldu.
Bu yangınlar toplumların bilincine ve bilinç dışına kazındı.


Yangınlar ve Duygular

Bilinçdışı neden sonuç ilişkilerini basit bir şekilde kurar.
Eğer Ahmet bizim hayatımızın içinde iken güzel şeyler yaşamışsak, Ahmet uğurlu bir insandır. Can dostumuzdur.
Eğer Faruk bizim hayatımızın içinde iken felaketler yaşamışsak, Faruk uğursuz bir insandır.

Bu ilişki nesnelerle de kurulur.
Fındıkzade’de oturduğumuz evde güzel şeyler, Gölcük’de oturduğumuz evde kötü şeyler yaşadık.
Öyleyse evlerimizin biri için uğurlu-kademli, diğeri için uğursuz-kötü diyeceğiz.

Aslında duygularımızı havada uçan su (buhar) zerrecikleri gibi düşünelim.
Yoğun olarak yaşadığımız olaylarda bu zerreler o kadar çoğalır ki artık havada asılı kalamaz, bir nesneye yapışma ihtiyacı hisseder.
Çöllerde yaşayan bitkilerin bazıları hemen hiç yağmurun yağmadığı bu yerlerde, havadaki su buharını bedenlerine toplayarak su ihtiyaçlarını giderirler. Su buharını kendi üzerlerinde yoğunlaştırırlar.
Bizim ruhumuzun “çölünde” de karşımıza bu bitki gibi kişilerin veya nesnelerin çıktığını düşünelim.
Duygularımızın yapıştığı bu nesne o sırada kişisel gündemimizde olan önemli kişi veya eşyadır.
Kızdığımız, sevdiğimiz herhangi bir duyguyu güçlü bir şekilde hissettiğimiz insanlar ve nesneler, duygularımızın yoğunlaştığı aktığı bir toplanma noktası, bir “su-deposudur”.

Dolayısıyla biz kızdığımız ve kavga ettiğimiz kişilere aynı zamanda şükür de etmeliyiz.
Çünkü o kişiler olmasa bu duygularımız havada dağılıp gidecek, kendimizi ifade edemeyeceğiz anlamına gelir.
Eğer kendimizi ifade edemez ve havadaki su buharına benzettiğimiz duygularımız yoğunlaşırsa, dış dünyada karşılığını bulamayan bu duygular kendi içimizde depremlere sebep olacaktır.
O sebepten hepimiz, sevmediğimiz insanlarla birlikte olmayı bile sürekli bir yalnızlığa tercih ederiz.
(Kızdığımız, sinirlendiğimiz kişiler derken, bize zarar veren, bizim seçmediğimiz kısa süreli ilişkileri hariç tutuyorum )

Yangınların psikolojik anlamı

Moskova yangınlarının ve ölen insanların İvan’ın “Korkunç” ününü pekiştirdiğini söyleyebilirim. Bilinçdışı olumsuz olay ve kişi arasında bir bağlantı kurmuştur.

Nimet Abla Gişesi örneğinde Bolluk ve bereketle – piyango bileti arasında
Korkunç İvan örneğinde ise felaket ve kişi arasında veya felaket ve yöneten kişi arasında bilinçdışı bağlantılar olduğunu düşünüyorum.

Yangınlar pek çok siyasi çekişmenin içinde değişik anlamlar ifade ediyor.
Yangınları kimler çıkarmıştır?
Londra’da İngiltere’nin düşmanları suçlanmış, İstanbul’da sigara içen insanlar, Moskova’da İvan’ı tahtan indirmek isteyen kişiler.

Nero’nun siyasi rakipleri Nero’yu Roma yanarken keyif yapan ve lir çalan bir adam olarak anlatmışlardır. Muhtemelen bu yanlış bilgiyi hepimiz bir tarihsel gerçeklik olarak öğrendik.

Nero’nun histerik bir karakteri olduğu anlaşılıyor. Ölmekte olan bir insanın “Ey Jüpiter, içimde nasıl bir sanatçı yok oluyor”
demesi sıra dışı bir tepkidir. Nero’nun sahneyi çok sevdiği anlaşılıyor. Çevresindeki insanlar tarafından bu zaafı onu pohpohlayarak arttırılmış.
Yunanistan’da spor karşılaşmalarında Nero rakiplerini yener. Başarılar kazanıp Roma’ya döner. Ama bu zaferi Şener Şen’in canlandırdığı Züğürt Ağa karakterinin zaferine benzer. Züğürt Ağa iri yarı bir pehlivanı yener, çünkü ağa pehlivanı yenerse köylüler ziyafet çekecektir. Ağa zor duruma düştüğünde köylülerden biri onunla güreşmekte olan iri pehlivana yaklaşıp yenilmesini ister.
Ağa pehlivanı yener, köylülerde yemek yiyebilirler.

Nero’yu devirmek isteyen rakipleri düşüncelerini ve duygularını şöyle ifade ediyor: “Nero roma yanarken lir çaldı!”

Aslında şunu söylüyorlar, “İmparator olduğu zaman kötü bir sanatçı olmasına rağmen kulaklarımızı tırmalayan müzikler çaldı ve bizler onu övmek zorunda kaldık, bu ne kadar zalimce bir şey değil mi? Tıpkı biz acılar içinde kıvranırken, alevler içinde yanarken karşımıza geçip birinin bize lir çalıp keyiflenmesi gibi bir şey Nero’nun yaptığı…”

IV Murat yangınların sebebi olarak tütün kullanımını göstermiş.  Tütün – ayaklanan kahvelerdeki kalabalıklar – yangınlar arasında bir ilişki kurmuş.
Bu algılama şekli, iktidarın kendini ifade etmesinde bir avantaj sağlıyor.
“Yangınları ve onların getirdiği felaketleri istemiyorsanız tütün kullanmayın. Kahvelerde toplanmayın !”

Suç ve Psikiyatri başlıklı yazımda, sapıklık ve doyum ilişkisi üzerinde durmuştum. Suç işleyen kişinin mağdur olan insandan doyum sağlaması suçu teşvik eder. Suçun devam etmesini ve tekrar tekrar oluşmasını sağlar. Bu doyum yolu “uygar, olağan” doyum yollarından farklı, ilkel (primitif) bir yol olduğu için bu eylem sapkınca bir eylemdir.

Yangınlara yukarıda gördüğümüz gibi yağmalama olayları da eşlik eder.
IV Murat sigara içmeyi yasaklayarak, sembolik olarak yangın sonucu doyum sağlamak isteyenleri engellemeye çalışmıştır. Yani ağız yasağı (emme yasağı) koymuştur.
Oral doyumun engellenmesi zalim anne imajına da gönderme yapar. Murat’ın annesi Kösem Sultan’ın öz torunu olan Avcı Mehmet’i öldürtmek istediğine dair bilgiler vardır.
Sigara yasağı psikolojik boyutta, zalim anne ile kurulan ilişkinin, sosyal alanda sembolik ifadesi olabilir.
Bu ifade biçimi ile yangınlar ve yağma arasında yasaklayıcı bir ilişki kurulmuştur.
Nimet Abla imajının ise iyi anne, doyurucu anne imajını sembolize ettiğini düşünüyorum.

Murat ve İvan arasında ilginç benzerlikler var.
İkisi de çocuk yaşta tahta çıkmak zorunda kalmışlar.
Kendileri padişah ve çar (adayı) olmalarına rağmen, ikisini de uzun süre başkaları tarafından yönetilmiş.
Saray entrikalarının yoğun olduğu dönemde ikisi de şüpheci ve güçlü insanlar olmak durumunda kalmışlar.
İkisinin döneminde de büyük yangınlar çıkmış.
II. Charles’ın da yangın sonrası şüpheci bir tutum içinde olduğunu görüyoruz.

Felakete uğrayan insanların içinde iki önemli duygu oluşabiliyor.
Bir tanesi bu felaketi hak etmediklerine dair isyankâr bir duygudur.
Diğeri ise bu felaketin kendilerine verilmiş bir ceza olduğu, dolayısıyla da kendilerinin aslıda bir suç işlediğine dair bilinçdışı bir duygunun varlığı.
İsyankâr duygular babalık sisteminin tamamen inkâr edildiği ve annenin sadistik bir şekilde sömürüldüğü sapkınca bir noktaya varabilir.
Felaketi kabul etmek ve suçluluk duyguları ise sadistik baba imajını içselleştirme noktasına gidebilir.

Sonuç olarak:
Güçlü şehirlerin kırılgan noktası olan yangınlar insan ilişkilerini ve yöneticilerin ve yönetilenlerin psikolojilerini önemli ölçüde zorlamıştır, değiştirmiştir.

Dr.Kubilay Boğoçlu
Psikiyatri Uzmanı
 
K

korsan

Kullanıcı
18 Kas 2007
En iyi cevaplar
0
36
Gaziantep
Seviyorum sıcaklığı :d
Ya birde romayı 2 defa yağmalayan bir köle vardı ismi şimdi tam aklımda değil ama..
Öle bişe okumuştum artıkın rivayetmiydi  gerçekmiydi hatırlamıyorum.Ama oda romayı boydan boya bi yakmıştı ateşi seven insanlarıda seviyorum :d

Dipnot:Kundakçı değilim :d
 
Üst