Alice Projesi

  • Konbuyu başlatan GulsahToptas
  • Başlangıç tarihi

Konu hakkında bilgilendirme

Konu Hakkında Merhaba, tarihinde Kişisel Gelişim Yazıları kategorisinde GulsahToptas tarafından oluşturulan Alice Projesi başlıklı konuyu okuyorsunuz. Bu konu şimdiye dek 3,017 kez görüntülenmiş, 6 yorum ve 0 tepki puanı almıştır...
Kategori Adı Kişisel Gelişim Yazıları
Konu Başlığı Alice Projesi
Konbuyu başlatan GulsahToptas
Başlangıç tarihi
Cevaplar
Görüntüleme
İlk mesaj tepki puanı
Son Mesaj Yazan korsan
G

GulsahToptas

Kullanıcı
17 May 2006
En iyi cevaplar
0
0
İstanbul
gulsaht.blogcu.com
Bu yazı akıl karı değildir! Akıllıların okumaması önerilir! Delileri muhatap alarak yazıyorum! Delilik denilen o “Alice aleminde” çok farklı değerler üretilmektedir. Zaten bu projeyi de sadece deliler uygulayabilir. Delilik bir bilmecedir. Bu bilmecenin çözümü ise akıl ile değil kalp ile anlaşılabilir. Kalpten kalplere selam olsun! Değişmeye karşı olanlar ise bu projeden uzak dursun.


(Ön bilgi: Bu projenin aslı yazının sonunda saklıdır.)

Baştan sonu belli olan bu yaşamda, anlamlandırarak ruhlarımız hayat bulmakta! Gizli bir anlam yarışı yaşanmakta. Yaşadıkça ruhlar zamanın yuvarlak kafesinde, asla bitmeyecektir bu yarış mekânların hiçbirisinde! Anlamak istiyoruz. Anlamaktan da ziyade anlaşılmak istiyoruz. Nasıl bildiğimizi bilmiyoruz ama içimizdeki büyük değeri seziyoruz. Anlaşılmak demek içimdeki değeri bil demektir. Bu masum istek her bir ruhun şaşmaz ve değişmez temel dileğidir. Evet değerliyiz. Bunun için de kendimize önem vermeliyiz. Küçük görmeden kendimizi ve ters düşmeden bu masum isteğe içimizdeki değeri önce kendimize göstererek ve kendimiz kendi değerimizi görerek önemli bir yaşamın önemli bir başyapıtı olduğumuzu da bu bilişe ekleyerek hayatı gittikçe daha da cennete çevirmeliyiz.

Ödemememiz gereken bedelleri ödemek zorunda değiliz. Ödediğimiz bedeller eğer hayatımıza anlam katmıyorsa o zaman eksiliyoruz demektir. Eksik hayatların çokluğu seçimlerimizin farkında olmadığımızı bizlere gösterir. Kendiliğinden; hiçbir baskı, zorlama ya da ritüel eseri olmadan sürdürülebilir dinamiklerimiz olmalıdır. Dinamik bir hayat için statik yapılar ortadan kaldırılmalıdır. Amacımız üretilmiş olan anlamları tekrar tekrar kullanmak değil anlam üreten yapılar kurmaktır. Anlam yenilenmediği takdirde anlamsızdır.

Hayatı yaşanabilir kılmak için hayatınızdaki tüm olumsuzlukları terk edin! Olumsuzlukları olumluluklar ile takas edin! Anlamsız olan işlerle uğraşmak hiçbir işle uğraşmamaktır. O halde daima dinamik bir denge için hep beraber anlamlar üretelim. Üretim ile hep beraber ruhlarımızı zenginleştirelim. Fakir ruh “mutsuz ruhtur”! Mutluluk ancak içimizde bulunur. Dışarıda aramak içindekini saklamaktır. Dışarıda bir şeylerin olmadığını şimdi anlama anıdır. Anlamalıyız ki anlamlarla anlaşılabiliyor oynanan bu hayat oyunu. Kendini küçük gören ruhlar, büyüklüklerini göremezler. İnsanın ruhu büyüktür. Bu büyüklüğü görmek bazıları için çok güçtür. Herkesin yüzüne bakar dururuz da dönüp kendi yüzümüze bakmayı çoğu zaman ya da her zaman reddederiz. Kendimizle baş başa kalmayı bile sevmeyiz. Adeta kendimizden nefret ederiz. Kendimizi sevmeliyiz. Sevda tohumları içerde atılır ve dışa doğru filizlenip saçılır.

Düşünmek bir iş değildir. Düşünmek kendiliğinden ve en doğal şekilde olan şeydir. Düşünmek yormaz. Düşünememek yorar. İnsanlar hep düşünmeyle korkutulurlar. Düşününce akıllarından olacaklarına inandırılırlar. Düşünmezseniz eğer sizin adınıza düşünürler. Siz de o düşünceleri düşünmeden alır ve kabul edersiniz ve kendi düşünceleriniz zannedersiniz. Belki şeytana uyar bazen düşünmeyi denersiniz ama işte o zaman engellenirsiniz. Tekrar hatırlatılır size düşünenlerin içine düştüğü korkunç haller ve sizlere derler aklına sahip çık ve herkesin düşündükleri düşünmeden düşün.

İç barışı sağlamak için iç dünyanıza gidin ve kendinizle barış antlaşması geliştirin. Barışarak kendinizle yeryüzündeki barışseverler arasında yerinizi edinin. Dışarıdan bir şeyler gelmez. Her insanın çaresi kendisindedir. Derdi çeken baş ise eğer dermanı da ruhta gizlidir. Kilitli bir kapı ve anahtar. Anahtarda içerde! Kapının olduğu işte tam o yerde. Dış beklenti anahtarı nasıl kullanacağınızı size söyleyemez. Söylenmedik söz sizlerin içinde. Haydi alın şu anahtarları da kapılar açılmak için beklemekte. Açın ve girin içinizdeki engin dış dünyaya ve görün orası kapalı bir mekan değil belki sonsuzdan bile zengin. Dışarıda çok bunaldınız artık rahat etmek sizlerin de hakkınız.

Farklı olmak çok yanlıştır. Çünkü zaten her insan farklıdır. Farklı olduğunu fark etmek anlamlıdır. Farklı olduğunu kavramakla her insan özgün yapısını kuşatır. Kuşatamadığımız farkındalıklar bizleri farklı kılamazlar. Kuşatma farkıyla farklı olan yapılarımız öz ruhumuzdan bir güneş gibi doğar ve açık ara önde eski yapılardan çok ilerilere yol alırlar. Aramaya ne hacet! Aradığınız nedir ki? Kendiniz değil mi? Aramak işi değil yapmanız gereken iş. İşiniz bulmaktır. Bulmak içinse bakışlarınızı kendinize çevirmeniz yeterli. Nedense aramak ve bulmak eylemi hep dışarıya endeksli.

Sadece deliler farklıdır! Çünkü onlar kendi yapılarını kuranlardır. Sürünün deli koyunları işte onlardır. Herkes gibi olanlar ise normal yapıdadır. Normal yapı kutsanmış yapıdır. Delilik ise aklın olmaması halidir. Deliler ne yaptığını nereden bilir? Sadece bir taş atarlar kör bir kuyuya ve çekip giderler. Ne kuyuyu nede taşı dert ederler. İşlerini bitirmiştirler ve çekip çoktan gitmiştirler. Kırk akıllıya ise o taş dert olur ve kırk akıl o taşı çıkarma derdiyle yanar kavrulur. Oysa deliler bilirler ki: O taş çıkarılması gereken değil atılması gereken taştır. Delilik kendi yapısı içerisinde son derece anlamlıdır. Deliler hor görülüp dışlanmamalıdır. Çünkü onlar da insandır. Sadece kendileri gibi olmak ise onların toplumdan dışlanmalarına yetecek tek günahlarıdır.

Alice projesi nedir? Aslında “Alice projesi” bu satırlara gelene kadar çoktan anlatıldı. Sadece, aklını kapının önünde bırakanlar proje evrenine girebilir ve onlar “Alice projesini” bilebilir. Öyle değil mi? Çünkü akıllılar zaten her şeyi bilmektedir. “Alice projesi” ise kuyuya atılan işte o taşın ta kendisidir.

(Son bilgi: Ve zaman sonsuz küresinde sonsuz bir şekilde kendisini hep seyr etti ve başladığı o ilk noktaya geri geldi.)


Yazan:Türker Ercan
 
E

ebruliyn

Kullanıcı
29 Nis 2008
En iyi cevaplar
0
0
Herkesin yüzüne bakar dururuz da dönüp kendi yüzümüze bakmayı çoğu zaman ya da her zaman reddederiz. Kendimizle baş başa kalmayı bile sevmeyiz. Adeta kendimizden nefret ederiz.

Düşünmezseniz eğer sizin adınıza düşünürler. Siz de o düşünceleri düşünmeden alır ve kabul edersiniz ve kendi düşünceleriniz zannedersiniz(Özellikle bu cümlelere takıldım)

Paylaşım için teşekkürler,ilgiyle okudum.
 
Z

Zynep

Kullanıcı
17 May 2006
En iyi cevaplar
0
0
İstanbul
Yazıyı okurken ilk aklıma gelen Erasmus'un Deliliğe Övgü kitabı oldu;

Deliliğe tanrısallık atfeden Erasmus. Onu akılla karşılaştırarak her iki olgunun sonuçlarından çıkarımlar yapar ve doğru/yanlış, güzel/çirkin kavramlarını bir daha gözden geçirmeye davet eder. İnsan usa gereğinden fazla güvenmiş, akıllı insana, örneğin bilgelere fazlaca itibar etmiş böylelikle aklın ruha ve egoya karşı bir hegemonya kurarak insan ruhunda buhranlara neden olmuştur.

"Akıl ne kadar can sıkıcı ve azap vericiyse; delilik o kadar hafif ve keyiflidir. Hayatın kaynağını teşkil eder. Devam eden her şeyde delilikten bir parça vardır. Her güçlük karşısında başvurulan delilikler olmasa ne evlilikler devam eder ne savaşlar kahramanlar çıkarır, ne yaşlılık çekilir, ne de aşklar ve dostluklar yaşanır. Tüm bu insancıl ilişkilerin devamında aklın zincirlerinden kurtulup deliliğin özgür atmosferinden çalmalar vardır. En akıllı insanın bile ara sıra başvurduğu delilikler olmasa yaşam çekilmez bir hal alır."
Bu noktada çok çarpıcı bir örneklendirme yapar Erasmus. Aklın avantajlarıyla kendilerine bir statü ve paye alan bilgeler bu durumlarıyla o kadar özdeşleşirler ki bir süre sonra hezeyan ve buhranlar içinde kendi hayatlarına kendileri son verirler. Onlar aklın temsilcileri olduklarından neşe ve mutluluk veren delilikten mahrum kalmışlardır.


Teşekkürler Gülşah.

 
T

tutankhamon

Kullanıcı
15 Eyl 2008
En iyi cevaplar
0
16
Bursa
Sadece deliler farklıdır! Çünkü onlar kendi yapılarını kuranlardır. Sürünün deli koyunları işte onlardır. Herkes gibi olanlar ise normal yapıdadır. Normal yapı kutsanmış yapıdır. Delilik ise aklın olmaması halidir. Deliler ne yaptığını nereden bilir? Sadece bir taş atarlar kör bir kuyuya ve çekip giderler. Ne kuyuyu nede taşı dert ederler. İşlerini bitirmiştirler ve çekip çoktan gitmiştirler. Kırk akıllıya ise o taş dert olur ve kırk akıl o taşı çıkarma derdiyle yanar kavrulur. Oysa deliler bilirler ki: O taş çıkarılması gereken değil atılması gereken taştır. Delilik kendi yapısı içerisinde son derece anlamlıdır. Deliler hor görülüp dışlanmamalıdır. Çünkü onlar da insandır. Sadece kendileri gibi olmak ise onların toplumdan dışlanmalarına yetecek tek günahlarıdır.
akıllı insanları tamamen çözemeyiz ama onları anlamak mümkündür ve bu yüzden onlara akıllı deriz ve bu yüzden akıllıdırlar oysaki delileri ne çözebilir nede anlayabiliriz kabul etmeliyizki onlar her ne kadar herkes gibi insan olsalarda farklı bir boyutta yaşıyorlar zaten deliliklerine sebep olan şeyde toplumun onları dışlaması değil onların toplumu reddetmesidir
 
S

syn

Kullanıcı
12 Ara 2007
En iyi cevaplar
0
0
İstanbul
Alice Projesi denilince aklıma ilk gelen Ölümcül Deney oldu. İyi ki gelmiş ,bu durum konuya bakmama vesile oldu. :)
Hani arada bir insanın kendini tazelemesi için okuması gereken yazılar olur ya bu da onlardan biri.Muhteşem bir yazı...Bunun için  çok teşekkürler Gülşah

''O halde daima dinamik bir denge için hep beraber anlamlar üretelim. Üretim ile hep beraber ruhlarımızı zenginleştirelim. Fakir ruh “mutsuz ruhtur”! Mutluluk ancak içimizde bulunur. Dışarıda aramak içindekini saklamaktır...!!!Kendini küçük gören ruhlar, büyüklüklerini göremezler!!!... !!!Farklı olmak çok yanlıştır. Çünkü zaten her insan farklıdır. Farklı olduğunu fark etmek anlamlıdır.!!!...Oysa deliler bilirler ki: O taş çıkarılması gereken değil atılması gereken taştır...''


Yazıyı okurken ilk aklıma gelen Erasmus'un Deliliğe Övgü kitabı oldu;

Deliliğe tanrısallık atfeden Erasmus. Onu akılla karşılaştırarak her iki olgunun sonuçlarından çıkarımlar yapar ve doğru/yanlış, güzel/çirkin kavramlarını bir daha gözden geçirmeye davet eder. İnsan usa gereğinden fazla güvenmiş, akıllı insana, örneğin bilgelere fazlaca itibar etmiş böylelikle aklın ruha ve egoya karşı bir hegemonya kurarak insan ruhunda buhranlara neden olmuştur.

"Akıl ne kadar can sıkıcı ve azap vericiyse; delilik o kadar hafif ve keyiflidir. Hayatın kaynağını teşkil eder. Devam eden her şeyde delilikten bir parça vardır. Her güçlük karşısında başvurulan delilikler olmasa ne evlilikler devam eder ne savaşlar kahramanlar çıkarır, ne yaşlılık çekilir, ne de aşklar ve dostluklar yaşanır. Tüm bu insancıl ilişkilerin devamında aklın zincirlerinden kurtulup deliliğin özgür atmosferinden çalmalar vardır. En akıllı insanın bile ara sıra başvurduğu delilikler olmasa yaşam çekilmez bir hal alır."
Bu noktada çok çarpıcı bir örneklendirme yapar Erasmus. Aklın avantajlarıyla kendilerine bir statü ve paye alan bilgeler bu durumlarıyla o kadar özdeşleşirler ki bir süre sonra hezeyan ve buhranlar içinde kendi hayatlarına kendileri son verirler. Onlar aklın temsilcileri olduklarından neşe ve mutluluk veren delilikten mahrum kalmışlardır.
''Aklın avantajlarıyla kendilerine bir statü ve paye alan bilgeler bu durumlarıyla o kadar özdeşleşirler ki bir süre sonra hezeyan ve buhranlar içinde kendi hayatlarına kendileri son verirler. '' Bu söz aklıma nedense Freud'u getirdi.
 
K

korsan

Kullanıcı
18 Kas 2007
En iyi cevaplar
0
36
Gaziantep
Hayatı yaşanabilir kılmak için hayatınızdaki tüm olumsuzlukları terk edin! Olumsuzlukları olumluluklar ile takas edin! Anlamsız olan işlerle uğraşmak hiçbir işle uğraşmamaktır.

Teşekkür ederim gülşah dün okumuştum yazmak kısmet olmadı bu güne imiş.
Yukarıda geçenler vurucu cümleler benim için uygulamaya çalışıyorum.
Ve sanırım başaracagım öyle gibi görünüyor.
 
Üst